Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keżibâ(en)(c) ulâ-ike yu'radûne ‘alâ rabbihim veyekûlu-l-eşhâdu hâulâ-i-lleżîne keżebû ‘alâ rabbihim(c) elâ la'netu(A)llâhi ‘alâ-zzâlimîn(e)
Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şahitler de, "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın laneti zalimler üzerinedir.
Üstelik bir yalanı Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna arzolunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir". İyi bilin ki: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
Hûd Suresi 18. ayet, Allah'a iftira etmenin ve yalan söylemenin büyük bir zulüm olduğunu vurgular. Ayet, bu tür eylemlerin ahiretteki sonuçlarını ve Allah'ın lanetinin zalimler üzerine olduğunu dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder. Özellikle 'iftira', 'yalan', 'şahitler' ve 'lanet' gibi kavramlar, ayetin mesajının temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, haddi aşmak anlamına gelir. Allah'a karşı zulüm ise, O'nun hakkını ihlal etmek, O'na ortak koşmak veya O'na yalan isnat etmektir. Ayetteki 'azlamu' (أظلمُ) kelimesi, ism-i tafdil olup, Allah'a iftira edenlerin en büyük zalimler olduğunu ifade eder. Bu, zulmün en şiddetli derecesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'azlamu' ifadesini 'en büyük günahkâr' veya 'en büyük haksızlık eden' olarak yorumlar. Allah'a yalan isnat etmek, O'nun ulûhiyetine ve kudretine karşı işlenmiş en büyük cürümlerden biri olduğu için, bu fiili işleyenler en zalim olarak nitelendirilmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İftira (افتراء), bir şeyi aslı olmaksızın uydurmak, yalan yere isnat etmektir. Özellikle Allah'a karşı kullanıldığında, O'nun hakkında doğru olmayan sözler söylemek, O'na ortak koşmak veya O'nun emirlerini tahrif etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'iftara' fiili, Allah'a karşı kasten ve bilerek yalan uydurmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fery (فري) kökü, bir şeyi kesmek, yarmak anlamına gelir. İftira (افتراء) ise, bir şeyi olmayan bir şekilde uydurarak ortaya çıkarmak, yani yalanı kesip biçip şekillendirmek gibidir. Allah'a iftira etmek, O'nun hakkında uydurma sözler sarf etmek ve bu sözleri O'na nispet etmektir. Bu, en büyük günahlardan biri olarak kabul edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iftira' kavramının Kur'an'da özellikle Allah'a ortak koşma (şirk) ve peygamberleri yalanlama bağlamında kullanıldığını belirtir. Allah'a iftira etmek, O'nun tekliğini ve mutlak kudretini inkâr etmekle eşdeğerdir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın varlığına ve sıfatlarına dair asılsız iddialarda bulunmayı kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كذب), bir şeyin gerçekle örtüşmemesi, hakikatin zıddı olmasıdır. Allah'a karşı 'keziben' (yalan) ifadesi, O'nun hakkında doğru olmayan, uydurma sözler söylemeyi ifade eder. Bu, iftiranın somutlaşmış halidir ve Allah'ın zatına, sıfatlarına veya hükümlerine dair asılsız iddiaları içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezib' kelimesinin Kur'an'da genellikle inanç esaslarına aykırı beyanlar ve peygamberlerin getirdiği mesajı reddetme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'keziben' kelimesi, Allah'a iftira etmenin temelini oluşturan yalanın niteliğini vurgular; yani bu, sıradan bir yalan değil, ilahi hakikate karşı işlenmiş bir yalandır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Şâhid (شاهد), bir olaya tanık olan, onu gören ve bildiğini haber veren kişidir. 