İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler (25) kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler (25)

Terzibaba - Necdet Ardıç

139 sayfa~209 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcesohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba - Necdet Ardıç (Yazar)Sohbet Arası Sohbetler (Seri/Kategori)İslami EserTasavvufi SohbetlerManevi RehberlikDijital Kütüphane KoleksiyonuTürkçe Edebiyat

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler kitabı nedir?

"Sohbet Arası Sohbetler" kitabı, Necdet Ardıç'ın farklı mekânlarda ve farklı kişilere yaptığı, spontane gelişen irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmış bir derlemesidir. Bu eser, tasavvufî eğitim metodu olan sohbetin, mürşidin müridlerine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı işlevini yansıtırK1. Kitapta yer alan sohbetler, aynı konuları farklı mertebelerden ele alarak, her sohbetin kendine özgü bir özelliği olduğunu vurgular ve okuyuculara ilâhî idrakler kazandırmayı hedefler (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.2). Bu eser, Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan çalışmalarından biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba)).

Kaynaklar: K1, s. 29

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, tasavvufî sohbet geleneğinin yazılı bir yansımasıdır. Bu sohbetler, mürşidin müridlerle yaptığı irşad toplantıları olarak tanımlanır (Sohbet (Wiki)). Kitabın önsözünde belirtildiği üzere, bu sohbetler değişik mahallerde ve farklı kimselere yapılmış olup, aynı mevzuların farklı mertebelerden aktarılması esasına dayanır. Bu durum, her sohbetin kendine ait bir özelliği olduğunu ve tekrar gibi görünen kısımların aslında eğitim gereği olduğunu gösterir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.2). Örneğin, Fetih Suresi'nin 29. ayeti gibi konular, farklı irfan mertebelerinden ele alınarak açıklanır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.24, s.47). Kitap, Necdet Ardıç'ın "Gönülden Esintiler" ve "İrfan Sofrası" gibi tasavvuf serilerinin bir parçasıdır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.1). Sohbetlerin içeriği, ayet mevzularından (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.47) sorular ve cevaplara (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.36) kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Ayrıca, yaylada yapılan sohbetler gibi özel anlar da kitaba dahil edilmiştir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.114). Bu eser, tasavvufî eğitimin sözlü aktarımını, yani ders/sohbet boyutunu temsil eder ve kalpten kalbe feyiz aktarımına bir köprü vazifesi görürK1. Sohbetin ehil olmayanlara haram olduğu vurgusu, bu aktarımın manevi derinliğini ve seçiciliğini gösterir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.80). Kitap, okuyuculara ilahi idrakler ve dünya ahiret saadeti dileğiyle sunulmuştur (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.2).

Kaynaklar: K1, s. 29

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, "İz-Terzi Baba" olarak da bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tekirdağ'da ikamet eden Ardıç, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve eserleri ile sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştıran müstesna bir şahsiyettir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.1-2; Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Başlıca eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Necdet Divanı ve Hacc Divanı bulunmaktadır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.135, 140). Kendisi, tasavvufî hakikatleri, özellikle de evliyanın farklı mertebelerdeki görüşlerini açıklayan bir rehberdir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.91).

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "İz-Terzi Baba" lakabıyla tanınan, Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşiddir. Kendisi, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma misyonunu üstlenmiş, eserleri ve sohbetleriyle bu geleneği geniş kitlelere ulaştırmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç'ın bürosu Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5 Servet Apartmanı'nda, evi ise 100. Yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, Daire 13'tedir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.1).

Necdet Ardıç'ın tasavvufî birikimini yansıtan birçok eseri bulunmaktadır. Bu eserler arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Necdet Divanı ve Hacc Divanı öne çıkmaktadır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.135, 140). Ayrıca, Lübb'ül Lübb Özün Özü ve Tuhfetu'l Uşşâkiyye gibi Osmanlıca eserleri günümüz Türkçesine çevirmiştir. Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler adlı eseri İngilizce ve İspanyolca'ya, İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri adlı eseri ise Fransızca'ya çevrilmiştir. İslâm, İmân, İhsân, İkân (Cibril Hadîs'i) da diğer önemli çalışmalarındandır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.137). Necdet Ardıç, tasavvufî görüşünde, evliyanın farklı mertebelerdeki "görüş" kabiliyetine vurgu yapar; bu görüş, sıradan bir bakışın ötesinde, hakikatleri idrak etme yeteneğidir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.91). Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler, Necdet Ardıç'ın riyasetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almış, böylece onun ekolünü devam ettirmişlerdirvikipedi.

