İçeriğe atla
Tuhfetu'l-Uşşâkî kapak gorseli

Tuhfetu'l-Uşşâkî

Terzibaba - Necdet Ardıç

69 sayfa~104 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcedijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba (Yazar)Necdet Ardıç (Yazar)Türk EdebiyatıGenel Konular (Kategori)Yazılı Kültür MirasıDijital Kütüphane Koleksiyonu

Sıkça Sorulan Sorular

Tuhfetu'l-Uşşâkî ne anlatıyor?

Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının adap ve erkanını, bu tarikata mensup sâliklerin manevi yolculuklarını ve tarikatın temel hakikatlerini anlatan bir eserdir. Eser, büyük arif ve mutasavvıf Abdullah Salahaddin Uşşâkî Hazretleri tarafından kaleme alınmış olup, günümüz insanlarının anlayabileceği bir dille Necdet Ardıç tarafından sadeleştirilmiştirs.3, s.7, s.9. Kitap, Uşşâkî usulüne göre adap ve erkan ile tarikatın yüce kurallarını iki bab ve bir sonuç halinde sunar; bu yönüyle âşıklara sunulan bir hediyedirs.7.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 3, 7, 9

Ayrıntı

Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının manevi esaslarını ve uygulamalarını detaylandıran bir rehber niteliğindedir. Eserin temel amacı, Uşşâkî sâliklerine tarikatın adap ve erkanını öğretmek, manevi makamları ve hakikatleri açıklamaktırs.7. Kitap, "aşıklara hediyeler" anlamına gelen ismiyle, tarikatın ruhani yolculuğunda ilerleyenlere yönelik bir kılavuzdurs.3. Abdullah Salahaddin Uşşâkî'nin kudsi himmetleriyle varid olan icazet erkanına ait taç, şeyh, mürşid, post ve ayin-i zikir gibi konularda hakikatleri ve rumuzları açıklama niyetiyle yazılmıştırs.48. Eserde, zikir meclislerinde uygulanan "huu" zikri gibi pratikler ve mürşidin eline su dökme gibi ritüeller de yer almaktadırs.30. Ayrıca, sâlikin nefs-i mutmainne makamına ulaştığında hırka giydirilmesi ve Uşşâkî sâliklerinin saçlarını tıraş etmeleri gibi tarikatın kendine özgü uygulamalarına da değinilir; bu uygulamaların her birinde acayip işaretler bulunduğu belirtilirs.40. Kitapta, peygamberlerin kalpleri (Kulûb-u Enbiya) üzere tertip olunan hakikatler ve Cenab-ı Pir Salahaddin Uşşâkî Efendimiz'in "fefhem" (hemen anla) ifadesiyle kamil akıl sahiplerine hitap ettiği vurgulanırs.38. Eser, İslam, İman, İhsan, İkan gibi temel İslami kavramların yanı sıra, Sure-i Rahman, Kelime-i Tevhid, Sure-i Feth, Sure-i Yusuf ve Cibril gibi konuları da farklı yönleriyle ele almaktadırs.72. Bu yönleriyle Tuhfetu'l-Uşşâkî, Uşşâkî tarikatının hem teorik hem de pratik yönlerini kapsayan kapsamlı bir eserdir.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 3, 7, 30, 38, 40, 48, 72

Kitabın adı olan Tuhfetu'l-Uşşâkî ne demek?

"Tuhfetu'l-Uşşâkî", "Aşıklara Hediyeler" anlamına gelen bir eser adıdır. Bu isim, Uşşâkî tarikatı sâliklerine yönelik olarak Şeyh Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî tarafından kaleme alınmış bir risalenin başlığıdırs.1, s.7. Eser, Uşşâkî usulüne göre âdâb ve erkânı, yani tarikatın kurallarını ve adaplarını içeren, iki bölümden oluşan bir kitaptırs.7. Necdet Ardıç tarafından günümüz Türkçesine sadeleştirilmiştirs.1, s.3.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 3, 7

