İçeriğe atla
Tüm Şiirlerim kapak gorseli

Tüm Şiirlerim

Terzibaba - Necdet Ardıç

164 sayfa~246 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcedivandijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Tüm Şiirlerim IS-A KitapTüm Şiirlerim IS-A Şiir KitabıTüm Şiirlerim IS-A Edebî EserTüm Şiirlerim IS-A Divan Şiiri Eseri

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın "Tüm Şiirlerim" adlı eseri ne anlatıyor?

Terzibaba'nın "Tüm Şiirlerim" adlı eseri, yazarın farklı zamanlarda kaleme aldığı şiirimsi yazılarını, divanlarını ve ibretlik hikâyelerini bir araya getiren bir derlemedir. Eser, Terzibaba'nın manevî yolculuğunu, tasavvufî idraklerini ve çeşitli olaylar karşısındaki hissiyatını şiir ve hikâye formunda sunar. Kitapta Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi bölümlerin yanı sıra, Kur'ân-ı Kerîm ayetlerine atıflar ve tasavvufî kavramlara dair yorumlar da yer alır1. Eser, yazarın oğlu Kemal'in gayretleriyle bir araya getirilmiştir1.

Ayrıntı

"Tüm Şiirlerim" adlı eser, Terzibaba'nın hayatının farklı dönemlerinde kaleme aldığı manzum ve nesir karışımı metinleri içerir. Kitabın oluşum süreci, yazarın dağınık hâldeki şiirimsi yazılarını bir araya getirme çabasıyla başlamış ve oğlu Kemal'in katkılarıyla tamamlanmıştır1. Eserin içeriği oldukça çeşitlidir; Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi belirli temalara ayrılmış bölümlerin yanı sıra, "Kur'ân-ı Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba" gibi başlıklar altında Kur'ânî referanslarla tasavvufî yorumlar da sunulur1.

Kitapta yer alan şiirler, Terzibaba'nın iç dünyasındaki keşifleri ve manevî tecrübelerini yansıtır. Örneğin, "Ben zâhir oldum evvelâ, sana perde oldum, sonra gerçek olan sen çıktın ortaya, bana perde oldun, bu işi anlamadım, senmi bana perde oldun, yoksa benmi sana, baktımki ortada ben’lik var oluyor, bazen ben sen, bazen sen ben" dizeleri, vahdet-i vücud anlayışına dair derin bir idraki ve benlik kavramının tasavvufî sorgulamasını ortaya koyar1. Ayrıca, "Seyr-i sülûk, Hakk’ın kendinden, kendine, kendiyle yaptığı yolculuktur" gibi tasavvufî tanımlar da eserde yer alır ve yazarın manevî rehberliğine işaret eder1. Eser, ibretlik hikâyeler serisi gibi bölümlerle okuyucuya ahlaki ve manevi dersler de sunar1. Terzibaba'nın yaşadığı acı kayıplar karşısındaki hissiyatı da şiirlerine yansımıştır1. Kitap, yazarın ruhaniyetini ve hakikat arayışını, şiir ve hikâye formunda geniş bir yelpazede okuyucuya aktaran kapsamlı bir derlemedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 3, 134, 172, 175, 185, 186
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Kendisi "Terzibaba" lakabıyla anılmakta ve eserleri ile sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmaktadır12. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç1, Hakk'ı her şeyde müşahede eden, irfan ehli bir zattır; "İrfan ehli bilir, görünen Hakk'tır" diyerek bu hakikati dile getirir1. Onun tasavvufî yolculuğu, "Ne zehirler içildi, hevadan geçmek için" ifadesiyle zorlu bir seyr-ü sülûk sürecini işaret eder1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşiddir12. Kendisi, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma gayretinde olan, eserleri ve sohbetleriyle tanınan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) wiki). Şiirlerinde de görüldüğü üzere, "Necdet" ismiyle anılmakta ve bu ismin yanı sıra "Terzi Baba", "Settâr", "Necâd", "Usta", "Mu'cîd", "Ardıç", "Şecer", "Ya'kûb", "Yûsûf", "Ken'an" ve "Mısır" gibi farklı isimlerle de anılmaktadır1.

