
Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler ne anlatıyor?⌄
"Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler", Necdet Ardıç'ın farklı mekânlarda ve kişilere yaptığı irfan sohbetlerinin yazıya dökülmüş hâlidir. Bu eser, Efendi Baba tarafından sözlü ve sesli olarak aktarılan manevi ilmin, kelimeler ve harfler aracılığıyla kalıcı hâle getirilmesini amaçlar (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.3). Kitap, tasavvufî eğitimin bir parçası olarak, aynı konuların farklı zamanlarda ve değişik mertebelerde tekrar edilmesinin önemini vurgular; zira her sohbetin kendine özgü bir özelliği ve aktarım gücü vardır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.2). Eser, okuyuculara konuları çok boyutlu ve farklı cephelerden idrak etme imkânı sunarak, manevi bir zenginlik ve fikir bereketi sağlamayı hedefler (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.3).
›Ayrıntı
"Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler", Necdet Ardıç'ın "Efendi Baba" olarak anılan mürşidi tarafından yapılan irfan sohbetlerinin derlemesidir. Bu çalışma, dinlenilen "sohbet arası sohbetler"den bir demet sunmayı hedefler ve Efendi Baba'nın söz ve ses ile meydana getirdiği müstesna ilmi, yazıya dökerek daha geniş kitlelere ulaştırma gayesi taşır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.3). Tasavvufta sohbet, mürşidin müridine yaptığı manevi yoldaşlık, eğitim ve hâl aktarımı olarak tanımlanır ve kalpten kalbe feyiz aktarımı niteliğindedirK1. Bu eserdeki sohbetler de bu manevi aktarımın yazılı bir formudur.
Kitapta yer alan sohbetler, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılmış olup, aynı mevzuların farklı bağlamlarda tekrar edilmesi eğitim gereği olarak açıklanır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.2). Bu tekrarlar, aslında aynı sohbetin değişik zamanlarda, farklı mertebelerdeki idrakine yönelik olup, her sohbetin kendine ait özelliği olduğu vurgulanır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.2). Eser, okuyucunun konuları farklı cephelerden ve çok boyutlu olarak anlamasına yardımcı olmayı amaçlar (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.3).
Sohbetler, sâlikin manevi yolculuğunda ilerlemesi için bilgi, kitap, sohbet ve tefekkürün önemini vurgular. Tarikat yolunda her gün en azından bir kelime veya cümle ilerlemenin gerekliliği belirtilir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.65). Ayrıca, bu sohbetlerin dinleyicileri "öldürdüğü", yani eski hâllerinden çıkarıp yeni bir idrak seviyesine taşıdığı ifade edilir; bu durum "ölmeden önce ölünüz" hakikatine bir göndermedir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.72, s.119). Eser, tasavvufî eğitimin ve manevi ilerlemenin bir aracı olarak, irfan sohbetlerinin kalıcı bir kaydını sunmaktadır.
Kaynaklar: K1, s. 29
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Kendisi, Tekirdağ'da yaşamış ve tasavvuf serisi içinde birçok eserin yazılmasına riyâset etmiştirs.2. Eserlerinde ve sohbetlerinde tasavvufun temel kavramlarını, özellikle de varlık ve yokluk arasındaki dengeyi vurgulamıştırs.69.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 2, 69
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî irfanı günümüze taşıyan müstesna şahsiyetler arasında yer alırvikipedi. Kendisi "Terzibaba" lakabıyla anılmaktadırs.2. Ardıç, tasavvufî eserler kaleme almış ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınırvikipedi.
Necdet Ardıç'ın riyâsetinde, tasavvuf serisi içinde birçok eser yazılmıştır. Bu eserler arasında Abdürrezzak Tek'in kaleme aldığı Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri ile Terzi Oğlu Cem Cemâlî'nin yazdığı Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri bulunmaktadırvikipedi. Kendi eserleri arasında ise Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri, Lübb’ül Lübb Özün Özü ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı hakikatler gibi çalışmalar yer almaktadırs.141, s.142, s.145.