Ayrıntı

"Tuhfetu'l-Uşşâkî" ifadesi, Arapça kökenli iki kelimenin birleşiminden oluşur: "Tuhfe" ve "Uşşâkî". "Tuhfe", hediye, armağan anlamına gelirken; "Uşşâkî", Uşşâkî tarikatına mensup olanları veya âşıkları ifade eder. Dolayısıyla, eserin adı "Aşıklara Hediyeler" veya "Uşşâkîlere Hediyeler" şeklinde tercüme edilebilirs.1, s.3, s.7. Bu eser, Uşşâkî tarikatının önemli şahsiyetlerinden Şeyh Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî Hazretleri tarafından yazılmıştırs.1, s.5. Kitabın içeriği, Uşşâkî tarikatının âdâb ve erkânına, yani tarikatın kurallarına ve manevi yolculuğun inceliklerine dair bilgiler sunmaktadırs.7. Eser, Necdet Ardıç tarafından günümüz insanlarının anlayabileceği bir dile uyarlanarak sadeleştirilmiştir ve "İrfan Sofrası Tasavvuf Serisi"nin sekizinci kitabı olarak yayımlanmıştırs.1, s.3. Necdet Ardıç, bu sadeleştirme çalışmasını merhum Nusret Tura Hazretleri'nin isteği üzerine yaptığını belirtmektedirs.3. Kitap, yazarı Abdullah Salahaddin-i Uşşâkî Hazretleri'ne ve emeği geçen herkese manevi hasılatın ulaşması niyazıyla sunulmuşturs.5.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 3, 5, 7

Seyr-i süluk nedir?

Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir. Bu yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde Hak'a doğru ilerlemesini ve manevî mertebeleri aşmasını ifade ederK1. Seyr-i sülûk, klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) gibi ana hatlara ayrılır ve sâlikin mülkten melekûta yükselişinin mesnedidirK1. Bu yolculukta sâlik, nefsinden ve dünyadan Hak'a yönelerek mücâhede ve tezkiye ile başlar, ardından esmâ ve sıfatlarda yolculuk yaparak mârifet kademelerinde ilerlerK1. Seyr-i sülûkun tamamlanması için yedi tur ve yedi letâif mertebesinin geçilmesi gerektiği belirtilirs.67.

Kaynaklar: K1, s. 265 · Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 67

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsarK1. Bu manevî yolculukta mürid, mürşidinin rehberliğinde ilerlervikipedi. Klasik tasavvufta dört ana seyrden bahsedilir: Birincisi Seyr ilallâh (Allah'a sefer), sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesidir; bu mücâhede ve tezkiye ile başlarK1. İkincisi Seyr fillâh (Allah'ta sefer), sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; burada sâlik mârifet kademelerinde ilerlers.56. Üçüncüsü Seyr maallâh (Allah'la sefer), sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidirK1. Dördüncüsü ise Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer), sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır; bu son seyr mürşidlerin makâmıdırK1.

Seyr-i sülûkun aşamaları arasında ruhun tevhidle urûcu, Elest hitabı ile cezbelenmesi ve fenâfillâhta ruhların esmâ mertebelerinde seyr etmesi yer alırs.56. Bu yolculukta sâlikin yedi tur ve yedi letâif mertebesini geçmesi gerekirs.67. Bu mertebeler sırasıyla vahdet-i ef'âl, vahdet-i esmâ, vahdet-i sıfât mükaşefesi ve vahdet-i vücûd muayenesidirs.67. Seyr-i sülûkun tahsilinde acele etmemek, telkin olunmayan esmâyı zikretmemek ve her esmanın kendine has işareti zuhur etmedikçe zikri değiştirmemek önemlidirs.22. Ayrıca seyr-i sülûkun üç temel şartı az yemek, az uyumak ve az konuşmaktırs.29. Sülûk ehli, yirmi sekiz menzilde seyr-i sülûk sahibi olarak eski beşeriyet ahlakını değiştirip yeni ve temiz ahlaka ulaşmayı hedeflers.52. Seyr-i sülûk ile bu makamlara gelmeyen kimsenin vahdet-i vücûdu idrak etmesi söz ve akıl ile mümkün değildirs.67.

