Kâle keżâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ(s) vekeżâlike-lyevme tunsâ
Allah, "Evet, öyle. Ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der.
Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
Tâhâ Suresi 126. ayet, Allah'ın, dünya hayatında ayetlerini unutan kişiye ahiretteki muamelesini bildirmektedir. Ayet, ilahi mesajın ihmal edilmesinin ve bunun sonucunda karşılaşılacak unutulmuşluğun derin anlamlarını taşımaktadır. Özellikle 'ayetler' ve 'unutmak' kavramları, ilahi uyarının ciddiyetini ve insan sorumluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin bir şeyin kolaylıkla ve zahmetsizce gelmesi, ulaşması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَتَتْكَ ءَايَـٰتُنَا' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin insana herhangi bir engel olmaksızın, açık ve anlaşılır bir şekilde ulaştığını, dolayısıyla insanın bu ayetleri idrak etme ve kabul etme imkanına sahip olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أتى' fiilinin Kur'an'da bazen 'vuku bulmak, gerçekleşmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise ayetlerin 'gelmesi', onların tebliğ edilmesi ve muhataba ulaşması şeklinde mecazi bir anlam taşır. Yani ayetler, sadece fiziksel olarak gelmekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal olarak da muhatabın idrakine sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'آية' kelimesinin 'açık alamet, delil' anlamına geldiğini ve bir şeyin varlığına işaret eden her şeye 'ayet' denildiğini belirtir. Kur'an'da ise hem evrendeki yaratılış delillerini hem de peygamberlere verilen mucizeleri ve Kur'an'ın kendi ayetlerini kapsar. Bu ayetteki 'ءَايَـٰتُنَا', özellikle Kur'an'ın mesajlarını ve ilahi emirleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da çok katmanlı bir anlama sahip olduğunu ve hem kozmik işaretleri hem de vahiy metnini ifade ettiğini vurgular. Ona göre 'ayetler', Allah'ın insanla iletişim kurma biçimleridir ve insanın Allah'ı tanıması için sunulan delillerdir. Ayetteki 'ءَايَـٰتُنَا', bu ilahi iletişim araçlarının insan tarafından ihmal edildiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'işaret' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren her türlü delil için kullanılır. Ayetteki bağlamda, bu ayetler, insana doğru yolu gösteren ve onu uyaran ilahi mesajlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نسي' fiilinin 'bir şeyi zihinden çıkarmak, hatırlamamak' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'terk etmek, ihmal etmek' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'فَنَسِيتَهَا', sadece zihinsel bir unutkanlığı değil, aynı zamanda ayetlerin gereğini yapmamayı, onlara sırt çevirmeyi ve onları önemsememeyi ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'نسي' kelimesinin Kur'an'da 'terk etmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'فَنَسِيتَهَا' ifadesi, kişinin ayetleri bilerek veya isteyerek terk etmesi, onlara uymaması ve onları hayatından çıkarması anlamına gelir. Bu, sadece bir unutkanlık değil, aynı zamanda bir ihmal ve kasıtlı bir terk ediştir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nesy' kökünün Kur'an'da genellikle 'ihmal etmek, terk etmek' anlamında kullanıldığını ve bu durumun çoğu zaman bir ceza veya karşılık olarak 'unutulma' ile sonuçlandığını belirtir. Ayetteki 'فَنَسِيتَهَا', dünya hayatında ayetlere karşı gösterilen bu ihmalin, ahiretteki 'unutulma' cezasının gerekçesi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نسي' fiilinin Allah'a nispet edildiğinde 'terk etmek, ihmal etmek' anlamına geldiğini, zira Allah için unutmak söz konusu olmadığını belirtir. Ayetteki 'تُنسَىٰ' ifadesi, Allah'ın o kişiyi rahmetinden, yardımından ve lütfundan mahrum bırakması, onu kendi haline terk etmesi anlamındadır. Bu, dünya hayatında ayetleri unutanın ahiretteki acı akıbetidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'نسي' kelimesinin Allah hakkında kullanıldığında, 'terk etmek, cezalandırmak' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'تُنسَىٰ', Allah'ın o kişiyi cezalandırmak amacıyla onu terk etmesi, ona ilgi göstermemesi ve onu azabıyla baş başa bırakması demektir. Bu, dünya hayatındaki ihmalin bir karşılığıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nesy' kavramının Allah'a izafe edildiğinde, 'terk etmek, ilgilenmemek' manasına geldiğini ve bunun bir ceza olduğunu belirtir. Ayetteki 'تُنسَىٰ', Allah'ın o kişiyi rahmet nazarıyla görmemesi, onu affetmemesi ve ona yardım etmemesi anlamına gelir. Bu, dünya hayatında Allah'ın ayetlerine karşı gösterilen kayıtsızlığın bir sonucudur.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/126) “(Allahû Tealâ): “İşte böyle, Âyetlerimiz sana geldi fakat sen onları unuttun. Ve aynı şekilde (senin yaptığın gibi), o gün (de) sen unutulursun.” dedi.”