Necdet Ardıç, tasavvufî düşüncesinde varlık ve yokluk kavramlarına özel bir önem atfetmiştir. Bir sohbetinde, "Bir yönüyle baktığın zaman sen mutlak varlıksın, bir yönüyle baktığında adem, mutlak yokluksun. Ya yokluğu kabul et, ya varlığı kabul et veya ikisini de kabul et. Rolünü ona göre yap, zaman zaman var ol, zaman zaman yok ol" ifadeleriyle bu dengeyi vurgulamıştırs.69. Ayrıca, isminin ebced hesabıyla 457'ye tekabül ettiğini belirterek, bu sayının İslam'ın hakikatleri (şeriat, tarîkât, hakîkat, marifet), hazerât-ı hamse ve nefs mertebeleri gibi tasavvufî kavramlarla ilişkilendirilebileceğini ifade etmiştirs.85.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Abdürrezzak Tek; Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî · Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 2, 69, 85, 141, 142, 145
Eserde geçen "Tevhid mertebeleri" ne demektir?⌄
Tevhid mertebeleri, tasavvufta Allah'ın birliğini idrak etme ve yaşama yolculuğunda sâlikin katettiği farklı aşamaları ifade eder. Bu mertebeler, zâhirî şeriattan başlayıp bâtınî hakikatlere doğru derinleşen bir silsile arz eder. Necdet Ardıç'ın eserinde bu mertebeler, peygamberlerin isimleriyle ilişkilendirilerek açıklanır: Tevhid-i ef'âl İbrahim (a.s.) mertebesi, Tevhid-i esmâ Musa (a.s.) mertebesi, Tevhid-i sıfât İsa (a.s.) mertebesi ve Tevhid-i zât ise Muhammed (s.a.v.) mertebesidirs.31. Bu mertebelerin her biri, Hakk'ın farklı bir veçhesini idrak etme ve o idrakle yaşama hâlini temsil eder ve Kelime-i Tevhid'in "Lâ ilâhe illâllâh" ifadesinin kişiyi fenâfillâha ulaştırma gayesiyle yakından ilişkilidirs.61.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 31, 61
›Ayrıntı
Tasavvufta tevhid, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi ve sâlikin nihai hedefidirvikipedi. Bu hedefe ulaşmak için farklı idrak ve yaşantı seviyeleri bulunur ki bunlar "tevhid mertebeleri" olarak adlandırılır. Bu mertebeler, sâlikin mâsivâdan kalbini temizleyip (nefiy) Hak ile doldurması (isbat) sürecini yansıtırK1.
Necdet Ardıç, bu mertebeleri peygamberlerin sülûkleriyle ilişkilendirir:
- Tevhid-i ef'âl: İbrahim (a.s.) mertebesidir. Bu mertebede sâlik, tüm fiillerin Allah'tan geldiğini idrak eders.31.
- Tevhid-i esmâ: Musa (a.s.) mertebesidir. Bu aşamada, her ismin Allah'ın bir tecellisi olduğu ve tüm isimlerin O'na ait olduğu idrak edilir. Musa (a.s.) mertebesi, Allah'ı ötelerde düşünme, yani tenzih mertebesiyle de ilişkilendirilirs.28, 31.
- Tevhid-i sıfât: İsa (a.s.) mertebesidir. Bu mertebede, Allah'ın sıfatlarının tüm varlıkta tecelli ettiği ve her şeyin O'nun sıfatlarının bir yansıması olduğu anlaşılır. İseviyet mertebesinde tenzih, teşbihe dönüşür ve Hakk'ın bir kişide veya mahalde zuhuru bilinirs.30, 31.
- Tevhid-i zât: Muhammed (s.a.v.) mertebesidir. Bu en yüksek mertebede, tüm varlığın Allah'ın zâtından ibaret olduğu, "Bana bakan Hakk'ı görür" hükmüyle tüm âlemdeki görüntünün Hakk'ın vechinden başka bir şey olmadığı idrak edilirs.30, 31. Bu mertebe, Ulûhiyet mertebesi olarak da ifade edilir ve Kur'an'ın hakikatlerini zât mertebesinden idrak etmeyi içerirs.43.
