Feeradnâ en yubdilehumâ rabbuhumâ ḣayran minhu zekâten veakrabe ruhmâ(n)
"Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."
"İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."
Kehf Suresi 81. ayet, Hızır'ın çocuğu öldürme eyleminin ardındaki ilahi hikmeti, çocuğun anne babasına daha hayırlı ve merhametli bir evlat verilmesi arzusu üzerinden açıklamaktadır. Ayet, 'irade', 'değişim', 'temizlik' ve 'merhamet' gibi temel kavramlar aracılığıyla ilahi takdirin ve rahmetin tecellisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'r-v-d' kökünün asıl anlamının 'bir şeyi aramak, talep etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'fe-erednâ' ifadesi, Hızır'ın eyleminin arkasındaki ilahi bir dileği, yani Allah'ın bu değişimi murad etmesini ifade eder. Bu, basit bir isteğin ötesinde, ilahi bir takdir ve yönlendirmedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irade'nin, bir şeyi yapmaya veya terk etmeye yönelik kesin bir eğilim olduğunu açıklar. Ayetteki 'erednâ' ifadesi, Allah'ın, o çocuğun yerine daha hayırlı bir evlat vermeyi kesin olarak dilediğini, bu değişimin ilahi bir planın parçası olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ibdâl' kelimesinin 'bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yübdilehümâ' ifadesi, Allah'ın o çocuğu, anne babası için daha hayırlı ve temiz başka bir evlatla değiştirmeyi murad ettiğini açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bedel' ve 'ibdâl' kelimelerinin Kur'an'da sıkça 'bir şeyin yerine başka bir şeyin geçmesi' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanım, ilahi bir müdahale ile olumsuz bir durumun (çocuğun isyankar karakteri) yerine olumlu bir durumun (daha hayırlı bir evlat) ikame edilmesini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'bedel' kavramının Kur'an'da bazen 'karşılık' veya 'yerine geçme' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yübdilehümâ', Allah'ın anne babaya, kaybedilen çocuğun yerine, ahlaki ve manevi açıdan daha üstün bir evlat vermesi şeklinde bir 'değişim' veya 'ikame' vaadini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesinin 'iyilik, fayda' anlamına geldiğini ve 'hayr'ın zıddının 'şerr' olduğunu belirtir. Ayetteki 'hayran minhu' ifadesi, verilecek olan yeni çocuğun, öldürülen çocuğa göre hem ahlaki hem de manevi açıdan daha üstün, daha faydalı ve daha iyi olacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hayr' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'faydalı, güzel, makbul' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'hayran', Allah'ın anne babaya vereceği çocuğun, önceki çocuğun aksine, onlara dünyevi ve uhrevi açıdan daha fazla iyilik ve fayda sağlayacak bir evlat olacağını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zekât' kelimesinin 'temizlik, arınma ve artma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'zekâveten' ifadesi, verilecek olan yeni çocuğun, ahlaki ve manevi açıdan daha temiz, günahlardan arınmış ve salih bir karaktere sahip olacağını, bu temizliğin anne babasına da bereket getireceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zekâ' kökünün 'büyüme, gelişme, temizlenme ve bereketlenme' anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki 'zekâveten', yeni çocuğun sadece günahlardan arınmış olmakla kalmayıp, aynı zamanda ahlaki ve manevi olarak da gelişmiş, anne babasına hayır ve bereket getiren bir evlat olacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zekât' kavramının Kur'an'da hem maddi hem de manevi arınma ve temizlenme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'zekâveten', yeni çocuğun ahlaki ve dini açıdan daha saf, daha dindar ve dolayısıyla anne babası için daha makbul bir evlat olacağını, bu temizliğin onların hayatına olumlu yansıyacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin 'kalbin yumuşaması ve şefkat göstermesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'akrabe ruhmen' ifadesi, verilecek olan yeni çocuğun, anne babasına karşı daha şefkatli, daha merhametli ve daha itaatkar olacağını, onlara daha fazla iyilik ve sevgi göstereceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet'in Kur'an'da Allah'ın kullarına yönelik lütuf ve ihsanını ifade eden merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ruhmen', yeni çocuğun anne babasına karşı göstereceği merhametin, ilahi rahmetin bir yansıması olduğunu ve bu merhametin onların hayatına huzur ve mutluluk getireceğini ima eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Cenâb-ı Hakk’ın vereceği bu çocuk ebeveynine rahmet olacak. Bu çocukta bizim veled-i kalbimiz fakat biz asi olan çocuğu öldürmeden bu gönül evlâdı doğamıyor çünkü yeri hazırlanmamış oluyor. Asi olan çocuk ortada olduğu müddetçe yeni bir çalışma yapma imkânımız olmuyor çünkü evlâtlık görevini o yapıyor yani nefsimizdeki emmâre, levvâme, mülhime mertebeleridir.
Bu veled-i kalb bizim mukaddes varlığımızda Aklı küll ve Nefsi küll’ün istikametinde hayat yaşamaya hazırlamakta yani bu bedeni o yöne doğru yönlendirmekte, bunlarla sâlih evlat olmaktadır. Sâlih çocukta kurgusu Hak’tan fiili kuldan olan sâlih amel gibi Hak’tan aldığı şeyleri işlemektedir diğer çocuk gibi nefsinden aldıklarını değil. Seyri sülûk yolunda yapılan ilk işlemler bunlardır, kişinin aşama kaydetmesi için bazı şeylerin öldürülmesi gerekiyor, ki İsmâîl (a.s.) ın kûrb’ân edilmesi hadisesi ile de buna işaret edilmektedir ayrıca, şöyle ki; Ne zaman ki biz veled-i kalb ortaya getireceğiz İbrâhîm’in İsmâîl ile Kâbe’yi tamir etme hadisesi bizde zuhura gelecek ve biz asi olan evlâdı öldürdükten sonra Cenâb-ı Hakk’ın verdiği yeni bir evlât ile Kâbe’yi yükseltmeye başlıyoruz, gönül Kâbesi’ni, Hakk’ın nazargâhını.
وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحاً فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً
82-) Ve emmel cidaru fekâne li ğulameyni yetiymeyni fiyl mediyneti ve kâne tahtehu kenzün lehüma ve kâne ebuhüma saliha feerade Rabbüke en yeblüğa eşüddehüma ve yestahrica kenzehüma rahmeten min Rabbik ve ma fealtühu an emriy zâlike te'vilü ma lem testı' aleyhi sabra;
* “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında