Śumme kellâ sevfe ta'lemûn(e)
Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz!
Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).
Tekâsür Suresi'nin 4. ayeti, 'yakında bileceksiniz' ifadesiyle, dünya malına düşkünlüğün ve çoklukla övünmenin boş bir uğraş olduğunu, gerçek bilginin ahirette ortaya çıkacağını vurgular. Ayet, geleceğe yönelik kesin bir uyarı ve tehdit içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kellâ' kelimesinin iki ana anlama geldiğini belirtir: Birincisi, bir şeyi reddetme ve yalanlama (ردع وزجر) anlamında olup, bu ayetteki kullanımı da önceki ayetlerdeki 'çoklukla övünme' halini reddetme ve bundan vazgeçirme amacı taşır. İkincisi ise 'hakkan' (gerçekten) anlamında te'kid edatıdır. Bu ayetteki kullanımı daha çok reddetme ve uyarı anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kellâ'nın Kur'an'da 'hayır' veya 'gerçekten' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kellâ'nın, önceki ayetlerdeki 'çoklukla övünme' eylemini reddetme ve bu tutumdan vazgeçirme işlevi gördüğünü, bir nevi 'böyle yapmayın!' uyarısı olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kellâ' gibi edatların Kur'an'daki retorik gücüne dikkat çeker. Bu kelimenin, muhatabın zihnindeki yanlış bir düşünceyi veya eylemi kesin bir dille reddetmek ve onu doğruya yönlendirmek için kullanıldığını belirtir. Tekâsür Suresi'ndeki kullanımı, dünya malına düşkünlüğün yanlışlığını vurgulayan güçlü bir reddiye ve uyarıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sevfe'nin gelecek zamanı ifade eden bir edat olduğunu ve 'sin'den daha uzun bir zaman dilimini işaret edebileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, tehdit ve uyarı bağlamında, gelecekteki bilginin kaçınılmazlığını ve yakınlığını vurgular. Dünya hayatındaki gafletin sonucunun ahirette kesinlikle görüleceğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sevfe'nin fiilin gelecekteki bir zamanda gerçekleşeceğini bildiren bir edat olduğunu ve genellikle 'tehdit' veya 'vaat' bağlamlarında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'sevfe', dünya malına düşkün olanlara yönelik bir tehdit ve uyarı niteliğindedir; yani 'yakında (kaçınılmaz olarak) bileceksiniz' anlamını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' (bilgi) kelimesinin bir şeyi olduğu gibi idrak etmek olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ta'lemûne' (bileceksiniz) ifadesi, dünya hayatında gaflet içinde olanların, ahirette veya ölüm anında, dünya malına düşkünlüğün anlamsızlığını ve gerçek hakikati idrak edeceklerini ifade eder. Bu bilgi, sadece zihinsel bir kavrayış değil, aynı zamanda yaşanacak bir tecrübe ile elde edilecek bir bilgidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilm'in bir şeyi hakikatiyle kuşatmak olduğunu ve cehaletin zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki 'ta'lemûne' fiili, dünya hayatındaki yanılgıların ve gafletin sona ereceği, gerçeklerin apaçık bir şekilde ortaya çıkacağı ve bu durumun kaçınılmaz bir bilgiye dönüşeceği anlamını taşır. Bu, bir tehdit ve uyarı niteliğindedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kökünün Kur'an'da genellikle kesin ve şüpheye yer bırakmayan bilgi anlamında kullanıldığını vurgular. Tekâsür Suresi'ndeki 'ta'lemûne' ifadesi, dünya malına düşkünlüğün ve çoklukla övünmenin boş bir uğraş olduğunun, ölüm ve ahiret gerçeğiyle yüzleşildiğinde kesin olarak anlaşılacağını belirtir. Bu, sadece bir öğrenme değil, aynı zamanda bir idrak ve tecrübe etme halidir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.