Bu dört tevhid mertebesini birleştiren ve hepsini içinde toplayan "gerçek tevhid mertebesi" ise, bu yaşantıların hepsini kapsayan bir birliktirs.31. Her mertebede, sâlikin o mertebenin gereğini kullanması icap eders.30. Kelime-i Tevhid'in aslı, kişiyi fenâfillâha ulaştırmasıdır; "Lâ ilâhe" ile nehiy, "illâllâh" ile ispat gerçekleşirs.61. Bu mertebeler, sâlikin nefs mertebelerini aşmasıyla da yakından ilişkilidir; zira tevhid ehli, mertebeleri gereği ulaştıkları cennetlerde yaşarlar ve dünyadayken beşeriyetleri kalmadığından ilahi tecelliler şeklinde bizatihi kendileri Hakk olarak yaşarlars.55.
Kaynaklar: Vikipedi: Tevhid · K1, s. 27 · Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 28, 30, 31, 43, 55, 61
Kalbin gönül hâline gelmesi nasıl olur?⌄
Tasavvufta kalbin "gönül" hâline gelmesi, sâlikin mânevî yolculuğunda önemli bir mertebe değişimidir ve mutmainne nefs mertebesine ulaşmış bir kalbin genişlemesiyle gerçekleşir. Başlangıçta "telvin makamı" olan, yani Cemâl ve Celâl sıfatları arasında dönen ve duyguların kaynağı olan kalp (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.18), tezkiye ve zikirle arınarak "gönül"e dönüşür. Bu dönüşüm, Allah'ın "Beni yere göğe sığdıramadım, mü'min kulumun kalbine sığdım" (Aclûnî, II/195) hadîs-i kudsîsinde işaret edilen genişlemeyi ifade eder ve sâlikin Hak'kı idrâk etme kapasitesinin artmasıyla, yani marifetullah mertebesine ulaşmasıyla mümkündür (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.67). Gönül, ay, güneş ve yıldızlardan daha üstün bir varlık olarak kabul edilir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.58).
›Ayrıntı
Kalbin gönül hâline gelmesi, tasavvufî sülûkun ilerleyen aşamalarında meydana gelen bir mânevî tekâmüldür. Başlangıçta kalp, "telvin makamı" olarak nitelendirilir; yani Allah'ın Cemâl ve Celâl sıfatları arasında sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedir, duyguların kaynağıdır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.18). Bu hâldeki kalp, henüz tam bir istikrara kavuşmamıştır. Kalbin gönüle dönüşmesi, "Elem neşrahleke sadrek" (İnşirah 94/1) ayetinde ifade edilen göğüs genişlemesiyle ilişkilendirilir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.18). Bu genişleme, kalbin Allah'ın tecellîlerine daha fazla açılması ve O'nu idrâk etme kapasitesinin artması anlamına gelir.
Bu dönüşümün temel şartlarından biri, nefsin "mutmainne" mertebesine ulaşmasıdır. Mutmainne nefs, Cenâb-ı Hakk'ın "Ey mutmainne nefs! Rabbine dön" (Fecr 89/27-28) hitabına muhatap olan, huzura ermiş ve tatmin bulmuş nefistir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.17). Bu mertebeye ulaşan kalp, artık "kalblikten çıkarak gönül hükmüne girer" (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.17). Gönül, marifetullah mertebesinde ilâhî ayetlerin doğrudan kalbe indirildiği bir mahaldir; zira ayetler kalbe inmezse Hak tanınmamış olur (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.67). Bu durum, sâlikin ilham ile evhamı birbirinden ayırma kabiliyetine ulaşmasını gerektirir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.67). Gönül, fizik bedenin ötesinde, Hakîkat-i Muhammediye'den gelen bir oluşumun idrâkini barındıran, genişlemiş bir varlıktır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.19). Bu mertebede gönül, ay, güneş ve yıldızlardan daha üstün bir varlık olarak kabul edilir ve emin olanları himayesi altına alır (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.58, 61). Kalp uyumaz, ancak ceset uyur (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.9).
Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Hayır, verilen kaynaklara göre "Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler" adlı kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için değildir; aksine, tasavvufun temelini oluşturan ehli sünnet ve'l cemaat anlayışını da kapsayan ve geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden bir eserdir. Kitap, tasavvufun ruh ilmini müşahede ile yaşanan bir bilgi olarak sunarken (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.21), aynı zamanda kader gibi konuların anlaşılmasında ehli sünnet ve'l cemaat anlayışının önemini vurgulayarak (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.113) tasavvufun bu temel üzerine inşa edildiğini belirtir. Bu durum, eserin sadece tasavvuf ehli için değil, İslami ilimlere ve ehli sünnet anlayışına vâkıf olmak isteyenler için de bir rehber niteliği taşıdığını gösterir.
›Ayrıntı
"Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler" adlı eser, tasavvufî hakikatleri ele alırken, bu hakikatlerin anlaşılması için gerekli olan alt yapının ehli sünnet ve'l cemaat anlayışı olduğunu açıkça ifade eder (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.113). Bu bağlamda, tasavvufun kader gibi temel meseleleri ele alış biçiminin, ehli sünnet ve'l cemaat anlayışından bağımsız düşünülemeyeceği belirtilir. Kitap, tasavvufu "bireysellikten kurtulup, Ulûhiyyet'e ulaşmak" olarak tanımlar ve gerçek tasavvufun bu olduğunu vurgular (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.110). Ancak bu hedefe ulaşabilmek için, ehli sünnet ve'l cemaat anlayışının sunduğu temel bilgilerin edinilmesi gerektiği ifade edilir.
Eser, ruh ilminin ancak tasavvuf çalışmaları yapan kimseler tarafından bilinebileceğini, zira bunun elle tutulur bir bilgi olmayıp müşahede ile yaşanan bir bilgi olduğunu belirtir (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.21). Bu durum, kitabın tasavvufun derinliklerine inmek isteyenler için bir rehber olduğunu gösterse de, ehli sünnet ve'l cemaat anlayışının bu derinliklere ulaşmada bir ön koşul olarak sunulması, kitabın hitap ettiği kitlenin sadece tasavvuf ehli ile sınırlı olmadığını ortaya koyar. Dolayısıyla, kitap, tasavvufun bâtınî yönlerini anlamak isteyenlerin yanı sıra, İslami ilimlerin temelini oluşturan ehli sünnet prensiplerini de kavramak isteyen geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Kitabın farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılan sohbetlerden derlenmiş olması (Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31), s.2), konuların farklı seviyelerden insanlara aktarılma gayretini de yansıtır.
Kulun kendindeki makamı nedir?⌄
Kulun kendindeki makamı, sâlikin sülûk neticesinde ulaştığı, istikrarlı manevî mertebedir ve bu makam, kulun kendi öz varlığında, Hakikat-i Muhammediyye'nin şuaları olarak tecelli eden bir varlıktır. Bu makam, dışarıda aranacak bir şey olmayıp, kulun kendi içindeki perdeleri aşmasıyla idrak ettiği bir hakikattirs.4. Tasavvufta makam, hâlden farklı olarak süreklilik arz eder ve sâlikin amel ve tahkîk ile elde ettiği bir mevkiyi ifade eder; bu, Hakk'ın esmâsının kulda tezahür ettiği bir yaşam alanıdırK1.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 4 · K1, s. 162
›Ayrıntı
Kulun kendindeki makam, sâlikin manevî yolculuğunda ulaştığı ve istikrar kazandığı bir mertebedir. Bu makam, "makâm-ı mahmûd" olarak da ifade edilir ve kulun gecenin bir vaktinde kalkıp çalışması neticesinde ulaşacağı bir seviyedirs.4. Bu makam, kulun dışarıda arayacağı bir şey değil, kendi özünde var olan bir hakikattir. Hakikat-i Muhammediyye'nin şuaları, kulun varlığında bir makam, bir varlık ortaya çıkarır. Kul, kendi içindeki perdeleri aştığında, bu hakikat kendi aynasında yansımaya başlar ve kul için bir güneş olurs.4.
