
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Tuhfetu'l-Uşşâkî ne anlatıyor?⌄
Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının adap ve erkanını, bu tarikata mensup sâliklerin manevi yolculuklarını ve tarikatın temel hakikatlerini anlatan bir eserdir. Eser, büyük arif ve mutasavvıf Abdullah Salahaddin Uşşâkî Hazretleri tarafından kaleme alınmış olup, günümüz insanlarının anlayabileceği bir dille Necdet Ardıç tarafından sadeleştirilmiştir1. Kitap, Uşşâkî usulüne göre adap ve erkan ile tarikatın yüce kurallarını iki bab ve bir sonuç halinde sunar; bu yönüyle âşıklara sunulan bir hediyedir1.
›Ayrıntı
Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının manevi esaslarını ve uygulamalarını detaylandıran bir rehber niteliğindedir. Eserin temel amacı, Uşşâkî sâliklerine tarikatın adap ve erkanını öğretmek, manevi makamları ve hakikatleri açıklamaktır1. Kitap, "aşıklara hediyeler" anlamına gelen ismiyle, tarikatın ruhani yolculuğunda ilerleyenlere yönelik bir kılavuzdur1. Abdullah Salahaddin Uşşâkî'nin kudsi himmetleriyle varid olan icazet erkanına ait taç, şeyh, mürşid, post ve ayin-i zikir gibi konularda hakikatleri ve rumuzları açıklama niyetiyle yazılmıştır1. Eserde, zikir meclislerinde uygulanan "huu" zikri gibi pratikler ve mürşidin eline su dökme gibi ritüeller de yer almaktadır1. Ayrıca, sâlikin nefs-i mutmainne makamına ulaştığında hırka giydirilmesi ve Uşşâkî sâliklerinin saçlarını tıraş etmeleri gibi tarikatın kendine özgü uygulamalarına da değinilir; bu uygulamaların her birinde acayip işaretler bulunduğu belirtilir1. Kitapta, peygamberlerin kalpleri (Kulûb-u Enbiya) üzere tertip olunan hakikatler ve Cenab-ı Pir Salahaddin Uşşâkî Efendimiz'in "fefhem" (hemen anla) ifadesiyle kamil akıl sahiplerine hitap ettiği vurgulanır1. Eser, İslam, İman, İhsan, İkan gibi temel İslami kavramların yanı sıra, Sure-i Rahman, Kelime-i Tevhid, Sure-i Feth, Sure-i Yusuf ve Cibril gibi konuları da farklı yönleriyle ele almaktadır1. Bu yönleriyle Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının hem teorik hem de pratik yönlerini kapsayan kapsamlı bir eserdir.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 3, 7, 9, 30, 38, 40, 48, 72
Kitabın adı olan Tuhfetu'l-Uşşâkî ne demek?⌄
"Tuhfetu'l-Uşşâkî", "Aşıklara Hediyeler" anlamına gelen bir eser adıdır. Bu isim, Uşşâkî tarikatı sâliklerine yönelik olarak Şeyh Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî tarafından kaleme alınmış bir risalenin başlığıdır1. Eser, Uşşâkî usulüne göre âdâb ve erkânı, yani tarikatın kurallarını ve adaplarını içeren, iki bölümden oluşan bir kitaptır1. Necdet Ardıç tarafından günümüz Türkçesine sadeleştirilmiştir1.
›Ayrıntı
"Tuhfetu'l-Uşşâkî" ifadesi, Arapça kökenli iki kelimenin birleşiminden oluşur: "Tuhfe" ve "Uşşâkî". "Tuhfe", hediye, armağan anlamına gelirken; "Uşşâkî", Uşşâkî tarikatına mensup olanları veya âşıkları ifade eder. Dolayısıyla, eserin adı "Aşıklara Hediyeler" veya "Uşşâkîlere Hediyeler" şeklinde tercüme edilebilir1. Bu eser, Uşşâkî tarikatının önemli şahsiyetlerinden Şeyh Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî Hazretleri tarafından yazılmıştır1. Kitabın içeriği, Uşşâkî tarikatının âdâb ve erkânına, yani tarikatın kurallarına ve manevi yolculuğun inceliklerine dair bilgiler sunmaktadır1. Eser, Necdet Ardıç tarafından günümüz insanlarının anlayabileceği bir dile uyarlanarak sadeleştirilmiştir ve "İrfan Sofrası Tasavvuf Serisi"nin sekizinci kitabı olarak yayımlanmıştır1. Necdet Ardıç, bu sadeleştirme çalışmasını merhum Nusret Tura Hazretleri'nin isteği üzerine yaptığını belirtmektedir1. Kitap, yazarı Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî Hazretleri'ne ve emeği geçen herkese manevi hasılatın ulaşması niyazıyla sunulmuştur1.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 3, 5, 7
Seyr-i süluk nedir?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir. Bu yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde Hak'a doğru ilerlemesini ve manevî mertebeleri aşmasını ifade eder1. Seyr-i sülûk, klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) gibi ana hatlara ayrılır ve sâlikin mülkten melekûta yükselişinin mesnedidir1. Bu yolculukta sâlik, nefsinden ve dünyadan Hak'a yönelerek mücâhede ve tezkiye ile başlar, ardından esmâ ve sıfatlarda yolculuk yaparak mârifet kademelerinde ilerler1. Seyr-i sülûkun tamamlanması için yedi tur ve yedi letâif mertebesinin geçilmesi gerektiği belirtilir2.