Kaynaklar: K1, s. 265 · Vikipedi: Seyr-i Süluk · K1-265, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 56 · Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 22, 29, 52, 56, 67

Kitapta geçen Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet ne anlama geliyor?

Tasavvufta şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet, sâlikin Hakk'a ulaşma yolculuğundaki dört temel mertebeyi ifade eder. Şeriat, zahiri kuralları ve fiilleri kapsayan ilk basamak olup, tüm mertebelerin temelidir ve aklın özü olarak hakikatin kendisidirs.4, s.39. Tarikat, bu yola girme, mürşidle bağ kurma ve nefis duvarlarını delme sürecidirs.1. Hakikat, Hakk'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı üçüncü mertebedir ve sâlikin kendini tanımasıyla başlars.1. Mârifet ise sülûkun kemâli, Hakk'ı bilfiil tanıma ve vâsıllık makamıdır; burada sâlik vahdet vücudu müşâhede eders.67, s.54. Bu mertebeler, tevhidin farklı seviyelerini ve Hakk'a ulaşmanın aşamalarını gösterirs.26.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 4, 26, 39 · K1-164, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 1 · K1-240, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 54, 67

Ayrıntı

Tasavvufta şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet, sâlikin manevi yolculuğundaki aşamaları temsil eden mertebelerdir. Bu dört mertebe, tevhidin farklı seviyelerini ifade eders.26.

Şeriat, bu yolculuğun ilk basamağıdır ve zahiri kuralları, fiilleri ve dış görünüşü düzenleyen hükümleri içerirs.4. Ancak şeriat, sadece dış kurallardan ibaret değildir; tüm mertebeleri kapsayan geniş bir anlamı vardır ve aklın özü, hakikatin kendisidirs.39. Kitap ve sünnet ile amel etmek şeriattir ve bu amel olmadan hakikat ilmi hasıl olmazs.40. Şeriat makamı, yokluk makamına işaret eders.54.

Tarikat, şeriatın ardından gelen ikinci mertebedir. Bu, Hakk'a ulaşma yoluna girme, mürşidle bağ kurma, virdler çekme ve nefis duvarlarını parça parça delme sürecidirs.1. Tarikat makamı, paklık makamına işaret eders.54.

Hakikat, sülûkun üçüncü mertebesidir. Bu kademede Hakk'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı belirtilirK1. Hakikat, şeriatın tasdiki ve tarikatın meyvesidirK1. Sâlikin kendini tanımasıyla başlayan bir süreçtirs.1. Hakikat makamı, vuslat makamına işaret eders.54.

Mârifet, sülûkun kemâli ve son noktasıdır. Bu mertebede sâlik, Hakk'ı bilfiil tanır ve vâsıllığın kemâline ulaşırK1. Mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâlidir ve hakk'el-yakîn ile aynı kademede yer alırK1. Mârifet makamı, müşâhede ve vahdet makamına işaret eder; burada sâlik, vahdet vücudu hasıl eders.54, s.67. Şeyh-i Ekber'e göre, velinin şeriat hududu haricinde söylediği kelam, makam-ı kurb-u velayet ve künhü mârifet itibariyle zuhur eders.34.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 4, 26, 34, 39, 40, 54, 67 · K1-164, Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 1 · K1, s. 164, 240

Mürşide teslimiyet neden önemlidir?

Tasavvufta mürşide teslimiyet, sâlikin manevî yolculuğunda ilerlemesi ve nefs engellerini aşması için hayati bir öneme sahiptir. Bu teslimiyet, sâlikin kendi iradesini Hakk'a bırakmasının bir tezahürü olarak mürşidin kemaline tam bir itaatle vasıflanmasıdırs.53. Mürşid, sâliki velayet suyuyla yıkayarak "gayriyyet", "hades ve hudüs" gibi sonradan meydana gelen kirlerden temizler; bu durum, sâlikin mürşid huzurunda "gassal elindeki meyyit gibi" olmasını gerektirirs.21. Mürşide teslimiyet, sülûkun resmî başlangıcı olan biat ile manevî bir ahid olarak kurulur ve sâlikin mürşidine kalbi bağlılığını ifade eden rabıta ile pekişir.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 21, 53

