
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın Yûnus Sûresi tefsiri ne anlatıyor?⌄
Terzibaba geleneğinden Murat Derûnî tarafından kaleme alınan Yûnus Sûresi tefsiri, sûrenin zâhirî ve bâtınî anlamlarını irfanî bir bakış açısıyla ele alarak okuyucuların sûreden azami istifade etmelerini amaçlar. Eser, Yûnus, Nûh ve Mûsâ peygamberlerin kıssalarına odaklanırken, özellikle Yûnus kıssasının taşıdığı hikmetleri vurgular. Yûnus (a.s.)'ın "dünyada tabutuyla gezen tek kişi" olarak nitelendirilmesi gibi özgün yorumlarla sûrenin derinliklerine inilir ve Allah'ın her şeyi hikmetle işlediği fikri öne çıkarılır. Bu tefsir, Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinin Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlama çabasının bir tezahürüdür.
›Ayrıntı
Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden yetişen Murat Derûnî'nin hazırladığı Yûnus Sûresi tefsiri, "Gönülden Esintiler: Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisinin bir parçasıdır1. Bu çalışma, Yûnus Sûresi'nin zâhirî ve bâtınî nurlarından bu dünyada iken yararlanmayı hedeflemektedir1. Sûre, adını içinde geçen Yûnus kıssasından almakla birlikte, Nûh ve Mûsâ peygamberlerin kıssalarına da yer vermektedir1.
Tefsirde, Yûnus (a.s.)'ın kıssası özel bir önem taşır. Örneğin, Yûnus (a.s.)'ın "dünyada tabutuyla gezen tek kişi" olduğu belirtilerek, onun yaşadığı tecrübenin eşsizliğine dikkat çekilir1. Ayrıca, Yûnus kavminin azaptan kurtulması, Allah'ın âdetinin istisnası olarak ele alınır ve korku imanın ahirette fayda vermeyeceğine dair iddialara karşı bir delil olarak sunulur1. Bu durum, Yûnus Sûresi'nin 98. ayetine atıfla açıklanır1.
Eser, sûrenin genelinde Allah'ın her şeyi hikmetle işlediği fikrini vurgular. "HAKİYM'dir her şeyi hikmetle işler, İdrak ettiğinde göğsün genişler" dizeleriyle bu anlayış pekiştirilir1. Tefsir, okuyucuların sûreden azami istifade etmelerini, idrak ve feyiz kapılarının açılmasını temenni ederek sona erer1. Çalışmanın başlangıcı, yazarın denizde beliren iki yunus görmesiyle aldığı bir işaret olarak anlatılır, bu da esere mistik bir boyut katar1.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 1, 2, 3, 4, 8, 156, 165
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, "Terzibaba" lakabıyla anılmakta ve tasavvuf serisi içinde birçok esere imza atmıştır1. Necdet Ardıç'ın eserleri arasında divanlar, ibretlik dosyalar ve çeşitli sûrelerin tasavvufî tefsirleri bulunmaktadır; bu eserler, onun irfanî derinliğini ve tebliğdeki etkinliğini göstermektedir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfanı çağdaş döneme aktaran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, "Terzibaba" lakabıyla tanınmakta ve eserlerinde bu ismi kullanmaktadır1. Ardıç'ın tasavvufî çalışmaları, geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemiş ve bu alanda önemli bir etki bırakmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).
Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi temel çalışmalar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca, "Gönülden Esintiler" başlığı altında yayımlanan ve çeşitli sûrelerin tasavvufî yorumlarını içeren bir tasavvuf serisi mevcuttur. Bu seride, Kelime-i Tevhid, Mübarek Gün ve Geceler, Kûr’ân-ı Kerimde Yolculuk 53. Âyetler ve Terzi Baba, Rahmân Sûresi, Bakara Sûresi, Tarık Sûresi, İmân ve İkân, Fatiha Sûresi, Tebareke Sûresi, Fetih Sûresi ve Namaz Sûreleri gibi farklı konuları ele alan kitaplar yer almaktadır1.
Necdet Ardıç'ın eserleri arasında divanlar da bulunmaktadır; "Necdet Divanı" ve "Terzi Baba divanı, tüm şiirlerim" bu divanlara örnek teşkil eder1. Ayrıca, "İbretlik dosyalar serisi" adı altında "kevkeb-kayan yıldızlar" ve "Celâl Cemâl Celâl 'hayalî Kamer’in hayal vâdîsi'" gibi eserleri de mevcuttur1. Onun riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Necdet Ardıç'ın eserleri, tasavvufî hakikatleri modern okuyucuya ulaştırma gayretinin bir göstergesidir.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 171, 174, 175, 176
Eserde geçen 'Evliya' kavramı ne demektir?⌄
Tasavvufta 'Evliya' kavramı, Cenâb-ı Hakk ile özel bir ilişki kurmuş, O'nun sırlarına vâkıf olmuş ve O'nun isimlerinin tecellî ettiği kimseleri ifade eder. Bu kişiler, halkın zannettiği gibi sadece ibadet ve taatleriyle öne çıkanlar değil, Hakk'ın gizli velîleri olup, O'nun her an bir işte oluşunun1 bir tecellîsi olarak farklı mertebelerde zuhur ederler. Gerçek evliyalar, halkın evliyası olarak bilinen ve zahirde ibadetleriyle şöhret bulan kimselerden ayrılırlar1.
›Ayrıntı
Evliya kelimesi, tasavvufî literatürde Hakk'a yakınlığı ve O'nun dostluğunu kazanmış kişileri tanımlar. Ancak bu kavramın farklı mertebeleri ve algılanış biçimleri mevcuttur. Halk arasında "evliya" olarak bilinen kişiler, genellikle ibadet ve taatlerinin çokluğu sebebiyle bu lakabı almış, ancak gerçekte velâyet makamına ulaşamamış kimseler olabilirler. Bunlar, "halkın velileri" olarak adlandırılır ve gerçek evliya sınıfına girmezler1. Gerçek evliyalar ise, Hakk'ın gizli sırlarına vâkıf olan, O'nun isimlerinin tecellî ettiği ve O'nun her an bir işte oluşunun1 bir yansıması olan kimselerdir.
Gerçek evliyalar üç ana kısma ayrılır:
- Evliya-ı Şahsiyye: Bunlar, halkın hiç tanımadığı, bilmediği, Allah'ın gizli velîleridir. Cenâb-ı Hakk'ın o mahalde, o mahallin anlayışı üzere zuhur ettiği kişilerdir1. Bu velîler, kendi şahıslarında gizli bir velâyet taşırlar.
- Evliya-ı Cemâatiyye: Çevresinde bir cemaat oluşmuş, irfan, tevhid ve muhabbet ehli eğitici kimselerdir. Yakın çevrelerinden birçoğu dahi onların velîliğinin farkında olmayabilir1. Bu velîler, belirli bir topluluğa rehberlik ederler.
- Evliya-ı Umumiyye: Kıyamete doğru gelecek olan Mehdî (a.s.)'dır. Velâyet kemâlâtı bu kimsede ortaya çıkacak ve onda son bulacaktır1.
Evliyaların hayatında, küfür ehli babadan peygamber veya velî çıkabildiği gibi, iman ehli peygamber veya velînin çocuğunun küfür ehli olabilmesi de mümkündür. Bu durum, Cenâb-ı Hakk'ın "ölüden diri, diriden ölü çıkarması" ve "her an bir işte olması"1 hakikatinin bir göstergesidir. Bu da velâyetin soy bağıyla değil, Hakk'ın takdiri ve kişinin mânevî istidadıyla ilgili olduğunu ortaya koyar.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 26, 73, 102, 104, 105
Kitapta bahsedilen 'Necat' nedir?⌄
Necat, lugatte kurtuluş anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin Hak'ka ulaşma yolculuğunda elde ettiği bir hâl veya mertebedir. Kitapta, Terzi Baba'nın vasfı olarak zikredilen necat, Nuh (a.s.)'ın vasfı olan necat ile karşılaştırılır ve bu iki necat arasında farklılıklar olduğu belirtilir1. Necat, istiklâl, hürriyet ve bağımsızlık yoluyla ulûhiyyete ulaşma olarak tanımlanır ve bu ulûhiyyet, bütün âlemlerdeki necatı kapsayan "hubb" iyyet olan "mertebe-i Muhammed-i" ile ilişkilendirilir1. Özellikle "mertebe-i Muhammed-i"deki necatın umumî olduğu ve diğer mertebelerin necatını bünyesinde barındırdığı vurgulanır1.