Necdet Ardıç'ın yaşamı ve tasavvufî tecrübesi, derin bir mânevî yolculuğu yansıtır. Şiirlerinde "Necdet neler geçirdi, bu hale gelmek için, Ne zehirler içildi, hevadan geçmek için" ifadeleri, onun nefsini terbiye etme ve Hakk'a ulaşma yolunda çektiği zorlukları ve fedakârlıkları gözler önüne serer1. Bu süreçte benliğinden arınarak "Necdetten eser kalmadı" hâline ulaştığını belirtir1. O, Hakk'ı her şeyde müşahede eden bir irfan ehlidir; "İrfan ehli bilir, görünen Hakk'tır, Perdeli bakanlar, derler ki, halk'tır, Hak'ta olsa, halk'ta olsa, hep O dur" sözleriyle bu vahdet anlayışını dile getirir1.

Necdet Ardıç, Tekirdağ'da ikamet etmekte olup1, ilk yol arkadaşlarından Tahir Üner Bey gibi isimlerle mânevî yolculuğunu paylaşmıştır1. Onun tasavvufî öğretileri, "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" ve "Fusûsu'l-Hikem" şerhi gibi çalışmalarıyla geniş kitlelere ulaşmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) wiki). Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî wiki). Necdet Ardıç, "Necdet-i dinle biraz hafiften, Ne sırlar gelir sana garibden" diyerek, kendi tecrübelerinden ve mânevî âlemden gelen sırları dinleyicilerine ve okuyucularına aktarmaya davet eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 4, 11, 84, 133, 157, 172, 177
  3. 2.Necdet Ardıç (Terzibaba) wiki
Kitaptaki şiirler kimler için yazılmıştır?

"Tüm Şiirlerim" adlı eserde yer alan şiirler, yazarın gençliğinden itibaren kaleme aldığı "şiirimsi yazılar" olup, genel olarak okuyuculara hitap etmekle birlikte, özelde belirli kişilere veya varlıklara yönelik yazılmış olanları da bulunmaktadır. Eserin önsözünde, bu yazıların bir araya getirilerek "Terzi Baba divanı, bütün şiirlerim" adıyla yeni bir kitap oluşturulduğu belirtilmiştir1. Şiirlerin bir kısmı, yazarın oğlu Kemal'e ithafen toplanmış ve düzenlenmiştir1. Ayrıca, bazı şiirler "Habib" olarak anılan Hz. Muhammed'e1, bazıları ise "Rasûl" ve "İnsan" gibi genel kavramlara yönelik sorular içermektedir1. Yazarın Necdet isimli birine yazdığı şiir de bulunmaktadır1.

Ayrıntı

"Tüm Şiirlerim" adlı eser, yazarın gençlik döneminden itibaren kaleme aldığı "şiirimsi yazılarının" bir derlemesidir1. Bu derleme, yazarın oğlu Kemal'in gayretleriyle "Terzi Baba divanı, bütün şiirlerim" adıyla kitaplaştırılmıştır1. Bu durum, eserin genel olarak geniş bir okuyucu kitlesine hitap etme amacını taşımakla birlikte, oluşum sürecinde oğluna yönelik bir teşekkür ve ithaf barındırdığını gösterir.

Şiirlerin içeriğine bakıldığında, hitap edilen kesimlerin çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Örneğin, "Hakkın indirdiği Kitap, Sanadır mutlak hitap" dizesiyle başlayan şiirde, "Habib'i anla kimmiş" ifadesiyle Hz. Muhammed'e (s.a.v.) yönelik bir sesleniş bulunmaktadır1. Bu, şiirlerin manevi ve dini şahsiyetlere ithafen yazıldığını gösterir. Bir başka şiirde ise "Rasûl kime Kitap kime, İnsan kime?" gibi sorularla genel olarak insanlığa ve peygamberlik makamına yönelik düşünceler dile getirilmiştir1.