Ayrıntı

Mürşide teslimiyet, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biridir ve sâlikin manevî gelişiminde merkezi bir rol oynar. Bu teslimiyet, sâlikin kendi nefsanî arzularından ve benliğinden sıyrılarak, mürşidin rehberliğinde Hakk'a yönelmesini sağlar. "Mürşide teslimiyet" kavramı, sâlikin mürşidinin kemaline tam bir itaatle vasıflanması olarak tanımlanırs.53. Bu durum, sâlikin mürşid huzurunda "gassal elindeki meyyit gibi" olmasını, yani kendi iradesini tamamen mürşidine bırakmasını gerektirirs.21. Mürşid, bu teslimiyet sayesinde sâlik üzerinde tasarruf edebilir, onu "velayet suyuyla yıkayarak" "gayriyyet", "hades ve hudüs" gibi sonradan meydana gelen kirlerden ve benlikten kaynaklanan kusurlardan temizlers.21.

Mürşide teslimiyetin önemi, sâlikin sülûk yolunda karşılaşacağı nefs tuzaklarını tek başına aşamayacak olmasından kaynaklanır. Mürşid, sâlikin nefsini dışarıdan görerek, sâlikin kendi göremediği oyunları fark eder ve ona gösterirK1. Bu nedenle, mürşidi olmayanın şeyhinin şeytan olduğu ifade edilirK1. Teslimiyet, sâlikin mürşidine duyduğu derin muhabbetle de beslenir; bu muhabbet, sülûkun itici gücü ve mücâhedenin tatlandırıcısıdırK1. Mürşide teslimiyet, sâlikin mürşidine "selamün aleyküm" demesinin dahi caiz görülmediği bir tazim seviyesini içerir; zira bu, tazime aykırı kabul edilir ve mürşidin sözüne, zahirde hata gibi görünse bile, itiraz edilmezs.20. Bu, Hızır (a.s.) ile Musa (a.s.) arasındaki muameleye benzetilirs.20. Sonuç olarak, mürşide teslimiyet, sâlikin manevî arınma ve kemale erme sürecinde vazgeçilmez bir adımdır.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 20, 21, 53 · K1, s. 63, 247

Zikrin faydaları nelerdir?

Zikrin faydaları, tasavvufî metinlerde hem dünyevî hem de uhrevî boyutlarıyla ele alınır. Zikir, gafletten uyanmaya, şeytanı uzaklaştırmaya ve kalbin Hakk'a bağlanmasına vesile olur. Özellikle cehrî (açık) zikir, gafilleri uyandırma ve şeytanı tard etme meziyetine sahiptirs.24. Zikir, sâlikin her hâlde Allah'ı anmasını sağlayarak daimî bir şuur hâli kazandırır ve bu hâl, kişiyi cennete götüren amellerin temelini oluştururs.25, K1-119. Ayrıca zikir meclisleri, Peygamber Efendimiz'in ifadesiyle "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiş, bu meclislerde bulunmak manevî lezzetlere ulaşmaya vesile kılınmıştırs.55. Zikir, sâlikin kalbini mürşidi vasıtasıyla Hakk'a rapt etmesini ve ilahî feyzi almasını sağlars.29.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 24, 25, 29, 55, 119

Ayrıntı

Zikrin faydaları, tasavvufî sülûkün temel taşlarından biri olarak çeşitli veçheleriyle açıklanmıştır. Öncelikle, zikir, sâlikin gafletten uyanmasına ve şeytanın uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Özellikle cehrî zikir, yani açıkça yapılan zikir, bu hususta daha faziletli kabul edilir; zira ilahî farzların açıkça ilanı, gizli zikirden daha üstün görülür ve gafilleri uyandırma, şeytanı tard etme gibi meziyetleri barındırırs.24.

Zikir, aynı zamanda kalbin Hakk'a bağlanmasını temin eder. Sâlikin, mürşidi vasıtasıyla kalbini Hakk'a rapt etmesi, mürşidini ilahî feyzin kapısı bilerek o kapıdan feyz alması zikrin şartlarından biridirs.29. Bu durum, sâlikin her an Hakk'ın nazarında olduğunu düşünmesini sağlar.

Zikrin bir diğer önemli faydası, daimî zikir hâline ulaşmaktır. Hangi tarikattan olursa olsun, sâlikin hiçbir hâlde zikirden gafil olmaması gerektiği vurgulanır. Ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere, Cenâb-ı Hakk'ı ayakta, oturmakta, sağlıkta, hastalıkta, gecede, gündüzde, karada, denizde, gizlide, açıkta, sükûnda ve harekette her hâlde çokça zikretmek emredilmiştirs.25, s.11. Bu daimî zikir hâli, kulun Hak'tan rızâsının bir göstergesi olup, cennete götüren amellerin temelini oluştururK1.

Zikir meclisleri de büyük faydalar barındırır. Hadis-i Şerif'te, "Cennet bahçelerine uğrarsanız meyvelerinden yiyip lezzet alınız" buyurulmuş, Eshab-ı kiramın "Cennet bahçeleri nedir?" sorusuna karşılık, Peygamber Efendimiz "zikir halkalarıdır" cevabını vermiştir. Bu, zikir meclislerinin manevî lezzetlere ve feyze vesile olduğunu gösterirs.55.

Son olarak, zikir, sâlikin Hakk'ın çokluk ile zuhuru (kesiyr-i fehmül Hakk) mertebesine ulaşmasına işaret eder. Esmâ zikirlerinin çeşitleriyle yapılan zikir, gizli mertebede bir seyrandır ve bu, sâlikin manevî ilerlemesinde önemli bir adımdırs.60. Ancak, sâlikin telkin olunmadığı esmaları zikretmemesi ve her esmanın kendine has işareti zuhur etmedikçe zikri değiştirmemesi gerektiği de belirtilmiştirs.22.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 11, 22, 24, 25, 29, 55, 60 · K1, s. 119

Bu eser kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın "Tuhfetu'l-Uşşâkî" adlı eseri, tasavvufî terimlere aşina olan, ön yargısız, dar çerçeveli bir anlayıştan uzak, ufkunu genişletmeye açık ve dünyevi veya siyasi değerlendirmelerden arınmış okuyucular için kaleme alınmıştır. Eser, tasavvufun derinlikli konularını, özellikle de Vahdet-i Vücut gibi meseleleri, akıl mertebesiyle idrak etmeye çalışanların düşebileceği hatalara dikkat çekerek, ilmi işaret ve ibare arasındaki farkı idrak edebilen, şeriat ve hakikat dengesini gözeten sâliklere hitap etmektedir. Bu bağlamda, tasavvufî hakikatleri lafızdan ziyade zevk ve keşif yoluyla anlamaya çalışan, evliyaullahın hallerini takdir eden kimseler hedeflenmiştirs.4, s.5, s.61.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 4, 5, 61

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Tuhfetu'l-Uşşâkî" adlı eseri, belirli bir okuyucu kitlesini hedef almaktadır. Öncelikle, yazar okuyucularından "ön yargılı ve şartlanmış, dar çerçeveli bir anlayış içerisinde okuma"malarını, aksine "ufkunu açıp genişletme"lerini ve "dünyevi veya siyasi bir anlayışla değerlendirme"memelerini istemektedirs.4. Bu ifade, eserin tasavvufî konulara açık, zihinsel esnekliğe sahip ve dünyevi kaygılardan arınmış bir yaklaşım beklediğini göstermektedir.

