İçeriğe atla
Nahl 55Cüz 14 · Sayfa 273

Nahl Sûresi 55. Âyet

النحل

Sohbete sor

Liyekfurû bimâ âteynâhum(c) fetemette'û(s) fesevfe ta'lemûn(e)

Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz!

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Liyekfurû bimâ âteynâhum fetemette’û fesevfe ta’lemûn(e)” Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! (16/55)


Bu bulunduğumuz hazreti şehadet âlemi Allah cc. nimeti, sofrası-maidesinden başka bir şey değildir. İnanan, inanmayan, ortak koşmayan, ortak koşan herkez bu nimetten istifade etmektedir.

Mâide, kelime anlamı olarak sofra demektir. Yalnız bu bildiğimiz mânâda herhangi bir sofra değildir, o sofraları da içine almakla beraber, Mâide sofrası bu sofraların üstünde olan bütün sofralarda olan mertebeleri de bünyesinde bulundurmaktadır. Sultan sofrasıdır, üzerinde maddi nîmetlerle birlikte ilâhî nîmetler bulunmaktadır. Bu sofranın dışında zâti gıdâlar almak mümkün değildir. Kişilerin önce kendi hakîkatlerine, özlerine, oradanda Hakk’ın varlığına yönelmesi için Mâide sofrasının nîmetlerinden yemesi lâzımdır, başka yer de bunların gıdâsı yoktur. Bu sofrayı kurup hazırlayanda Cenâb-ı Hakk’ın zâti tecellilerinin olduğu mahâllerdir yâni hâlifeleridir.

Bu sofrada yemek yemenin bedeli can’dır çünkü bu sofra “can sofrasıdır”, can alınır, can verilir bu sofrada, yoksa ne lâf ile ne benlikle olur.

Bu sofra öyle bir sofra ki, kim ne kadar yerse yesin bitmez ve azalmaz, yeter ki kişinin öğüteceği yerleri sağlam olsun ve onu dışarıya çıkarmasın. Bu sofrada kavga affedilir bir şey değildir, çünkü adı üzerinde sofradır, kavga eden başkasının rızkına göz dikmiş demektir.

Mâide sofrasından yedikçe imânı hakikî imânâ dönüşür, tahkik ettikçede kendi varlığının olmaması gerektiği anlar ve kendi varlığını aradan kaldırır, o zaman ikân olur.[68]

İşte bu âlemde Hazret-i Şehadet ve Hakk’ın sofrasıdır. Kim bu zâti irfan sofrasına kim nankörlük eder ve inkar ederse;

قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنزِلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ

بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ

الْعَالَمِينَ

(115) (KalAllahu innî münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinnî üazzibühu azâben lâ üazzibühu ehaden minel âlemîn;)

“Allah buyurdu ki:" Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azâbı yaparım".

Bu hakîkatleri kim ki nefsiyle perdeler ise âlemlerde kimseye etmediğim azâbı ona ederim yâni Cenâb-ı Hakk ona hüsrânı, pişmanlığı tattırırım, diyor. İnsân elinde olan bir şeyi nasıl kaçırıp ebedi hayatını mahvettiğinde içinde duyacağı vicdan azâbı onu yakar bitirir ve bu ateş hiç sönmez, hatta cehennem ateşi biter de onun bu ateşi bitmez çünkü ateş kendisinden kaynaklanmaktadır. Ve dikkat edersek bu azâb Îseviyet mertebesi îtibârıyladır, Hakîkati Muhammedî mertebesi îtibârıyla nasıl olacaktır kimbilir.[69]