Tasavvufî açıdan makam, hâlden farklı olarak süreklilik ve istikrar gösterir. Hâl gelip geçici iken, makam sâlikin üzerinde yerleşen ve ondan ayrılmayan bir durumdur. Makam, sâlikin kendi gayreti (kesb) ile elde ettiği bir mevki olup, ilahî bir bağış (mevhibe) olan hâlin kulun günlük yaşamına yerleşmiş şeklidirK1. Bu bağlamda, kalbin "telvin" makamından "temkin" makamına geçişi önemlidir. Telvin, renklenme ve dönme halini ifade ederken, temkin tecrübe kazanma ve bir işin hakikatine ulaşma anlamına gelirs.18.
Kulun bu makama ulaşması, Hakk'ın varlığında kendi gerçek kimliğini bulmasıyla mümkündür. Bu vuslat, kulun kendi nefsini aşmasıyla gerçekleşir; zira nefs, gizli bir şekilde kendi ulûhiyetini ilan ederek bu vuslata engel teşkil edebilirs.111. Kulun kendi fiillerini halk etme meselesi de bu makamın idrakinde önemli bir yer tutar. Mutezile'nin "kul fiilinin halıkıdır" görüşü, Allah'ın hükümranlığını kaldırma tehlikesi taşırkens.99, Cebriye'nin "kul fiilini yapmak mecburiyetindedir" görüşü ise kulun sorumluluğunu ortadan kaldırırs.100. Ehl-i Sünnet'in yaklaşımı ise, hem Hakk'ın hem de kulun fiildeki rolünü dengeleyerek, Hakk'ın ismindeki kulun fiilini vurgulars.102. Bu, kulun kendi iradesiyle (ihtiyar) ilahî esmâların tecellilerini yönlendirebilme sorumluluğunu da içerir; örneğin, Mudill esmâsından gelen bir kaderi, Hadi esmâsına doğru çevirebilme imkânı gibis.92.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 4, 18, 92, 99, 100, 102, 111 · K1, s. 162
Eserdeki sohbetler neden tekrarlanıyor gibi gelebilir?⌄
Eserdeki sohbetlerin tekrarlanıyor gibi gelmesinin temel sebebi, farklı zamanlarda ve farklı dinleyici kitlelerine aynı konuların aktarılması gerekliliğidir. Ancak bu tekrarlar, aslında aynı mevzunun değişik mertebelerden ve farklı boyutlardan ele alınmasıyla her bir sohbetin kendine özgü bir nitelik taşımasından kaynaklanır. Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler" adlı eserinde belirtildiği üzere, bu durum bir eğitim gereğidir ve her sohbetin kendine ait bir özelliği vardırs.2.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 2
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler" adlı eserinde yer alan sohbetlerin, okuyucuya tekrarlanıyor gibi gelmesinin birkaç nedeni bulunmaktadır. Öncelikle, bu sohbetler değişik mahallerde ve farklı kimselere yapıldığı için, aynı konuların farklı dinleyici kitlelerine aktarılması bir eğitim gereği olarak görülmüştürs.2. Bu durum, tasavvufî eğitimin doğasında bulunan, bilginin farklı seviyelerdeki sâliklere uygun biçimde sunulması prensibiyle örtüşür. İkinci olarak, her ne kadar konular benzer olsa da, aynı mevzunun değişik zamanlarda değişik mertebeleri itibarıyla ele alınması, her sohbetin kendine ait bir özellik taşımasını sağlar. Yani, yüzeysel bir bakış açısıyla tekrar gibi görünen durumlar, aslında konunun farklı cephelerden ve çok boyutlu olarak anlatılmasıdırs.2, s.3. Bu, tasavvufta bilginin sadece zâhirî değil, bâtınî boyutlarının da idrak edilmesine yönelik bir çabadır. Sohbetlerin bu şekilde sunulması, dinleyicilerin veya okuyucuların konularla hem-dem olmalarını ve fikir bereketi sağlamalarını hedeflers.3. Dolayısıyla, bu tekrarlar, bilginin pekiştirilmesi, derinleştirilmesi ve farklı idrak seviyelerine hitap etmesi amacıyla yapılan bilinçli bir eğitim metodunun parçasıdır.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 2, 3