Kaynaklar: Vikipedi: Abdürrezzak Tek; Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî

Kitapta geçen seyr-i sülûk ne demektir?

Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir. Bu yolculuk, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği mertebeleri kapsar ve klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) gibi ana hatlara ayrılırK1. Kitapta bu yolculuk, on iki derslik bir sistem olarak ifade edilir ve bu derslerin tamamlanmasıyla "tekmil-i tarik" yapıldığı belirtilir; ancak bu derslerin bitmesiyle yolun tamamlanmadığı vurgulanırs.114. Seyr-i sülûk, sâlikin nefs mertebelerinden başlayarak hazret mertebelerini aşmasıyla mümkün olan bir ilerleyiştirs.115.

Kaynaklar: K1, s. 265 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 114, 115

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevi mertebeleri ifade eder (Seyr-i Süluk, WIKI). Bu yolculukta her sâlikin seyri, ana hatlarda belirlilik olsa da, kendi yaşantısına göre farklılık gösterirs.115. Seyr-i sülûkun temel aşamaları şunlardır:

1. Seyr ilallâh (Allah'a sefer): Sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yöneldiği, mücâhede ve tezkiye ile başlayan yolculukturK1. Bu, "Allah'a doğru gidiş" olarak da ifade edilirs.115. 2. Seyr fillâh (Allah'ta sefer): Sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur. Bu aşamada sâlik, mârifet kademelerinde ilerlerK1. Kitapta bu durum, "Hakk'ta seyir" olarak geçer ve kişinin beşerî kimliğiyle "ente"ye geldiğinde, hayatını kendisini Hakk'tan ayrı bir mahlûk gören anlayışla sürdürmeye başlamasıyla ilişkilendirilirs.107, 130. 3. Seyr maallâh (Allah'la sefer): Sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidirK1. 4. Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer): Sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdırK1. Bu, "Allah'tan ama Allah ile seyir" olarak da açıklanırs.107.

Seyr-i sülûk, Nefs-i Emmâre'den başlayarak nefis mertebeleri ve ardından hazret mertebelerinin aşılmasıyla gerçekleşirs.115. Bu yolculukta, Yusuf kıssası "Kıssaların en güzeli" olarak anılır ve bir dervişin seyr-i sülûkunun İsrailiyet seyrinin hakikatini bildirdiği belirtilirs.99, 100. Ayrıca, Fatiha-i Şerif'in seyr-i sülûk sıralamasında birinci halka olduğu ve Kur'an'a eşdeğer bir makama sahip olduğu ifade edilirs.118. Seyr-i sülûk, sâlikin idrakinde esmâ mertebesinde Museviyyet'e, sıfat mertebesinde İseviyyet'e yönelmesini gerektirir; bu da mana itibarıyla Mescid-i Aksa'ya yönelmekle eşdeğerdirs.75.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 75, 99, 100, 107, 115, 118, 130 · K1, s. 265

Kitapta bahsedilen 'kelime-i tevhidin farklı mertebelerde söylenmesi' ne anlama gelir?

Kelime-i Tevhîd'in farklı mertebelerde söylenmesi, sâlikin mânevî idrâk ve sülûk seviyesine göre bu mübârek kelimenin anlam ve tesirinin değişmesini ifâde eder. Bu durum, kelimenin sadece lisânî bir tekrar olmaktan öte, kalbî ve hakîkî bir tecellîye dönüşmesini anlatır. Tasavvufta Kelime-i Tevhîd, "Lâ ilâhe illâllâh" ve "Muhammedun Resûlullâh" kısımlarıyla, kişinin bulunduğu irfan mertebesine göre farklı derinliklerde yaşanırs.25. Bu mertebeler, zâhirî lisânî söyleyişten başlayarak, Hak'tan başka her şeyin nefyedilip yalnızca O'nun varlığının ispat edildiği ahadiyyet ve vâhidiyyet makamlarına kadar uzanır.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 25

