İbrahim Ümmî Sinan
Mürşidlerin azizi, âriflerin gönül tâcı, ilahî sırların tecelligâhı, mücâhede ve riyâzet yolunun pîri olan Ümmî Sinan, 893 (1488) yılında Bursa'da doğdu. Prizrenli veya Karamanlı olduğuna dair farklı rivayetler bulunmakla birlikte Bursalı olma ihtimali daha kuvvetlidir. Künyesi "İbrahim b. Abdurrahman el-Halvetî"dir. Peygamberimizin "en-Nebiyyü'l-Ümmî" diye övülmesi sebebiyle teberrüken "Ümmî" lakâbını almıştır.
İbrahim Ümmî Sinan ilk eğitiminin ardından medrese tahsilini sürdürmek amacıyla İstanbul'a gitti ve tedrisini tamamladı. Tasavvufî hayata olan meyli sebebiyle zâhirî ilimlerle yetinmeyerek mürşid arayışına başladı. Kendisini hakikat ve mârifet deryasına daldıracak zatın Karaman'da olduğunu öğrenince hiç vakit kaybetmeden yola koyuldu ve şehre varır varmaz İzzeddin Karamanî'nin tekkesine giderek intisab etti. Yoğun bir terbiyenin ardından seyrü sülûkunu tamamlayarak hilâfet aldı. Bir süre Manisa ve Uşak çevresinde irşad faaliyetinde bulundu. Ardından İstanbul'a gelerek 958 (1551) yılında Topkapı ile Şehremini arasında, bugünkü Arpa Emini mahallesi Kanlı Bostan sokağında bir tekke inşa etti. Bu tekkenin Kânûnî Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı da belirtilmektedir.
Ümmî Sinan kendi adıyla anılan tekkesinde 300 kadar halife yetiştirdi ve onları çeşitli şehirlere göndererek kurduğu Sinâniyye kolunun kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağladı. Çok kuvvetli bir mücâhede benimseyen şeyhin, halvet esnasında dervişleriyle tevhid zikrini icra ettiği ve bu arada müridlerine gelen vâridâtları tabir ettiği belirtilmektedir. Ömrü boyunca kimseyi incitmemiş, gayet mütevazı, cezbe ehli bir zat olan Ümmî Sinan'ın bu yönünü halifesi Seyyid Nizameddin Seyfullah şu sözlerle dile getirmektedir: "Ümmî Sinan hazretleri mücâhid, müşâhid, âşık bir kimse idi. Her sene üç erbain çıkarlardı. Tarîk-i Halvetiyye'de bu zattan daha ileri derecede mücâhede eden kimse görmedim."
Yine dervişlerin biri şöyle anlatmaktadır: "Bir gece şeyhimizle zikre başladık. Gördüm ki Hû dedikçe mübarek ağızlarından bir top nur çıkardı. Bunu diğer dervişler de görür cezbeye gelirlerdi. Sesli zikri bittiğinde ise kalplerinden gelen zikrin sesi kimseyi uyutmazdı."
83 yıllık ömrün ardından 976 (1568) yılında vefat eden Ümmî Sinan'ın son anlarını yanında bulunan bir dervişi şöyle dile getirmektedir: "Ölümleri esnasında yanında idim. Acaba ne buyuracaklar diye beklerken dayanamayıp 'Sultanım! Söyleyin işitelim. Biz dahi ona göre iş görelim' dediğimde cevaben buyurdular ki 'Vâkiamda gördüm. Bir gemim var imiş. Yelkenlerini açtım, gidiyorum. Rüzgâr sakin olunca yelkenlerimi indirdim. Gemiyi karaya çekmeyi murad ettim. Bir kimse gelip "Yelkenleri indirme, kaldır. Az çok rüzgâr vardır. Ta ki menziline eresin. Bir kadem dahi ileri varasın" dedi. Bunun üzerine ben, "Sultanım! Bu vâkiadan murad nedir, bize bildirin" diye rica eylediğimde buyurdular ki "Can sineye geldi, biz hayattan, hayat bizden el yudu. Can var iken sakın tevhidsiz durma. Nefes-i rüzgâr az çok vardır. Sandalı bir kadem ileri sürmekte kâr vardır."'"
Bunun üzerine dervişler ağlamaya başladılar. Hazreti Ümmî Sinan ise "Yâ Hay Yâ Kayyûm" diyerek dâr-ı fenâdan geçip hayat-ı bâkiyi buldular. Ümmî Sinan'ın cenaze namazı Fatih Camii'nde kılındıktan sonra naaşı, tekrar buraya getirilirken yolda zuhûr eden manevî bir işaret üzerine Eyüp'e götürülüp halifelerinden Nasuh Efendi'nin Eyüp Düğmeciler semtinde yaptırdığı tekkeye defnedildi. Türbesinin burada bulunması sebebiyle söz konusu dergâh Sinânî Âsitânesi kabul edilmiştir. Günümüze ulaşan tekke ve türbesi İstanbul'un önemli ziyaret yerlerinin başında gelmektedir.
Türbenin niyaz penceresinde şu beyit yazılıdır:
Mürîd-i râh-ı Hakk'a kıblegâh-ı âşikândır bu
Edeple gir gözün aç türbe-i Ümmî Sinan'dır bu
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021