İnsandaki "Mescid-i Haram" ve "Mescid-i Aksa" ne anlama gelir?⌄
Tasavvufî anlayışa göre insandaki "Mescid-i Haram" ve "Mescid-i Aksa", Cenâb-ı Hakk'ın zât mertebesi ile sıfât ve esmâ mertebelerinin tecellî ettiği içsel mekânları ifade eder. Mescid-i Haram, zât mertebesini, yani akl-ı evvel ve akl-ı küll mertebesini temsil ederkens.34, Mescid-i Aksa ise sıfât ve esmâ mertebelerinin zuhur ettiği, içinde bulunduğumuz dünya âlemini ve insanın bu âlemdeki ibadet ve kulluk hâlini simgelers.34. Bu iki mertebe, Hz. Peygamber'in mîrâc yolculuğunun insandaki karşılığı olup, sâlikin kendi varlığında Hakîkat-i İlâhiyye'ye doğru yaptığı manevî yükselişi ve tenezzülü işaret eder.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 34
›Ayrıntı
İnsandaki Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa kavramları, tasavvufta Hz. Peygamber'in mîrâc hadisesinin sembolik bir okuması olarak ele alınır. Mîrâc, lugatte "çıkış aleti, merdiven" anlamına gelir ve Hz. Peygamber'in Mescid-i Aksâ'dan göklere yükselmesini ifade ederK1. Tasavvufta ise bu yolculuk, sâlikin kendi iç âleminde yaşadığı manevî urûcları, yani "mîrâc-ı sagîr"i temsil ederK1.
Mescid-i Haram'ın Anlamı: Kaynaklara göre Mescid-i Haram, "zât mertebesi, akl-ı evvel, akl-ı küll mertebesi" olarak açıklanırs.34. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın mutlak ve biricik varlığını, tüm sıfat ve isimlerden münezzeh olan özünü ifade eder. İnsanda bu mertebe, kişinin kendi özündeki ilâhî hakikate işaret eder. Eğer Hz. Peygamber Mescid-i Haram'da kalsaydı, zaten mîrâcta olduğundan mîrâc hadisesine gerek kalmazdı, bu da zât mertebesinin en yüksek makam olduğunu gösterirs.34.
Mescid-i Aksa'nın Anlamı: Mescid-i Aksa ise "sıfât mertebesi ve esmâ mertebesi" olarak tanımlanırs.34. Lugatte "en uzak" anlamına gelen Aksa, Kâbe-i Şerif'e göre en uzak mesafedeki mübarek ibadet yeridirs.34. Tasavvufta bu, zât mertebesinden sıfât ve esmâ mertebelerine tenezzülü, yani ilâhî isim ve sıfatların zuhur ettiği bu dünya âlemini temsil eder. İçinde bulunduğumuz dünya, bu anlamda bir Mescid-i Aksa hükmündedirs.34. İnsan, bu dünyayı kendi yaşantısına göre ya "esfel-i sâfilîn" (en aşağı mertebe) ya da "Mescid-i Aksa" ve hatta "Mescid-i Haram" yapabilirs.36.
İki Mertebe Arasındaki İlişki: Hz. Peygamber'in Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yürütülmesi, zât mertebesinden sıfât ve esmâ mertebelerine bir tenezzülü ifade eders.34. Bu, aynı zamanda insanın kendi varlığında ilâhî hakikatleri idrak etme yolculuğudur. Kişi, kendi nefsâniyetinden sıyrılarak ruhaniyetini keşfettiğinde, ilâhî güçler ve mertebeler kendisinde tecellî etmeye başlars.13. Bu yolculuk, Hakîkat-i Muhammediyye'nin bilinmesi ve şeriat ahkâmının tatbik edilmesiyle başlar, ardından tarîkat mertebesine ulaşılırs.54.
Kaynaklar: K1, s. 276 · Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler — s. 13, 34, 36, 54