Ayrıntı

Kelime-i Tevhîd'in farklı mertebelerde söylenmesi, sâlikin mânevî yolculuğunda katettiği aşamalarla doğrudan ilişkilidir. Her sâlik, "Lâ ilâhe illâllâh Muhammedun Resûlullâh" sözünü zâhirî olarak aynı kalıpta söylese de, bu sözün içselleştirilmesi ve idrâk edilmesi kişinin mertebesine göre farklılık gösterirs.25.

Bu mertebeler, tasavvufî literatürde çeşitli katmanlarda ele alınır:

  1. Lisânî Mertebe (Tevhîd-i Lisânî): Kelime-i Tevhîd'in sadece dil ile söylenmesidir. Bu, zikrin en başlangıç seviyesidir ve herkesin ortak noktasıdırs.25; K1-27.

  2. Akâidî Mertebe (Tevhîd-i Akâidî): Kelimenin kalben tasdik edilmesi, îmânın temelini oluşturur. "Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû" ifâdesindeki "eşhedü" (şahitlik ederim) kelimesi, kalbî bir kabûlü ve idrâki vurgulars.31.

  3. Fiillerin Tevhîdi (Tevhîd-i Ef'âl): Sâlikin, bütün fiillerin yalnızca Allah'tan sâdır olduğunu idrâk etmesidir. Bu mertebede kişi, kendi fiillerini Hak'tan ayrı görmezs.125.

  4. İsimlerin Tevhîdi (Tevhîd-i Esmâ): Bütün isimlerin ve sıfatların Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellîleri olduğunu anlamaktır. Bu, vâhidiyyet mertebesinde esmânın tafsîliyle ilişkilidirs.125; K1-168.

  5. Sıfatların Tevhîdi (Tevhîd-i Sıfât): Tüm sıfatların Hak'tan geldiğini ve O'nun sıfatlarının birer yansıması olduğunu bilmektirs.125.

  6. Zâtın Tevhîdi (Tevhîd-i Zât): Varlığın tek kaynağının Allah'ın zâtı olduğunu idrâk etmektir. Bu mertebede "Lâ ilâhe illâllâh" sözünün "Lâ" kısmı, Hak'tan başka bütün vücud iddialarının nefyini, "illâllâh" kısmı ise Hak'ın ispatını ifâde ederK1.

  7. İnsan-ı Kâmil Mertebesi: Tevhîdin en üst zuhuru olan Mertebe-i Muhammediyye'de, Kelime-i Tevhîd'in "Lâ ilâhe" kısmı, ahadiyyet mertebesinde zât-ı mutlakın isminin olmadığını, "Lâ" diyerek "Ben yokum, sen varsın" hakîkatinin yaşandığını gösterir. Bu mertebede, "Lâ ilâhe illâllâh" demeye bile gerek kalmadan, "Lâm elif"in tüm uluhiyyet mertebesini kucaklayarak ahadiyyeti sardığı belirtilirs.125, s.126. Hakikat-i Muhammediyye lisanından, bütün varlıkların bâtınında "Lâ ilâhe illâllâh" dediği, Rahmaniyet mertebesinden ise "Muhammedun Resûlullâh" olduğu ifâde edilirs.9. Bu, "Kulillâhi sümme zerhüm" (Allah de, gerisini bırak) ilkesiyle fenâfillah makamının sırrına işaret edervikipedi.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 1, 9, 25, 27, 31, 125, 126, 168 · K1, s. 27 · Vikipedi: Kulillâhi Sümme Zerhüm

Eserdeki 'Rabb-i has' kavramı nasıl açıklanıyor?