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsar1. Bu manevî yolculukta mürid, mürşidinin rehberliğinde ilerler3. Klasik tasavvufta dört ana seyrden bahsedilir: Birincisi Seyr ilallâh (Allah'a sefer), sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesidir; bu mücâhede ve tezkiye ile başlar1. İkincisi Seyr fillâh (Allah'ta sefer), sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; burada sâlik mârifet kademelerinde ilerler4. Üçüncüsü Seyr maallâh (Allah'la sefer), sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidir1. Dördüncüsü ise Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer), sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır; bu son seyr mürşidlerin makâmıdır1.
Seyr-i sülûkun aşamaları arasında ruhun tevhidle urûcu, Elest hitabı ile cezbelenmesi ve fenâfillâhta ruhların esmâ mertebelerinde seyr etmesi yer alır2. Bu yolculukta sâlikin yedi tur ve yedi letâif mertebesini geçmesi gerekir2. Bu mertebeler sırasıyla vahdet-i ef'âl, vahdet-i esmâ, vahdet-i sıfât mükaşefesi ve vahdet-i vücûd muayenesidir2. Seyr-i sülûkun tahsilinde acele etmemek, telkin olunmayan esmâyı zikretmemek ve her esmanın kendine has işareti zuhur etmedikçe zikri değiştirmemek önemlidir2. Ayrıca seyr-i sülûkun üç temel şartı az yemek, az uyumak ve az konuşmaktır2. Sülûk ehli, yirmi sekiz menzilde seyr-i sülûk sahibi olarak eski beşeriyet ahlakını değiştirip yeni ve temiz ahlaka ulaşmayı hedefler2. Seyr-i sülûk ile bu makamlara gelmeyen kimsenin vahdet-i vücûdu idrak etmesi söz ve akıl ile mümkün değildir2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 265
- 2.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 22, 29, 52, 56, 67
- 3.Vikipedi: Seyr-i Süluk
- 4.K1-265, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 56
Kitapta geçen Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet ne anlama geliyor?⌄
Tasavvufta şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet, sâlikin Hakk'a ulaşma yolculuğundaki dört temel mertebeyi ifade eder. Şeriat, zahiri kuralları ve fiilleri kapsayan ilk basamak olup, tüm mertebelerin temelidir ve aklın özü olarak hakikatin kendisidir1. Tarikat, bu yola girme, mürşidle bağ kurma ve nefis duvarlarını delme sürecidir1. Hakikat, Hakk'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı üçüncü mertebedir ve sâlikin kendini tanımasıyla başlar2. Mârifet ise sülûkun kemâli, Hakk'ı bilfiil tanıma ve vâsıllık makamıdır; burada sâlik vahdet vücudu müşâhede eder3. Bu mertebeler, tevhidin farklı seviyelerini ve Hakk'a ulaşmanın aşamalarını gösterir1.
›Ayrıntı
Tasavvufta şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet, sâlikin manevi yolculuğundaki aşamaları temsil eden mertebelerdir. Bu dört mertebe, tevhidin farklı seviyelerini ifade eder1.
Şeriat, bu yolculuğun ilk basamağıdır ve zahiri kuralları, fiilleri ve dış görünüşü düzenleyen hükümleri içerir1. Ancak şeriat, sadece dış kurallardan ibaret değildir; tüm mertebeleri kapsayan geniş bir anlamı vardır ve aklın özü, hakikatin kendisidir1. Kitap ve sünnet ile amel etmek şeriattir ve bu amel olmadan hakikat ilmi hasıl olmaz1. Şeriat makamı, yokluk makamına işaret eder1.