›Ayrıntı
Necat, tasavvufî metinlerde kurtuluş, selamet ve felah anlamlarına gelir. Yûnus Sûresi kitabında bu kavram, Terzi Baba'nın şahsında ve genel tasavvufî anlayışta ele alınır. Terzi Baba'ya "necat" vasfı ilk olarak Nusret Baba tarafından 1964 yılında bir mektupla izafe edilmiş, daha sonra Cenâb-ı Hakk'ın zuhuratlarında gösterilmiş ve manâ âleminde tasdik edilmiştir1. Bu durum, necatın manevî bir vasıf olduğunu ve ilahî bir onay taşıdığını gösterir.
Kitapta necat, bir dizi kavramla ilişkilendirilerek derinleştirilir: "Necat → kurtuluş; kurtuluş → istiklâl; istiklal → hürriyet; Hürriyet → bağımsızlık; bağımsızlık → ulûhiyyettir"1. Bu zincirleme tanım, necatın sadece dünyevî bir kurtuluş değil, aynı zamanda manevî bir özgürleşme ve ilahî hakikatle birleşme yolculuğu olduğunu ifade eder.
Necatın farklı mertebeleri olduğu belirtilir. Nuh (a.s.)'ın necatı, kavmini tufandan kurtaran "necat teknesi" ile ilişkilendirilir ve her mertebenin kendine özgü bir kurtuluşu olduğu ifade edilir1. Ancak "mertebe-i Muhammed-i"deki necatın diğerlerinden farklı ve umumî olduğu vurgulanır. Bu necat, bünyesinde her mertebenin necatını barındırır ve "Rahmeten lil âlemiyn" hükmü ile âlemlere rahmet olmayı ifade eder1. Fırka-i Nâciye (kurtuluşa eren topluluk) ise, bütün fırkaları kendi bünyesinde toplayıp farklılıklardan kurtararak tevhid edendir1. Bu, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in makamından ümmetine geçen necatın, diğer necatlardan ayrılan yönüdür1.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 119, 121, 132, 159, 160
Yûnus Peygamber kıssasından hangi dersi çıkarmalıyız?⌄
Yûnus Peygamber kıssası, tasavvufî idrakte, bireysel aklın sınırlılıklarını aşarak Hakk'a teslimiyetin ve tevhidin ehemmiyetini vurgulayan derin bir hikmet taşır. Hz. Yûnus'un kavminden ümidini keserek bireysel aklıyla hareket edip hicret etme kararı alması1, bir peygamberin dahi beşerî zaaflarla sınanabileceğini gösterir. Bu kıssa, Fusûsu'l-Hikem'de "Hikmet-i Nefesiyye" (نَفَسِيّة) ile anılır; bu da nefes ve diriliş hikmetini, yani zorluklar karşısında yeniden doğuşu ve ilahî rahmetle canlanışı ifade eder2. Kıssadan çıkarılacak temel ders, Allah'a tam bir tevekkülün ve O'nun iradesine teslimiyetin, en çaresiz anlarda dahi kurtuluş ve diriliş vesilesi olduğudur.
›Ayrıntı
Yûnus Peygamber kıssası, Kur'ân-ı Kerîm'de tevhid, nübüvvet ve âhiret gibi temel İslâmî konuların işlendiği Yûnus Sûresi'nde yer alır1. Sûre, Hz. Yûnus'un hayatından bir bölümü kısaca anlatır ve onun "Zünnun" (Nun sahibi) lakabıyla anıldığını belirtir1. Kıssanın ana dersi, peygamberlerin dahi beşerî zaaflarla sınanabileceği ve ilahî takdire tam teslimiyetin önemidir. Hz. Yûnus, uzun nasihat ve vaazlarına rağmen ıslah olmayan kavminden ümidini keserek, kendi aklıyla hareket edip hicret etmeye karar verir1. Bu durum, tasavvufî açıdan, sâlikin kendi iradesini ilahî iradenin önüne geçirmesinin getireceği zorluklara işaret eder.