Eserdeki 'Rabb-i has' kavramı, kişinin kendi nefsini tanımasıyla idrak edebileceği, ona özel terbiye eden ve yetiştiren ilahi isim veya sıfatlar bütünü olarak açıklanır. Bu, her bireyin kendi varoluşsal yolculuğunda keşfettiği, ona özgü olan ve Cenâb-ı Hakk'ın genel rubûbiyyetinin bir tecellisi olan bir Rabb anlayışıdır. Kişinin nefs mertebelerine göre farklılaşan bu Rabb-i has, "Nefsini bilen Rabb'ını bilir" hakikatiyle doğrudan ilişkilidir ve kişinin kendi özelliklerini bilmesiyle yolunun açıldığı bir idrak alanıdırs.121.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 121

Ayrıntı

'Rabb-i has', tasavvufî bir terim olup, kişinin kendi varlığında tecelli eden ve onu terbiye eden özel ilahi isim veya sıfatlar bütününe işaret eder. Genel rubûbiyyetin (âlemleri terbiye eden Hak) aksineK1, Rabb-i has, bireyin kendi içsel yolculuğunda, nefs mertebelerinde ilerledikçe keşfettiği, ona özgü bir terbiye edici gücü ifade eders.121. Bu kavram, "Nefsini bilen Rabb'ını bilir" hakikatiyle doğrudan bağlantılıdır; zira kişi kendi nefsini, yani kendi özelliklerini ve varoluşsal katmanlarını tanıdıkça, ona özel olan Rabb'ının yolunu da idrak etmeye başlar. Aksi takdirde, kişi gaybda olan bir Rabb icat edip bir ömür ona ibadet edebilirs.121. Rabb-i has'ı tespit etmek kolay bir şey değildir ve bu süreç, kişinin kendi içsel durumunu takip etmesini gerektirirs.42. Bazen kişinin Rabb-i has'ına yakın olan rablar iştiraki olabilirken, zıt rablar da kişinin ikilemde kalmasına neden olabilir; bu durum, hava burcu, ikizler burcu gibi karışık rabları olan kimselerin kararsızlıklarına benzetilirs.43. Cenâb-ı Hakk'ın "Ben kulumun zannına göreyim" (Ene inde zannî abdî bî) hadis-i kudsisi, kişinin iyi niyetle hayalinde mucidi olduğu Rabb'ı dahi kabul ettiğini gösterir; bu kabul, Hakk'ın genel varlığı içerisinde bir kabullenmedir ve ondan ayrı değildirs.122. Bu durum, kişinin kendi nefsini bilme ve Rabb'ını idrak etme sürecindeki samimiyetinin önemini vurgular.

Kaynaklar: K1, s. 54 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 42, 43, 121, 122

Kitapta geçen 'Mi'rac hadisesi'nden hangi ibretler çıkarılıyor?

Mîrâc hadisesi, tasavvufî idrâkte Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Cenâb-ı Hakk ile perdesiz görüşmesi ve insanlık âlemine sunulan müthiş hakikatlerin kaynağı olarak büyük ibretler barındırır. Bu hadise, sadece zâhirî bir gece yolculuğu olmayıp, aynı zamanda sâlikin manevî yükselişine ve Hak ile vuslatına dair derin işaretler taşır. Mîrâc, namazın mü'minin mîrâcı olması gibi, her mü'min için tahkîk edilebilir bir makâmı temsil eder ve Kelime-i Tevhîd'in "Muhammedün Resûlullah" kısmının tahakkukuna vesile olmuşturs.31, 70. Bu hadise, peygamberin her an mîrâc hâlinde olduğunu ve bu özel yolculuğun bizlere bir öğüt olarak resmedildiğini de gösterirs.101.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 31, 70, 101

Ayrıntı

Mîrâc hadisesinden çıkarılan ibretler, tasavvufî bakış açısıyla çok katmanlıdır. Öncelikle, Mîrâc, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Kâbe Kavseyni Ev Ednâ" makâmına ulaşarak Cenâb-ı Hakk ile perdesiz bir görüşme gerçekleştirdiği, eşsiz ve biricik bir hâldirK1. Bu durum, dünya tefekkür tarihinin en geniş manadaki üçüncü hadisesi olarak kabul edilir ve insanlık âlemine Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şahsında sunulan müthiş hakikatlerin bildirilmesidirs.70.