Tarikat, şeriatın ardından gelen ikinci mertebedir. Bu, Hakk'a ulaşma yoluna girme, mürşidle bağ kurma, virdler çekme ve nefis duvarlarını parça parça delme sürecidir2. Tarikat makamı, paklık makamına işaret eder1.
Hakikat, sülûkun üçüncü mertebesidir. Bu kademede Hakk'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı belirtilir4. Hakikat, şeriatın tasdiki ve tarikatın meyvesidir4. Sâlikin kendini tanımasıyla başlayan bir süreçtir1. Hakikat makamı, vuslat makamına işaret eder1.
Mârifet, sülûkun kemâli ve son noktasıdır. Bu mertebede sâlik, Hakk'ı bilfiil tanır ve vâsıllığın kemâline ulaşır4. Mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâlidir ve hakk'el-yakîn ile aynı kademede yer alır4. Mârifet makamı, müşâhede ve vahdet makamına işaret eder; burada sâlik, vahdet vücudu hasıl eder1. Şeyh-i Ekber'e göre, velinin şeriat hududu haricinde söylediği kelam, makam-ı kurb-u velayet ve künhü mârifet itibariyle zuhur eder1.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 4, 26, 34, 39, 40, 54, 67
- 2.K1-164, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 1
- 3.K1-240, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 54, 67
- 4.K1, s. 164, 240
Mürşide teslimiyet neden önemlidir?⌄
Tasavvufta mürşide teslimiyet, sâlikin manevî yolculuğunda ilerlemesi ve nefs engellerini aşması için hayati bir öneme sahiptir. Bu teslimiyet, sâlikin kendi iradesini Hakk'a bırakmasının bir tezahürü olarak mürşidin kemaline tam bir itaatle vasıflanmasıdır1. Mürşid, sâliki velayet suyuyla yıkayarak "gayriyyet", "hades ve hudüs" gibi sonradan meydana gelen kirlerden temizler; bu durum, sâlikin mürşid huzurunda "gassal elindeki meyyit gibi" olmasını gerektirir1. Mürşide teslimiyet, sülûkun resmî başlangıcı olan biat ile manevî bir ahid olarak kurulur ve sâlikin mürşidine kalbi bağlılığını ifade eden rabıta ile pekişir.
›Ayrıntı
Mürşide teslimiyet, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biridir ve sâlikin manevî gelişiminde merkezi bir rol oynar. Bu teslimiyet, sâlikin kendi nefsanî arzularından ve benliğinden sıyrılarak, mürşidin rehberliğinde Hakk'a yönelmesini sağlar. "Mürşide teslimiyet" kavramı, sâlikin mürşidinin kemaline tam bir itaatle vasıflanması olarak tanımlanır1. Bu durum, sâlikin mürşid huzurunda "gassal elindeki meyyit gibi" olmasını, yani kendi iradesini tamamen mürşidine bırakmasını gerektirir1. Mürşid, bu teslimiyet sayesinde sâlik üzerinde tasarruf edebilir, onu "velayet suyuyla yıkayarak" "gayriyyet", "hades ve hudüs" gibi sonradan meydana gelen kirlerden ve benlikten kaynaklanan kusurlardan temizler1.
Mürşide teslimiyetin önemi, sâlikin sülûk yolunda karşılaşacağı nefs tuzaklarını tek başına aşamayacak olmasından kaynaklanır. Mürşid, sâlikin nefsini dışarıdan görerek, sâlikin kendi göremediği oyunları fark eder ve ona gösterir2. Bu nedenle, mürşidi olmayanın şeyhinin şeytan olduğu ifade edilir2. Teslimiyet, sâlikin mürşidine duyduğu derin muhabbetle de beslenir; bu muhabbet, sülûkun itici gücü ve mücâhedenin tatlandırıcısıdır2. Mürşide teslimiyet, sâlikin mürşidine "selamün aleyküm" demesinin dahi caiz görülmediği bir tazim seviyesini içerir; zira bu, tazime aykırı kabul edilir ve mürşidin sözüne, zahirde hata gibi görünse bile, itiraz edilmez1. Bu, Hızır (a.s.) ile Musa (a.s.) arasındaki muameleye benzetilir1. Sonuç olarak, mürşide teslimiyet, sâlikin manevî arınma ve kemale erme sürecinde vazgeçilmez bir adımdır.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 20, 21, 53
- 2.K1, s. 63, 247
Zikrin faydaları nelerdir?⌄
Zikrin faydaları, tasavvufî metinlerde hem dünyevî hem de uhrevî boyutlarıyla ele alınır. Zikir, gafletten uyanmaya, şeytanı uzaklaştırmaya ve kalbin Hakk'a bağlanmasına vesile olur. Özellikle cehrî (açık) zikir, gafilleri uyandırma ve şeytanı tard etme meziyetine sahiptir1. Zikir, sâlikin her hâlde Allah'ı anmasını sağlayarak daimî bir şuur hâli kazandırır ve bu hâl, kişiyi cennete götüren amellerin temelini oluşturur1. Ayrıca zikir meclisleri, Peygamber Efendimiz'in ifadesiyle "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiş, bu meclislerde bulunmak manevî lezzetlere ulaşmaya vesile kılınmıştır1. Zikir, sâlikin kalbini mürşidi vasıtasıyla Hakk'a rapt etmesini ve ilahî feyzi almasını sağlar1.