Eserde belirli kişilere yazılmış şiirler de mevcuttur. Yazar, Necdet isimli birine yolda gelirken yazdığı bir şiiri armağan ettiğini belirtir1. Ayrıca, 1987 yılında 26 dörtlükten oluşan bir şiirin belirli bir kişiye verilerek isteğinin yerine getirildiği ifade edilmiştir1. Yazarın kendi içsel sorgulamalarını yansıtan "Ben zâhir oldum evvelâ, sana perde oldum, sonra gerçek olan sen çıktın ortaya, bana perde oldun, bu işi anlamadım, senmi bana perde oldun, yoksa benmi sana" dizeleriyle başlayan şiir de, yazarın kendi nefsine veya ilahi bir muhataba yönelik bir iç konuşma niteliğindedir1. Son olarak, "Ulûhiyet tavafı için küçük bir şiir" yazdığını belirterek, "Selâm eyledim başlarken zâtına" ifadesiyle Allah'a yönelik bir hitabı da eserine dahil etmiştir1. Bu çeşitlilik, şiirlerin hem genel okuyucuya hem de özelde belirli şahsiyetlere veya ilahi varlığa yönelik olduğunu ortaya koymaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 3, 25, 70, 71, 135, 175
Şiirlerde geçen "seyr" ve "seyran" ne demektir?

Şiirlerde geçen "seyr" ve "seyran" kavramları, tasavvuftaki "seyr-i sülûk" terimiyle yakından ilişkilidir ve sâlikin manevî yolculuğunu, Hak'ka yönelişini ve O'nunla olan ilişkisini ifade eder. "Seyr", genellikle bir yolculuk, bir hareket ve manevî ilerleme anlamında kullanılırken, "seyran" ise bu yolculuk esnasında yaşanan müşâhede, temaşa ve idrâk hallerini, bazen de bu yolculuğun kendisini belirtir. Özellikle bir alıntıda "Seyr-i sülûk, Hakk’ın kendinden, kendine, kendiyle yaptığı yolculuktur"1 ifadesi, seyrin Hak merkezli ve derin bir manevî anlam taşıdığını vurgular. Şiirlerde "dost için seyr etmek"1 ve "on sekiz bin âleme seyrana gelen"1 gibi kullanımlar, bu kavramların hem bireysel manevî çabayı hem de evrensel bir idrâki kapsadığını gösterir.

Ayrıntı

"Seyr" kelimesi, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isim olan "seyr-i sülûk" ile özdeşleşir2. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesini ifade eden "seyr ilallâh" ile başlar ve Hak'ta yapılan yolculuk olan "seyr fillâh" ile devam eder2. Şiirlerde "dost için seyr ettik her an"1 ifadesi, bu manevî yolculuğun temel motivasyonunun Hak sevgisi olduğunu gösterir. Ayrıca "terki gaflet eyle heman, ediver kendini seyran"1 dizesi, gafletten uyanıp manevî bir müşâhede haline geçme çağrısıdır. Bu bağlamda "seyran", sadece fiziksel bir gezi değil, aynı zamanda içsel bir temaşa ve idrâk halidir.

"Seyr-i sülûk", müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevî mertebeleri ifade eder3. Şiirlerde geçen "Hakk yolu’nun seyr defteri"1 ifadesi, bu yolculuğun belirli bir disiplin ve rehberlik altında gerçekleştiğini düşündürür. "Seyr eyle hareketi, bulursun bereketi"1 dizesi, manevî çabanın ve hareketin berekete yol açacağını vurgular. "On sekiz bin âleme seyrana gelen"1 ifadesi ise, sâlikin manevî ilerlemesiyle birlikte evrensel hakikatleri idrâk etme ve geniş bir müşâhede alanına sahip olma durumunu anlatır. Bu, "seyr-i âfâkî" (dış sefer — kâinatı tedebbür) kavramıyla da ilişkilendirilebilir2. Dolayısıyla, şiirlerdeki "seyr" ve "seyran", sâlikin Hak'ka doğru yaptığı manevî yolculuğu, bu yolculuk esnasında yaşadığı içsel ve dışsal müşâhedeleri ve nihayetinde Hak ile vuslat arayışını ifade eden kapsamlı tasavvufî terimlerdir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 19, 40, 50, 92, 172, 182, 183
  3. 2.K1, s. 265
  4. 3.Vikipedi: Seyr-i Süluk
“Nefsin Ölümü” şiiri neyi ifade eder?