Ancak Hz. Yûnus'un balığın karnında ettiği "Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn" duâsı2, ilahî rahmet kapılarının açılmasına vesile olur. Bu duâ, tevhidin ve Allah'a tam teslimiyetin en güçlü ifadesidir. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'de Hz. Yûnus'u "Hikmet-i Nefesiyye" ile ilişkilendirmesi2, bu kıssanın derin bir diriliş ve yeniden canlanma hikmeti taşıdığını gösterir. Nefes, hem hayatın hem de ilahî lütfun tecellisidir. Dolayısıyla, Yûnus kıssası, zorluklar karşısında ümitsizliğe düşmek yerine, Allah'a yönelmenin ve O'nun kudretine sığınmanın, en karanlık anlarda dahi bir çıkış yolu ve yeniden diriliş imkânı sunduğunu öğretir. Bu, aynı zamanda, peygamberlerin dahi ilahî tasarrufun birer mahalli olduğunu ve mu'cizelerin Hakk'ın doğrudan tasarrufunun bir tezahürü olduğunu gösterir3.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 4, 5
- 2.Vikipedi: Hz. Yûnus
- 3.K1, s. 14
Bu eser sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Verilen kaynaklarda, Necdet Ardıç'ın eserlerinin sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olup olmadığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, eserlerin içeriği ve tasavvufî terminoloji kullanımı göz önüne alındığında, bu eserlerin öncelikli olarak tasavvufî irfan geleneğine ilgi duyan ve bu alanda derinleşmek isteyen okuyuculara hitap ettiği anlaşılmaktadır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) gibi eserler, nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel tasavvufî konuları işlemektedir1. Bu durum, eserlerin tasavvufî bir çerçevede kaleme alındığını ve bu alana yabancı olanlar için başlangıçta zorlayıcı olabileceğini düşündürmektedir.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir2. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflese de, kullanılan dil ve kavramlar tasavvufî bir altyapı gerektirmektedir. Örneğin, "Hakikat-i İlâhiyye deryasını müşahade ediyorken"3 gibi ifadeler, tasavvufî bir idrak ve zevk makamına işaret eder. "Vuslat marifettir" sözü ve "men lem yezuk lem yuğraf" (tadan bilir) ilkesi3, tasavvufî bilginin sadece teorik değil, aynı zamanda yaşantısal bir tecrübe olduğunu vurgular. Bu durum, eserlerin sadece entelektüel bir merakla değil, aynı zamanda tasavvufî bir yolculuğa çıkma niyetiyle okunması gerektiğini düşündürmektedir.
Kaynaklarda geçen "bâtınî risâlet" ve "zâhirî bir İslâm anlayışı" ayrımı3, Necdet Ardıç'ın eserlerinin İslâm'ın bâtınî boyutuna odaklandığını göstermektedir. Bu da, eserlerin tasavvufî derinlikleri anlamak isteyenlere yönelik olduğunu pekiştirir. Eserlerde Mesnevî-i Şerif, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi tasavvuf klasikleriyle bağlantılar kurulması3, okuyucunun bu alandaki temel metinlere aşina olmasının faydalı olacağını ima eder. Dolayısıyla, eserler tasavvufî terminolojiye ve düşünce yapısına vakıf olan veya bu alanda kendini geliştirmek isteyen okuyucular için daha verimli olacaktır.
- Kaynaklar
- 1.Vikipedi: İrfan Mektebi
- 2.Vikipedi: Necdet Ardıç
- 3.Yûnus Sûresi — s. 84, 105, 167, 169, 173, 176
Eserde 'Dârüsselâm' kavramı nasıl açıklanıyor?⌄
Eserde "Dârüsselâm" kavramı, Allah'ın "Selâm" ismiyle ilişkilendirilerek "selamet ve kurtuluş evi" olarak açıklanır. Bu kavram, Yûnus Sûresi'nde geçen ayetlerle bağlantılı olarak ele alınır ve tasavvufî bir anlam katmanıyla sunulur. Özellikle bir dergâhın iç kapısına asılan "İlâ daris selâm / Selâmet / kurtuluş evine giriniz" yazılı hat levhası üzerinden somutlaştırılır; bu da Dârüsselâm'ın manevi bir sığınak ve huzur mekânı olduğunu gösterir1. Eser, bu kavramı doğrudan "Selâm" isminin bir tecellisi olarak konumlandırır ve Yûnus Sûresi'nin ilgili ayetleri bağlamında inceler1.
›Ayrıntı
Eserde "Dârüsselâm" kavramı, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olan "Selâm" ismiyle doğrudan ilişkilendirilmektedir. "Selâm" isminin "Dârüsselâm" olarak tecelli ettiği belirtilir1. Bu ifade, Dârüsselâm'ın sadece bir mekân değil, aynı zamanda ilahî bir niteliğin yeryüzündeki veya manevi âlemdeki bir tezahürü olduğunu ima eder. Kavramın açıklanmasında somut bir örnek olarak, bir dergâhın iç kapısında yer alan "İlâ daris selâm / Selâmet / kurtuluş evine giriniz" yazılı bir hat levhası zikredilir1. Bu örnek, Dârüsselâm'ın tasavvufî bağlamda bir sığınak, huzur ve kurtuluş mekânı olarak algılandığını gösterir.