Eserin hitap ettiği bir diğer kesim ise tasavvufî terimlere aşina olan kimselerdir. Yazar, "konuyla ilgili olan kimseler bu terimlere aşinadır. Böylelikle ifade edilmeye çalışılan manalar daha kolay anlaşılabilinir" diyerek, tasavvuf literatürüne vakıf olanların eserdeki derin anlamları daha rahat kavrayabileceğini belirtirs.5. Bu durum, eserin tasavvufa yeni başlayanlardan ziyade, belirli bir bilgi birikimine sahip olanlara yönelik olduğunu düşündürmektedir.

Ayrıca, eser Vahdet-i Vücut gibi hassas konuları ele alırken, bu meseleleri "akıl mertebesi ile idrak olunur zanniyle hata etmişlerdir" diyerek, sadece akıl yoluyla anlamaya çalışanları uyarmaktadırs.61. Bu da eserin, tasavvufî hakikatlerin idrakinde aklın sınırlarını bilen ve keşif, zevk gibi manevi yollara kıymet veren okuyuculara seslendiğini gösterir. İmam-ı Şa'rani'nin "Her kim ilmi işareti 'ibare'den (cümle, metin) tahsil etmek isterse 'muhali' (olmayacak bir şey'i) talep etmiş olur" sözü de bu yaklaşımı destekler niteliktedirs.26.

Son olarak, eser şeriat ve hakikat dengesine vurgu yaparak, "Her kim şeriat ile amel ederse, edeplenmiş olur, hem kim edeplenmiş olursa, vasıl olur" ve "Her kim hakikati, şeriatsız iddia ederse, iddiası 'sahih' (geçerli) değildir" ifadeleriyle, tasavvuf yolunda şeriata bağlılığı esas alan okuyucuları hedeflemektedirs.40, s.39. Bu bağlamda, evliyaullahın hallerini ve manevi mertebelerini takdir eden, onların sözlerine itimat eden kimseler de eserin muhatapları arasındadırs.28.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 4, 5, 26, 28, 39, 40, 61

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzi Baba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmış, Abdullah Salahaddin-i Uşşakî Hazretleri'nin "Aşıklar Yolunun Adabı" isimli risalesini Tuhfetu'l-Uşşâkî adıyla sadeleştirerek günümüze kazandırmıştırs.1. Onun ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî bulunmaktadır.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1

Ayrıntı

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli temsilcilerinden biridir ve tasavvufî irfanı modern döneme aktaran müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir. "Terzi Baba" olarak da bilinen Ardıç, eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir. Onun çalışmaları arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli eserler bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).

Ardıç'ın tasavvufî mirası, Abdullah Salahaddin-i Uşşakî Hazretleri'nin "Aşıklar Yolunun Adabı" isimli risalesini Tuhfetu'l-Uşşâkî adıyla sadeleştirerek günümüz okuyucusuna sunmasıyla da pekişmiştir. Bu eser, "Aşıklar Yolunun Adabı"nın tercümesi olup, Necdet Ardıç tarafından "günümüzde okunabilecek hale getirilip sadeleştirilmiştir"s.1-2. Ardıç, bu eserde şeriatı "cümle makamları toplayan" ve "ilm-i zahiran"dan ibaret olmayan bir hakikat olarak tanımlarken, tarikatı ise "yoldur, başlanır gidilmeye" ve "gönülden Muhabbetullah akıp gelmeye" vesile olan bir süreç olarak açıklars.2.

Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisi içinde, Abdürrezzak Tek'in Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri ile Terzi Oğlu Cem Cemâlî'nin Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri gibi eserler de yer almaktadır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Bu durum, onun etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir. Ardıç, eserlerinde Kur'an ve Hadis'i temel kaynak olarak belirtmiş, vehbî (Hakk'ın hibe yoluyla verdiği) ve kesbî (çalışılarak kazanılan) ilimlerin yanı sıra nakil yoluyla elde edilen bilgileri de kullanmıştırs.72. Onun diğer çalışmaları arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb'ül Lüb, Özün Özü ve Salat – Namaz ve Ezan-ı Muhammedî'de bazı hakikatler gibi eserler de bulunmaktadırs.6.

Kaynaklar: Tuhfetu'l-Uşşâkî — s. 1, 2, 6, 72