"Nefsin Ölümü" şiiri, tasavvufî bir kavram olan "ölmeden evvel ölme" hâlini, yani nefsin süflî arzularından arınıp Hakk'a yönelmesini ifade eder. Şiirde sâlikin nefsini terbiye ederek dünyevî bağlardan kurtulması, benliğin fâniliğini idrak etmesi ve bu sayede manevî bir diriliş yaşaması anlatılır1. Bu durum, nefsin yedi mertebesi içinde özellikle Nefs-i Mutmainne ve Nefs-i Sâfiye gibi yüksek makamlara ulaşma çabasını yansıtır; zira bu mertebelerde kalp sâkinleşir ve nefs arınır2.

Ayrıntı

"Nefsin Ölümü" şiiri, tasavvuftaki nefs tezkiyesi sürecinin bir tezahürüdür. Şiirde "Kefenime bürünürüm, Meyyidliğe özenirim, Musallada sürünürüm"1 ifadeleriyle, sâlikin fizikî ölümden önce nefsini öldürme arayışı dile getirilir. Bu, "ölmeden evvel ölmek" olarak bilinen tasavvufî ilkenin şiirsel bir anlatımıdır1. Nefs, tasavvufta sâlikin dünyaya ve hazlara yönelen süflî yapısı olarak tanımlanır ve "kötülüğü emredicidir" (Yûsuf 53)2. Şiirdeki "Nefsim sonun geldi, Rabbimden nida geldi, Gönlüm huzura erdi"1 dizeleri, nefsin bu süflî eğilimlerinden arınarak Hakk'ın rızasına erme ve kalbî sükûnete ulaşma hâlini betimler. Bu hâl, özellikle Nefs-i Mutmainne mertebesiyle ilişkilidir; zira bu mertebede kalp sâkinleşir, huzura erer ve Hak'la birlikte sükûn bulur2. Şiirde geçen "Nefsin bağını yerlere serip, Dünya'yı hemen bir pula verip"1 ifadeleri, nefsin dünyevî bağlardan ve arzulardan koparılmasını, yani nefsin "tathîr" edilmesini2 ve böylece Nefs-i Sâfiye'ye doğru ilerlemeyi gösterir. Nefs-i Sâfiye, nefsin bütün gayri-Hak temayüllerden temizlendiği, arınmış ve berrak hâlidir2. Şiir, bu manevî ölüm ve diriliş sürecinin sâlike kazandırdığı huzuru ve Hakk'a yakınlığı vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 10, 76, 103, 113
  3. 2.K1, s. 122, 126, 530
Terzibaba için Kâbe'nin manası nedir?

Terzibaba ekolüne göre Kâbe, lugat anlamıyla "küp şeklinde bina" ve "taş yapı" olmakla birlikte, tasavvufî açıdan vahdet-i vücudun dış sembolü ve sâlikin kalbindeki iç Kâbe'nin yansımasıdır. Hz. İbrâhîm ve oğlu İsmâîl tarafından inşa edilen bu ilk ibadethâne, müminin kalbinin Allah'ın evi olduğu hakikatini yansıtır; bu durum "el-mü'minu Beytullâh" (mümin Allah'ın evidir) hadisiyle desteklenir ve İbrâhîmiyye Fassı'nda derinlemesine ele alınır1.

Ayrıntı

Terzibaba ekolünde Kâbe, tasavvufî bir ikilem olan dış-iç boyutlarıyla ele alınır. Dış Kâbe, Mekke'de bulunan, fiziksel olarak ziyaret edilen ve etrafında tavaf yapılan, tüm Müslümanların yöneldiği kıbledir1. Bu, somut bir ibadethâne olarak İslâm'ın temel direklerinden biridir. İç Kâbe ise sâlikin kalbidir; Hakk'ın "evi" olarak kabul edilen manevî bir mahaldir1. Bu içsel boyut, "Yer ve gök beni içine sığdıramaz, ama mümin kulumun kalbi sığdırır" şeklindeki hadis-i kudsî ile temellendirilir1. Bu hadis, kalbin Allah'ın tecellîgâhı olabileceği hakikatini vurgular. Kâbe'nin inşası, Bakara Suresi 127. ayette Hz. İbrâhîm ve oğlu Hz. İsmâîl'in Beyt'in temellerini yükseltmeleriyle anlatılır1. Bu birliktelik, tasavvufta iki neslin manevî birleşmesi olarak yorumlanır; Hz. İbrâhîm sülûku başlatan "baba"yı, Hz. İsmâîl ise sülûku devam ettiren "oğul"u temsil eder1. Bu sembolizm, sâlik için mürşid-mürid ilişkisine benzer bir anlam taşır1. Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir mürşid olduğu ve eserleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı bilinmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Abdürrezzak Tek gibi müellifler de Terzibaba riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almıştır (Abdürrezzak Tek Wiki). Bu ekol, Kâbe'nin hem fiziksel hem de manevî anlamlarını birleştirerek, sâlikin kendi iç dünyasında Hakk'a ulaşma yolculuğunu sembolize eder.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 59
Eserdeki ilahilerin amacı nedir?

Eserdeki ilahilerin temel amacı, sâlikin Hak'ka vuslatını, yani O'na ulaşmasını ve O'nunla bir olmasını sağlamaktır. Bu vuslat, ilahi aşkın gönüllere düşmesiyle gerçekleşen bir haldir ve sâlikin gafletten uyanıp, tüm varlığıyla Allah'a yönelmesini, O'ndan başka bir şey görmemesini hedefler. İlahiler, bu manevi yolculukta sâlikin Allah'a olan ihtiyacını idrak etmesini, O'nun samediyetini kavramasını ve nihayetinde ilahi cemâle ermesini teşvik eder1.

Ayrıntı

Eserdeki ilahiler, sâlikin manevi tekâmülünü ve Hak'ka yönelişini çeşitli vechelerden ele alır. Öncelikle, ilahilerde Allah'a olan mutlak ihtiyaç vurgulanır; sâlikin "Kapına geldik günahımız çok, Sana bakacak yüzümüz yok"1 ifadeleriyle kendi acziyetini ve Allah'ın samediyetini, yani kimseye muhtaç olmama ve her şeyin O'na muhtaç olma sıfatını idrak etmesi amaçlanır2. Bu idrak, sâlikin gafletten uyanıp "ilahi aşka" sarılmasına zemin hazırlar; "Ne istersin bu âlemde Allah'tan başka, Yapış o anladığın ilahi aşka, Gördüğün nedir? Allah'tan başka, Yol yoktur sarıl ilahi aşka"1 dizeleriyle ilahi aşkın gönüllere düşmesi ve sâlikin tüm dikkatini Hak'ka vermesi hedeflenir. Bu aşk hali, sâlikin gözünün Hak'tan başka bir şey görmemesini sağlar ve "Aşkın şulesi düşüp gönlümüze, Sindirip o hali özümüze, Başka bir şey gösterme gözümüze"1 ifadeleriyle bu durum pekiştirilir. İlahiler aynı zamanda sâlikin "Makam-ı Mustafa"ya, yani Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) manevi makamına tazimini ve salavat getirmesini teşvik ederek1 manevi yolculuğunda bir rehber edinmesini ve bu makamın ilahi bir nazargah olduğunu vurgular. Sonuç olarak, ilahilerin nihai gayesi, sâlikin bu manevi yolculukta rüştünü izhar edip ilahi cemâle ermesini sağlamaktır1. Bu süreç, sâlikin nefsinin hilafet iddia etmesinden soyutlanıp2 Hak'ın tecellilerine mahal olmasıyla mükâşefe hallerine ulaşmasına ve nihayetinde Hak'la perdesiz bir ilişki kurmasına hizmet eder2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 46, 65, 75, 100, 101
  3. 2.K1, s. 1, 50, 211
“Arayış” ve “Buldum Seni — Buldum Beni” şiirleri nasıl bir süreci anlatır?

"Arayış" ve "Buldum Seni — Buldum Beni" şiirleri, tasavvufî bir sülûk ve mârifet yolculuğunu, sâlikin benliğini aşarak Hakk'ı bulma ve bu buluşla kendi hakikatini idrâk etme sürecini anlatır. Bu süreç, başlangıçta "ben kimim" sorusuyla1 başlayan bir arayışla zuhûr eder ve mücâhede, riyâzat ile kemâle erer. Şiirler, Hakk'ın varlığının âlemde açıkça tecellî ettiğini ancak perdelerle gizlendiğini1, sâlikin bu perdeleri aşarak "ilm-i ledünnî"ye ulaşmasıyla1 gerçekleşen bir mükâşefe hâlini ve nihayetinde "cem'ül cem" mertebesinde Hakk'ı kendinde, kendini Hakk'ta bulma zevkini1 tasvir eder.

Ayrıntı

Şiirlerde anlatılan süreç, tasavvuftaki "hâl" ve "makam" kavramları üzerinden açıklanabilir. "Arayış" şiiri, sâlikin "ben kimim" sorusuyla başlayan ilk hâlini, yani bir nevi "bârika"yı2 temsil eder. Bu, kalpte şimşek gibi parlayan bir idrâk başlangıcıdır. Sâlik, bu ilk parıltıyla yola çıkar ve Hakk'ı "dağı taşı dolaşırken", "gözyaşı akıtırken"1 arar. Bu arayış, mücâhede ve riyâzatla geçen bir süreçtir.

"Buldum Seni — Buldum Beni" şiiri ise bu arayışın meyvesi olan "mükâşefe" hâlini ve nihayetinde "temkîn" makamına ulaşmayı ifade eder3. Şiirde geçen "Bir (KÜN) de buldum seni"1 ifadesi, Hakk'ın var edişinin güzelliğini ve sâlikin bu var ediş sırrını idrâk etmesini gösterir. Arayışın sonunda "yolun sonunda buldum seni"1 denilmesi, hâlin yerleşmesi için gerekli olan "tertîb-i sülûk" ve "edep" gibi şartların tamamlandığını düşündürür2.

Sâlik, Hakk'ı "cihan içre gizlenmiş"1 ve "perdeler koydun bahane"1 ifadeleriyle, Hakk'ın zâhirde görünürken bâtında gizli oluşunu idrâk eder. Bu, tasavvuftaki "berzah" kavramıyla ilişkilendirilebilir; Hakk'ın varlığı ile yaratılmışlık arasındaki o ara perdeyi aşma çabasıdır3. "İlmi Ledünni bularak"1 ifadesi, sâlikin mânevî mükâşefe ile sûretlerin ötesindeki mânâları, yani "ilm-i ledünnî"yi keşfettiğini gösterir3.

Şiirdeki "Dedi, gizlemiştim, onlarda kendimi, Dedim, bende buldum sende, kendimle kendimi"1 dizeleri, "mükâşefe-i sır" mertebesine işaret eder. Bu, sâlikin kendi sırrını açması, ezelî hakikatini ve Hakk'la olan ilişkisinin mahiyetini idrâk etmesidir3. Son olarak, "Cem ül cem ile buldum seni"1 ifadesi, sâlikin Hakk'ın tüm tecellîlerini bir arada müşâhede ettiği, vahdet-i vücud zevkine ulaştığı en yüksek makamı temsil eder. Bu, aynı zamanda Hz. İsmail Fassı'nda geçen "mârifet-i Rabbâniyye"ye ulaşma ve "saîd olma" sırrını idrâk etme hâlidir (İsmail Fassı).

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tüm Şiirlerim — s. 4, 47, 48, 49, 177
  3. 2.K2
  4. 3.K1, s. 50, 103