'Eşhâd' (أشهاد) ise bunun çoğuludur. Kıyamet gününde Allah'a iftira edenlerin aleyhine şahitlik edecek olanlar, melekler, peygamberler, hatta kişinin kendi azaları veya amelleri olabilir. Bu, ilahi adaletin tecellisinde önemli bir rol oynar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eşhâd' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi şahitler hem de ahiretteki şahitler için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki bağlamda, ahiretteki hesaplaşma anında, Allah'a yalan isnat edenlerin aleyhine tanıklık edecek olan varlıkları ifade eder. Bu şahitlik, inkârı imkânsız kılacak kesinliktedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lanet (لعنة), birini Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmak, kovmak anlamına gelir. Allah'ın laneti, O'nun rahmetinden mahrum bırakması ve azabına uğratmasıdır. Ayetteki 'lanetullah' (Allah'ın laneti) ifadesi, Allah'a iftira eden zalimlerin, O'nun lütfundan ve bağışlayıcılığından ebediyen uzaklaştırılacağını ve cezalandırılacağını kesin bir dille belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, lanetin, Allah'tan geldiğinde azap ve rahmetten uzaklaştırma; kullardan geldiğinde ise beddua ve nefret anlamına geldiğini açıklar. Bu ayetteki 'Allah'ın laneti', Allah'ın zalimlere yönelik gazabını ve onları rahmetinden mahrum bırakma hükmünü ifade eder. Bu, iftira gibi büyük bir günahın kaçınılmaz sonucudur.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
11- Hud Suresi- Ayet 18
~~11.18~
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اُولٰئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰؤُلَاءِ الَّذٖينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ
~ ~ ~
11.18 - Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi kezibâ, ulâike yuğradûne alâ rabbihim ve yegûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, elâ lağnetullâhi alez zâlimîn.
Diyanet Meali:
11.18- Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.18- Hem bir yalanı Allaha iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablarına arz olunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: ta şunlar Rablarına karşı yalan söyleyenler, haberiniz olsun Allah’ın laneti zalimler üstüne
Yalan: Bulunması gereken yerden başka bir yere çevrilmiş söz ve fiillerdir. Haktan batıla, doğrudan yalana, güzelden çirkine çevrilmektir. Olmayanı oldurmak, olanı yok saymaktır.
Kısaca batıldır.
“Bir gün Hz. Peygambere; “Mümin kimse zina eder mi? Dediler. Hz. Peygamber, Belki, buyurdu. Peki yalan söyler mi? Dedi, Hz. Peygamber; Hayır söylemez. Buyurdu. Ve “Ancak iman etmeyenler yalan söyler” ayetini okudu” Hadis Dünya hayatı zıtlıklar üzerine kuruludur. Bu zıt kutupluluk esası insanın algılama ve yargılama süreçlerinde de kendini gösterir. Kur’an’ın metodu da iman kavramlarını yerleştirmek için karşıt kavramların içini doldurarak açıklar.
Zıt kutupluluk (ezdad); biri olunca diğeri olmayan ikilidir. Çift kutupluluk (ezvac) ise kadın ve erkek gibi biri olmadan diğeri var olamayan ikilidir.
Zalim, karanlık anlamındaki “zulumat” kelimesinden türetilmiştir. Onlar, perdeler ardında gizlenen ve saklanan bilinmeyen ve tanınmayanlardır. Böylece Hakkın yüzünü kendi dışlarında gördükleri için, kendi nefislerinde bilemezl Muhammed-i zalimler Hakk’ın mutlak veçhinde kendi vehmi benliklerinden fani olmuşlardır. Onlar ebeden Hakk’ın müşahedesinde olup nefislerini bilmezler.
“Allah’a karşı yalan söylemek” zalimliktir. İnsan bu zulmü kendine yapar. Kendi kıymetini anlamamaktır. Değerimiz Allah’ın koyduğu kuralları çiğneyip- çiğnememekten doğar.
Lanet: Uzak kalmak, uzaklaşmak, İlahi rahmetten mahrum kalmaktır.” Mel’un” ise lanet olunmuş demektir. N.M.
rtfSndPly*11.19*
----------------------
11- Hud Suresi- Ayet 19