Men że-lleżî yukridu(A)llâhe kardan hasenen feyudâ'ifehu lehu ad'âfen keśîra(ten)(c) va(A)llâhu yakbidu veyebsutu ve-ileyhi turce'ûn(e)
Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O'na döndürülüp götürüleceksiniz.
Bakara 245. ayet, Allah'a güzel bir ödünç vermenin (infakın) karşılığının kat kat artırılacağını ve rızkı daraltıp genişletme kudretinin yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular. Ayet, infakın teşviki ve Allah'ın kudretinin beyanı üzerine kuruludur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karz (قرض), bir şeyi kesmek veya birinden ödünç almak anlamına gelir. Allah'a karz vermek (يُقْرِضُ), O'nun rızası için maldan harcamak, infak etmek demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bu infakı kendi üzerine bir borç gibi kabul edip karşılığını kat kat vereceğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Allah'a ödünç vermek (يُقْرِضُ), mecazi bir ifadedir. Allah'ın buna ihtiyacı olmadığı halde, kullarını infaka teşvik etmek ve karşılığını vereceğini bildirmek için kullanılmıştır. Bu, Allah'ın vaadinin kesinliğini ve cömertliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Karz-ı hasen (قرضًا حَسَنًا) kavramı, Kur'an'da Allah'a verilen bir tür 'borç' olarak geçer. Bu, aslında Allah'a yapılan bir iyilik, bir infaktır ve Allah bunu kendi üzerine bir borç gibi alarak kat kat fazlasıyla geri ödeyeceğini vaat eder. Bu, müminlerin Allah yolunda harcamaya teşvik edildiği merkezi bir kavramdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karz (قرض), ödünç verilen maldır. Ayetteki 'karzan hasenen' (güzel bir ödünç), Allah rızası için, gönül hoşnutluğuyla ve karşılık beklemeden verilen infaktır. Allah bu infakı kabul eder ve karşılığını artırır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Karz (قرض), birine bir şey vermek ve karşılığını beklemektir. Ancak 'karzan hasenen' (güzel bir ödünç) ifadesi, Allah'a verilen ve karşılığı sadece O'ndan beklenen, riyadan uzak, samimi bir infakı ifade eder. Bu, Allah'ın katında büyük bir değere sahiptir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن), bir şeyin hem zahiren hem de batınen güzel olmasıdır. 'Karzan hasenen' (güzel bir ödünç) ifadesindeki 'hasenen', verilen malın helal olmasını, gönül hoşnutluğuyla verilmesini, riyadan uzak olmasını ve Allah rızası için yapılmasını kapsar. Bu tür bir infak, Allah katında makbuldür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüsn (حسن) kelimesi, Kur'an'da genellikle ahlaki ve estetik güzelliği ifade eder. 'Karzan hasenen' bağlamında, infakın sadece maddi değerini değil, aynı zamanda niyetin saflığını, gönül rızasını ve Allah'a olan teslimiyeti de içerir. Bu, infakın kalitesini ve Allah katındaki değerini belirleyen önemli bir niteliktir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dı'f (ضعف), bir şeyin misli veya katı demektir. 'Feyuda'ifuhu' (kat kat artırır), Allah'ın infak edilen malın karşılığını bire ondan yedi yüze kadar, hatta daha fazla katlayarak vereceğini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğinin ve vaadinin büyüklüğünü gösterir.
Abu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dı'f (ضعف), bir şeyin benzeri veya katı anlamına gelir. Ayetteki 'feyuda'ifuhu' (kat kat artırır) fiili, Allah'ın infak edenlere ahirette vereceği mükafatın sadece verilenle sınırlı kalmayıp, katlanarak artacağını vurgular. Bu, müminleri infaka teşvik eden güçlü bir motivasyondur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kabz (قبض), bir şeyi tutmak, daraltmak veya kısmak anlamına gelir. Allah'ın 'yakbidu' (daraltır) fiili, rızkı dilediği kimselere daraltmasını, kısmasını ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak kudretini ve rızık üzerindeki tasarrufunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kabz (قبض), bir şeyi elinde tutmak, sıkmak ve daraltmak anlamındadır. Ayetteki 'yakbidu' (daraltır), Allah'ın hikmeti gereği bazı kullarının rızkını kısıtlamasını, geçimlerini zorlaştırmasını ifade eder. Bu, imtihanın bir parçasıdır ve Allah'ın her şeye gücü yettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Bast (بسط), bir şeyi yaymak, genişletmek anlamına gelir. Allah'ın 'yebsutu' (bollaştırır) fiili, rızkı dilediği kimselere genişletmesini, bollaştırmasını ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğini ve rızık üzerindeki mutlak tasarrufunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bast (بسط), bir şeyi açmak, yaymak demektir. 'Yebsutu' (bollaştırır), Allah'ın rızkı dilediği kullarına genişletmesini, onlara bolluk vermesini ifade eder. Bu, Allah'ın hem daraltma hem de genişletme kudretine sahip olduğunu ve her şeyin O'nun elinde olduğunu vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافاً كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
(2/245) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad'afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;
* Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
Şu kimseler ki, Allah’a borç verirler, hemde güzel bir borç vermek sûretiyle borç verirler, Allah’ta o borcu öderken onun için onu katlar, çoğaltır ve çoğaltarak ona iade eder, muhakkak ki Allah kabz eder yani sıkar veya bast eder yani genişletir, herşey neticede ona dönecektir.
“Menzelleziy” derken burada bir tahsis var, yani bazı
kimseler var ki, bu kimselere Cenâb-ı Hakk Zâti ve şahsi varlık verdiğini belirtiyor evvela. Borç vermek için kişinin kendi öz varlığı olması lâzımdır, daha evvel Hakk’ın verdiği ama kendilerine tahsis edilmiş oluşumlar vardır, güzellikler vardır, o öldükten sonra yeni bir hayatla yeni bir mülk kendilerine verilmiş oluyor, o mülkünden o malzemesinden de yine Cenâb-ı Hakk borç alıyor, daha sonra da o borcu fazlasıyla ödüyor, daha üst mertebeleriyle.
Zahiri mânâ da Cenâb-ı Hakk bazı kimselere mal mülk vermiş onlarda maddi mânâ da infak ederek Allah’a borç vermiş oluyorlar, çünkü o verdikleri yerler Allah’ın kulları, dolayısıyla O’na râci oluyor, bir yandan onun verdiği maldan infak ederken bir bakıma da imtihan oluyoruz, yani verenler de imtihan edilmiş oluyor, bakalım verebilecek mi onun hakkını ayırabilecek mi diye.
Bâtın olarak, o kimseler ki Benim Kelâm’ıma sahiptirler, Ben onlara Kelâm’ımdan verdim, onlar ki Benim Hay’atıma sahiptirler, Hay’atımdan onlara verdim, hemd e asli malları olarak verdim, Zâtımdan da onlara verdim, öyleyse Benim malımdan infak et, yani senin malından infak et çünkü sana ait artık o bizatihi, zat olarak senin zatının malı , ondan infak et, ama o neticede yine Bana dönecektir.
O’na dönecektir diyor, buradaki ifadeyede dikkat etmek lâzımdır, Allah’a veya Rahmân’a dönecektir demiyor, “ileyhi” O’na dönecektir, buradaki “O” işaret zamiri olduğundan burada ifade edilen Allah’ın Zâtıdır, çünkü herşey hakikati itibarıyla Allah’ın Zâtından meydana geldiğinden hangi hadise ve iş olursa olsun Allah’a dönecektir, yani Ulûhiyyet mertebesine dönecektir, aslında her an dönmektedir de, bizler farkında değiliz.