Eser, "Dârüsselâm" kavramını Yûnus Sûresi'nin çeşitli ayetleriyle bağlantılı olarak ele alır. Yûnus Sûresi'nin 76. ayetinde "Selâm" isminin "Dârüsselâm" ile ilişkisi vurgulanır1. Bu durum, kavramın Kur'ânî bir temele dayandığını ve tasavvufî yorumun bu temel üzerine inşa edildiğini ortaya koyar. Eserdeki bu açıklamalar, "Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim"1 nakilleriyle desteklenmektedir. Bu da Dârüsselâm kavramının, tasavvuf geleneğindeki geniş bir bilgi birikimi ve tecrübe ile şekillendiğini gösterir. Dolayısıyla Dârüsselâm, sadece bir isim veya yer değil, aynı zamanda ilahî selamet ve huzurun tecelli ettiği manevi bir hal ve makam olarak da anlaşılabilir.
- Kaynaklar
- 1.Yûnus Sûresi — s. 1, 61, 167
Âyetlerin bâtınî yani içsel anlamı ne demektir?⌄
Âyetlerin bâtınî anlamı, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirî (dışsal) manasının ötesinde, derin, içsel ve rûhânî hakikatlerini ifade eder. Bu, tasavvufta "te'vîl" ve "işâret" ilminin alanına girer ve âyetlerin sadece lafzî değil, aynı zamanda enfüsî (kişinin kendi iç dünyasına yönelik) ve derûnî boyutlarını keşfetmeyi amaçlar. Hz. Ali'ye atfedilen "Kur'ân'ın zâhiri ve bâtını vardır, bâtınının da bâtını vardır — yedi kademeye kadar" sözü1 bu anlayışın temelini oluşturur. Bâtınî anlam, sâlikin kendi iç dünyasındaki gaybı idrak ederek2 âlemin de bir gaybı ve rûhâniyeti olduğunu anlamasına2 ve böylece ilâhî hakikatlere ulaşmasına vesile olur.
›Ayrıntı
Âyetlerin bâtınî anlamı, Kur'ân'ın sadece bir metin olmaktan öte, yaşayan bir hakikatler bütünü olduğunu gösterir. Bu anlayışa göre, âyetler hem zâhirî hem de bâtınî mânâları bir bütün olarak barındırır2. Ancak, zâhirî tefsirler yaygın olduğundan, tasavvufî çalışmalar genellikle âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanır2. Bâtın, lugatte 'iç, gizli, görünmeyen' demektir ve tasavvufta Hak'ın iki esas vechinden biri olan 'el-Bâtın' ism-i şerifiyle de ilişkilidir1. Bu bağlamda, bâtın hem 'gizli olan Hak' hem de 'eşyânın iç hakîkati' anlamına gelir1.
İnsanın kendi içindeki gaybı (elle tutulamayan akıl, zekâ, düşünce gibi varlıklar) idrak etmesi, âlemin de bir gaybı, rûhâniyeti ve iç varlığı olduğunu anlamasına yol açar2. Bu, âlemin sadece maddeden ibaret olmadığını, bir hakikati ve özü olduğunu bilmek demektir2. Âyetlerin bâtınî anlamı, Cenâb-ı Hakk'ın farklı mertebelerdeki (Ef'al, Esmâ, Sıfât ve Zât) tecellilerini ifade eder2. Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri, bu farklı mertebeleri açıklayarak boşluk bırakmaz2. Örneğin, "Lem yelid ve lem yûled" (O, doğurmadı ve doğurulmadı) âyeti, ilk bakışta fiziksel bir doğum olarak anlaşılsa da, bâtınî olarak Ef'al mertebesindeki oluşumları ifade eder2.
Âyetlerin bâtınî anlamı, aynı zamanda insanın kendi bünyesinde bulup yaşaması gereken mertebeleri de işaret eder2. İnsan, "konuşan Kur'ân" (Kur'ân-ı nâtık) olarak kabul edilir ve "Kitâb-ül hakim"dir2. Bu, insanın zâhirî ve bâtınî hakikatlerini ifade eder2. Bâtınî yorumlar, âyetlerin gönül âlemine hitap eden, uçucu kuşlar gibi haberler getiren yönlerini ortaya koyar2. Bu idrak, "ancak kâmil akıl sahipleri" veya "kapı sahipleri" tarafından gerçekleştirilebilir2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 362
- 2.Yûnus Sûresi — s. 3, 8, 12, 22, 34, 55, 113, 151