›Ayrıntı
Zikrin faydaları, tasavvufî sülûkün temel taşlarından biri olarak çeşitli veçheleriyle açıklanmıştır. Öncelikle, zikir, sâlikin gafletten uyanmasına ve şeytanın uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Özellikle cehrî zikir, yani açıkça yapılan zikir, bu hususta daha faziletli kabul edilir; zira ilahî farzların açıkça ilanı, gizli zikirden daha üstün görülür ve gafilleri uyandırma, şeytanı tard etme gibi meziyetleri barındırır1.
Zikir, aynı zamanda kalbin Hakk'a bağlanmasını temin eder. Sâlikin, mürşidi vasıtasıyla kalbini Hakk'a rapt etmesi, mürşidini ilahî feyzin kapısı bilerek o kapıdan feyz alması zikrin şartlarından biridir1. Bu durum, sâlikin her an Hakk'ın nazarında olduğunu düşünmesini sağlar.
Zikrin bir diğer önemli faydası, daimî zikir hâline ulaşmaktır. Hangi tarikattan olursa olsun, sâlikin hiçbir hâlde zikirden gafil olmaması gerektiği vurgulanır. Ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere, Cenâb-ı Hakk'ı ayakta, oturmakta, sağlıkta, hastalıkta, gecede, gündüzde, karada, denizde, gizlide, açıkta, sükûnda ve harekette her hâlde çokça zikretmek emredilmiştir1. Bu daimî zikir hâli, kulun Hak'tan rızâsının bir göstergesi olup, cennete götüren amellerin temelini oluşturur2.
Zikir meclisleri de büyük faydalar barındırır. Hadis-i Şerif'te, "Cennet bahçelerine uğrarsanız meyvelerinden yiyip lezzet alınız" buyurulmuş, Eshab-ı kiramın "Cennet bahçeleri nedir?" sorusuna karşılık, Peygamber Efendimiz "zikir halkalarıdır" cevabını vermiştir. Bu, zikir meclislerinin manevî lezzetlere ve feyze vesile olduğunu gösterir1.
Son olarak, zikir, sâlikin Hakk'ın çokluk ile zuhuru (kesiyr-i fehmül Hakk) mertebesine ulaşmasına işaret eder. Esmâ zikirlerinin çeşitleriyle yapılan zikir, gizli mertebede bir seyrandır ve bu, sâlikin manevî ilerlemesinde önemli bir adımdır1. Ancak, sâlikin telkin olunmadığı esmaları zikretmemesi ve her esmanın kendine has işareti zuhur etmedikçe zikri değiştirmemesi gerektiği de belirtilmiştir1.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 11, 22, 24, 25, 29, 55, 60, 119
- 2.K1, s. 119
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "Tuhfetu'l-Uşşâkî" adlı eseri, tasavvufî terimlere aşina olan, ön yargısız, dar çerçeveli bir anlayıştan uzak, ufkunu genişletmeye açık ve dünyevi veya siyasi değerlendirmelerden arınmış okuyucular için kaleme alınmıştır. Eser, tasavvufun derinlikli konularını, özellikle de Vahdet-i Vücut gibi meseleleri, akıl mertebesiyle idrak etmeye çalışanların düşebileceği hatalara dikkat çekerek, ilmi işaret ve ibare arasındaki farkı idrak edebilen, şeriat ve hakikat dengesini gözeten sâliklere hitap etmektedir. Bu bağlamda, tasavvufî hakikatleri lafızdan ziyade zevk ve keşif yoluyla anlamaya çalışan, evliyaullahın hallerini takdir eden kimseler hedeflenmiştir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Tuhfetu'l-Uşşâkî" adlı eseri, belirli bir okuyucu kitlesini hedef almaktadır. Öncelikle, yazar okuyucularından "ön yargılı ve şartlanmış, dar çerçeveli bir anlayış içerisinde okuma"malarını, aksine "ufkunu açıp genişletme"lerini ve "dünyevi veya siyasi bir anlayışla değerlendirme"memelerini istemektedir1. Bu ifade, eserin tasavvufî konulara açık, zihinsel esnekliğe sahip ve dünyevi kaygılardan arınmış bir yaklaşım beklediğini göstermektedir.
