Elleżîne yunfikûne emvâlehum billeyli ve-nnehâri sirran ve'alâniyeten felehum ecruhum ‘inde rabbihim velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)
Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.
Bu ayet, Allah yolunda infak edenlerin mükafatını ve ahiretteki durumlarını ele almaktadır. Anahtar kavramlar, infakın niteliğini (zaman ve şekil) ve infak edenlere vaat edilen karşılığı (ecir, korkusuzluk, hüzünsüzlük) dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefak (نَفَق) kelimesi, bir şeyin tükenmesi ve bitmesi anlamına gelir. İnfak (إنفاق) ise malı elden çıkarmak, harcamak demektir. Ayetteki 'yünfikûne' ifadesi, mallarını Allah rızası için harcayarak onları tüketme ve bu yolla Allah katında karşılık bekleme eylemini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İnfak, malı Allah yolunda harcamaktır. Bu, malın zayi olması değil, aksine Allah katında katlanarak artması ve bereketlenmesidir. Ayetteki kullanımı, sürekli ve düzenli bir harcama eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak, Kur'an'da sadece maddi harcamayı değil, aynı zamanda kişinin sahip olduğu her türlü imkanı (zaman, bilgi, güç) Allah yolunda kullanmasını ifade eden geniş bir kavramdır. Bu ayette ise özellikle 'emvâlehüm' (mallarını) kelimesiyle birlikte kullanılarak maddi infaka odaklanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mal (مال), kişinin sahip olduğu, mülkiyetinde bulunan her türlü varlıktır. Ayetteki 'emvâlehüm' ifadesi, infakın konusu olan maddi değerleri, yani parayı, eşyayı ve diğer servet unsurlarını kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mal, insanın sahip olduğu ve üzerinde tasarruf hakkı bulunan her şeydir. Ayetteki 'emvâlehüm' kelimesi, infak edenlerin kendi helal kazançlarından, gönül rızasıyla verdikleri şeyleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mal kavramı Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçici bir süsü ve imtihan vesilesi olarak ele alınır. Bu ayette ise malın, Allah yolunda harcanarak ahiret için bir yatırım aracı haline getirilebileceği vurgulanmaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sır (سر), gizli olan, başkalarından saklanan şeydir. Ayetteki 'sirran' kelimesi, infakın riyadan uzak, sadece Allah rızası için yapılması gerektiğini, gizli yapılan infakın daha faziletli olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sır, kalpte gizlenen veya başkalarından saklanan söz ve fiildir. Ayetteki 'sirran' ifadesi, infakın gizli yapıldığında gösterişten uzak, ihlaslı bir amel olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Alâniye (علانية), açıkça, herkesin görebileceği şekilde yapılan şeydir. Ayetteki 'alâniyeten' kelimesi, infakın bazen açıkça yapılmasının da caiz ve hatta teşvik edici olabileceğini, ancak bunun riyadan arınmış olması gerektiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Alâniye, gizliliğin zıddıdır. İnfakın hem gizli hem de açık yapılmasının zikredilmesi, her iki durumun da Allah katında makbul olduğunu, önemli olanın niyetin halis olması olduğunu gösterir. Açık infak, başkalarını teşvik etme gibi faydalar sağlayabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecir (أجر), bir iş karşılığında verilen bedeldir. Ayetteki 'ecruhüm' ifadesi, infak edenlere Allah tarafından verilecek olan ahiret mükafatını, sevabı ve karşılığı ifade eder ki bu, dünyevi karşılıklardan çok daha üstündür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ecir, Allah'ın kullarına amelleri karşılığında vaat ettiği karşılıktır. Bu ayetteki 'ecruhüm', infakın sadece bir harcama değil, aynı zamanda Allah katında biriktirilen ve ahirette tam olarak ödenecek bir yatırım olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüzün (حزن), kalpte meydana gelen keder ve üzüntü halidir. Ayetteki 'lâ yehzenûne' ifadesi, infak edenlerin ahirette hiçbir üzüntü ve keder yaşamayacaklarını, geçmişte kaçırdıkları veya gelecekte karşılaşacakları hiçbir şey için tasalanmayacaklarını müjdeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüzün, insanın sevdiği bir şeyi kaybetmesi veya hoşlanmadığı bir şeyin başına gelmesi sebebiyle duyduğu iç sıkıntısıdır. Ayetteki 'lâ yehzenûne' ifadesi, infak edenlerin ahirette bu tür üzüntülerden tamamen arınmış olacaklarını, tam bir huzur ve mutluluk içinde bulunacaklarını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'korku yok, hüzün yok' (lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn) ifadesi, müminler için vaat edilen nihai kurtuluş ve esenlik halini simgeler. Bu ayette infak edenlerin bu mertebeye ulaşacakları, dünya endişelerinden ve ahiret azabından emin olacakları vurgulanır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
(2/274) Elleziyne yünfikune emvalehüm Bil leyli vennehari sirran ve alaniyeten felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
*Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
Bir kişinin infak edecek malı varsa o kişi zâhiren zengin demektir ama bir kişinin bâtınen malı varsa yani ilmi malı varsa diyelim bunlar gece ve gündüz mallarından infak ederler, mallarını infak etmelerinin zamanı yoktur meselâ günün herhangi bir saatinde bir sohbet olduğunda malını infak eder.
Ayrı bir mânâ ile bakarsak geceden maksat fenâfillâh’tır, fenâfillâh ilminden infak eder, gündüz bakâbillâh’tır bakâbillâh ilminden infak eder, tevhid-i İlâh-îyyenin hakikatini sır olarak ta infak ederler yani herkese açmazlar ehli olanlara açarlar infak ederler.
İşte onların Rabb’larının yanında mükâfatları vardır, Rabblarının yanındadırlar ki mükâfatları vardır zâten o infakları Rabb’lerinden alırlarda verirler kendi varlıkları yok ki nerden versinler, işte seni vesile ederek veriyorum veya Cenâb-ı Hakk senden Ben veriyorum diyor.
Rububiyyet mertebesinden bu hakikatleri gizler veya açıklar, onların üzerine işte korku yoktur, bir varlığın Rabbi yanındaysa onun ne korkusu olacak ki, neden korkusu olacak ki sonra ve gelecekte o mahsunda olmayacaktır, hadi bugün işi idare ediyor diyelim insânoğlu, acaba yarın ne olacak, gelecek ne olacak, işte o kişiye bu da yoktur deniyor.