İkinci olarak, Mîrâc, namazın farz kılınmasıyla doğrudan ilişkilidir. İslâmiyet'in ilk zamanlarında Müslümanlar sadece "Lâ ilâhe illallah" derken, Mîrâc gecesinde namazın farz olmasıyla Kelime-i Tevhîd'e "Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh" kısmı eklenmiştirs.31, 89. Bu, Mîrâc'ın Kelime-i Tevhîd'in ve Kelime-i Risâlet'in tahakkukunda merkezi bir rol oynadığını gösterirs.16. Melekler dahi bu hadiseye şahitlik ederek Allah'ın varlığına ve Peygamberimizin kulu ve resulü olduğuna şehadet etmişlerdirs.89.

Üçüncü olarak, Mîrâc, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) her zaman mîrâc hâlinde olduğunu ve bu özel yolculuğun bizlere bir öğüt olarak resmedildiğini vurgulars.101. Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya yapılan yolculuk, zâhirî bir seyahat olmanın ötesinde, sâlikin kendi zatına yönelerek manevî bir mîrâc yapması gerektiğine işaret eder. Bu, "bilmel yakin" olarak kitaplardan okunup öğrenilmesi gereken bir peygamber tarihi olayıdırs.102. Mîrâc, aynı zamanda sâlikin sülûkunda yaşadığı manevî urûcları, yani "mîrâc-ı sagîr"i temsil eder; namazda, zikirde, halvette kalbin Hak'ın huzuruna ulaşması gibiK1. Bu, zâhirî müşahedelerin ötesinde, her mertebenin kendine özgü bir anlatımı olduğunu gösterirs.101.

Kaynaklar: K1, s. 276 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 16, 31, 70, 89, 101, 102

Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklarda, Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı kitabının tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ancak, kitabın içeriğine ve yazılış biçimine dair bazı ipuçları mevcuttur. Kitap, yazarın farklı zamanlarda yaptığı sohbetlerin kayda alınmasıyla oluşmuş, "irfan ehli arifler tarafından" anlaşılabilecek derinlikte kavramlar içeren ve "Hakikat-i İlahiye kitabının, Muhammediye bölümünde" bahsedilen konulara değinen bir eserdir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.18). Bu durum, eserin tasavvufî terminolojiye ve derinlikli konulara aşina olmayı gerektirebileceğini düşündürmektedir. Ayrıca, eserin "Terzi Baba" ve "İnsan-ı Kamil" gibi tasavvufun klasik eserlerine atıflarda bulunması (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.138), tasavvufî birikimi olan okuyuculara hitap ettiğini gösterir.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserin tasavvufa yeni başlayanlar için uygunluğu, kaynaklarda doğrudan belirtilmese de, kitabın yapısı ve içeriği üzerinden bazı çıkarımlar yapmak mümkündür. Kitap, Necdet Ardıç'ın "oldukça uzun bir çalışma süresinden sonra kayda alınan" sohbetlerinin bir derlemesidir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.2). Bu sohbetler, yazarın ifadesiyle "tarih sıraları itibari ile (30) bölüme bölünüp bu kadar kitap meydana gelmiş" (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.2). Bu durum, kitabın belirli bir sistematik yerine, sohbetlerin akışına göre ilerleyen bir yapıya sahip olduğunu düşündürmektedir.

Kitabın içeriğinde, "Ene" ve "Ente" gibi tasavvufun temel kavramlarına değinilirken, "beşeriyyet mertebesi i’tibârı ile kişi sorumludur" gibi ifadelerle tasavvufî sorumluluk bilinci işlenmektedir (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.130). Ancak, bu kavramların "eğitim ile kendi hakîkatine doğru yol almaya başlayanların üzerinde geçerli değildir" şeklinde bir ayrım yapılması (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.130), eserin belirli bir tasavvufî olgunluğa ulaşmış okuyuculara hitap ettiğini düşündürebilir.

Ayrıca, kitapta "Kelime-i Tevhid'in kemali bütün zuhuru ile kemali, irfan ehli arifler tarafından (hakikat ehli tarafından) ilk baştaki lâm elif ile başlıyıp bitiyor. İlahe ye hiç gerek bile kalmıyor" gibi ifadeler yer almaktadır (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.18). Bu tür ifadeler, tasavvufî terminolojiye ve derin anlam katmanlarına aşina olmayan bir okuyucu için anlaşılması güç olabilir. Yazarın, "Hakikat-i İlahiye kitabının, Muhammediye bölümünde bu söylediğim şey vardır" (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.18) demesi de, eserin başka tasavvufî kaynaklara atıfta bulunarak, okuyucudan belirli bir ön bilgi beklentisi içinde olduğunu göstermektedir.

Kitabın kaynaklar bölümünde "Terzi Baba" ve "İnsan-ı Kamil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi" gibi eserlerin listelenmesi (Sohbet Arası Sohbetler (25), s.138), yazarın tasavvufun klasik ve derinlikli metinlerine vakıf olduğunu ve bu metinlerden beslendiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, "Sohbet Arası Sohbetler" kitabının da benzer bir derinlik ve terminoloji içerebileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla, tasavvufa yeni başlayan bir okuyucu için bu kitabın içeriği ve üslubu zorlayıcı olabilir.

Kitaptaki 'cüz'î irade ve kader' konusu nasıl işleniyor?

Tasavvufî anlayışta cüz'î irade ve kader kavramları, klasik akâiddeki yüzeysel tanımların ötesinde, mertebeli bir idrâk ile ele alınır. Cüz'î irade, her mertebede farklı bir faaliyet gösteren bir hakikat olarak kabul edilirkens.36, kader ise "miktar" anlamına gelir ve kaza ile birlikte bir fiiller manzumesi olarak açıklanır; yaygın yanlış kullanımın aksine, kader kazanın tafsilatıdırs.38. Bu bağlamda, ilâhî ilimde zamanın olmadığı, dünyada ise zamanın söz konusu olduğu belirtilerek, ilâhî ilimdeki programın dünyadaki açılımının kader olduğu vurgulanırs.38. Sâlik için bu idrâk, teslimiyetlevikipedi Hakk'ın hükmüne râm olmayı ve her hâlini mîzânK1 ile tartmayı gerektirir.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 36, 38 · Vikipedi: Teslimiyet · K1, s. 101

Ayrıntı

Tasavvufta cüz'î irade, varlığı kabul edilen ancak her mertebede farklı bir işleyişe sahip olan bir hakikattirs.36. Bu, insanın kendi seçimlerinin olduğu, ancak bu seçimlerin daha geniş bir ilâhî düzen içinde tezahür ettiği anlamına gelir. Kader ise, yaygın yanlış anlamanın aksine, "miktar" demektir ve kazanın tafsilatıdır; yani bir fiiller manzumesidirs.38. İlâhî ilimde zaman mefhumu bulunmadığından, oradaki programın dünyada zamana bağlı olarak açılımı kader olarak isimlendirilirs.38. Bu, her olayın ilâhî bir programın parçası olduğunu, ancak bu programın detaylarının dünyada zamanla ortaya çıktığını gösterir.

Bu anlayış, sâlikin teslimiyetinivikipedi derinleştirir. Zira her şeyin ilâhî bir miktar ve düzen içinde olduğunu idrâk etmek, iradenin Hakk'a bırakılmasını kolaylaştırır. MîzânK1 kavramı da bu bağlamda önem kazanır. Sâlik, her amelini ve hâlini Hakk'ın hükmü mîzânına çekerek, kendi cüz'î iradesinin ilâhî kaderle nasıl bir denge içinde olduğunu müşâhede eder. Bu, kalbin Hak ile halk arasındaki dengesiniK1 kurma çabasıdır. Fiil, fail ve mefuls.59 üçlemesi de bu ilâhî düzenin bir parçası olarak ele alınır; güzel bir netice için bu üç öğenin de kemalde olması gerektiği belirtilir. Bu, bâtınîvikipedi bir idrâk olup, dış dünyaya yönelik bir ispat aracı olan mu'cizedenK1 farklı olarak, Hakk'ın her şeydeki tecellîsini görmeyi sağlar.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 36, 38, 59 · Vikipedi: Teslimiyet, Bâtın · K1, s. 14, 101