Eserin hitap ettiği bir diğer kesim ise tasavvufî terimlere aşina olan kimselerdir. Yazar, "konuyla ilgili olan kimseler bu terimlere aşinadır. Böylelikle ifade edilmeye çalışılan manalar daha kolay anlaşılabilinir" diyerek, tasavvuf literatürüne vakıf olanların eserdeki derin anlamları daha rahat kavrayabileceğini belirtir1. Bu durum, eserin tasavvufa yeni başlayanlardan ziyade, belirli bir bilgi birikimine sahip olanlara yönelik olduğunu düşündürmektedir.
Ayrıca, eser Vahdet-i Vücut gibi hassas konuları ele alırken, bu meseleleri "akıl mertebesi ile idrak olunur zanniyle hata etmişlerdir" diyerek, sadece akıl yoluyla anlamaya çalışanları uyarmaktadır1. Bu da eserin, tasavvufî hakikatlerin idrakinde aklın sınırlarını bilen ve keşif, zevk gibi manevi yollara kıymet veren okuyuculara seslendiğini gösterir. İmam-ı Şa'rani'nin "Her kim ilmi işareti 'ibare'den (cümle, metin) tahsil etmek isterse 'muhali' (olmayacak bir şey'i) talep etmiş olur" sözü de bu yaklaşımı destekler niteliktedir1.
Son olarak, eser şeriat ve hakikat dengesine vurgu yaparak, "Her kim şeriat ile amel ederse, edeplenmiş olur, hem kim edeplenmiş olursa, vasıl olur" ve "Her kim hakikati, şeriatsız iddia ederse, iddiası 'sahih' (geçerli) değildir" ifadeleriyle, tasavvuf yolunda şeriata bağlılığı esas alan okuyucuları hedeflemektedir1. Bu bağlamda, evliyaullahın hallerini ve manevi mertebelerini takdir eden, onların sözlerine itimat eden kimseler de eserin muhatapları arasındadır1.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 4, 5, 26, 28, 39, 40, 61
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzi Baba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmış, Abdullah Salahaddin-i Uşşakî Hazretleri'nin "Aşıklar Yolunun Adabı" isimli risalesini Tuhfetu'l-Uşşâkî adıyla sadeleştirerek günümüze kazandırmıştır1. Onun ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî bulunmaktadır.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli temsilcilerinden biridir ve tasavvufî irfanı modern döneme aktaran müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir. "Terzi Baba" olarak da bilinen Ardıç, eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir. Onun çalışmaları arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli eserler bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).
Ardıç'ın tasavvufî mirası, Abdullah Salahaddin-i Uşşakî Hazretleri'nin "Aşıklar Yolunun Adabı" isimli risalesini Tuhfetu'l-Uşşâkî adıyla sadeleştirerek günümüz okuyucusuna sunmasıyla da pekişmiştir. Bu eser, "Aşıklar Yolunun Adabı"nın tercümesi olup, Necdet Ardıç tarafından "günümüzde okunabilecek hale getirilip sadeleştirilmiştir"1. Ardıç, bu eserde şeriatı "cümle makamları toplayan" ve "ilm-i zahiran"dan ibaret olmayan bir hakikat olarak tanımlarken, tarikatı ise "yoldur, başlanır gidilmeye" ve "gönülden Muhabbetullah akıp gelmeye" vesile olan bir süreç olarak açıklar1.
Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisi içinde, Abdürrezzak Tek'in Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri ile Terzi Oğlu Cem Cemâlî'nin Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri gibi eserler de yer almaktadır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Bu durum, onun etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir. Ardıç, eserlerinde Kur'an ve Hadis'i temel kaynak olarak belirtmiş, vehbî (Hakk'ın hibe yoluyla verdiği) ve kesbî (çalışılarak kazanılan) ilimlerin yanı sıra nakil yoluyla elde edilen bilgileri de kullanmıştır1. Onun diğer çalışmaları arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb'ül Lüb, Özün Özü ve Salat – Namaz ve Ezan-ı Muhammedî'de bazı hakikatler gibi eserler de bulunmaktadır1.
- Kaynaklar
- 1.Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 2, 6, 72