Kâle elkihâ yâ mûsâ
Allah, "Onu yere at ey Musa!" dedi.
Allah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi.
Tâhâ Suresi'nin 19. ayeti, Allah'ın Hz. Musa'ya asasını yere bırakmasını emrettiği anı tasvir eder. Ayet, 'kavl' (söz) ve 'ilka' (bırakma) fiilleri üzerinden ilahi emrin doğrudanlığını ve Hz. Musa'ya yönelik hitabın netliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, dile getirilmesidir. Bu ayetteki 'kâle' (قال) fiili, Allah'ın doğrudan ve kesin emrini, yani kelamını ifade eder. Hz. Musa'ya yönelik bu söz, ilahi iradenin tecellisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir manayı ifade eden lafızdır. Allah'ın 'kâle' (قال) fiiliyle buyurması, O'nun kelam sıfatının bir tezahürüdür ve bu ayetteki bağlamda, Hz. Musa'ya belirli bir eylemi yapmasını emreden ilahi bir hitaptır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Elkâ (ألقى), bir şeyi atmak, bırakmak anlamına gelir. Bu ayetteki 'elkihâ' (ألقها) emri, Hz. Musa'nın elindeki asayı yere atmasını, bırakmasını ifade eder. Bu, mucizenin başlangıcı için bir hazırlık emridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Elkâ (ألقى) fiili, bir şeyi bir yere bırakmak, atmak anlamında kullanılır. Ayetteki 'elkihâ' (ألقها) emri, Hz. Musa'nın asasını yere bırakmasını, yani elinden çıkarmasını ifade eder. Bu, ilahi kudretin tecellisine zemin hazırlayan bir eylemdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlkâ (إلقاء), bir şeyi bir yere atmak, bırakmaktır. 'Elkihâ' (ألقها) emri, Hz. Musa'nın asasını yere bırakmasını, yani elinden çıkarıp yere düşürmesini ifade eder. Bu, Allah'ın emriyle gerçekleşen ve bir mucizeye yol açacak olan bir eylemdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Musa (موسى), Kur'an'da önemli bir peygamber figürüdür ve Allah ile doğrudan konuşan (Kelîmullah) olarak bilinir. Bu ayetteki hitap, onun peygamberlik misyonunun başlangıcında, ilahi vahyin doğrudan muhatabı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Musa (موسى) ismi, Kur'an'da sıkça geçen ve Firavun'a karşı mücadele eden, İsrailoğulları'nı kurtaran peygamberi ifade eder. Bu ayetteki 'Yâ Musa' (يا موسى) hitabı, Allah'ın ona özel bir ilgi ve görev yüklediğini, doğrudan bir iletişim kurduğunu gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk (c.c) “Ey Mûsâ o aklını bırak” dedi.
Cenâb-ı Hakk (c.c) burada Mûsâ (a.s.)’ın o güvendiği aklını terkedip terkedemeyeceğini sınamaktadır.
İşte bu şekilde bizlerin de beşeri aklımız ne kadar ileri
olursa olsun Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın tecellisi karşısında bir yerde onu terketmemiz gereklidir. Çünkü Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın tecellisi bizim aklımızdan da üstündür.
Bu Âyet-i Kerîme’’de dikkat edersek, asâ şekline gelmiş olan ağaç yılana dönmektedir ki asâ ile yılan arasında fiziki olarak benzerlik vardır ki bu da zaman içerisinde kuru ağaçlardan kendilerine benzer canlı varlıklar oluşabileceğine bir işarettir.
(27/Neml-karınca Sûresi) isimli kitabımızdan benzeri aynı âyetlerininde yorumlarını ilâve edelim.
وَالْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ
وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ
لَدَى الْمُرْسَلُونَ
(Ve elkı asâke felemmâ reâhe tahtezzu ke ennehe cânnün vellâ müdbiran ve lem yüakkıb ya Mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel mürselîn.)
(27/10) “ Ve âsânı bırak. Ne zaman ki, onu sanki küçük bir yılanmış gibi deprenir gördü, geriye dönerek kaçt ve arkasına bakmadı, -buyuruldu ki-: Ey Mûsâ: Korkma, şüphe yok ki, ben -bir kerim mabudum ki- benim huzûrumda Peygamberler korkmaz.”
Böylece bakın başka bir tahakkuk –faaliyet başladı.
Azîzül Hakîm. dediğinde yukarıda ki sahne bitti o kadar verdi. Yani o ateşin yanına gitmesi bir parça vermesi ateşten bir parça vermesi eşine ailesine bu ateşten bir parça alacağım demesi. O sahnelerin o kadar bölümünü verdi. O filmin diyelim yirmi dakikalık hâlini verdi. Atladı film nereye
gitti. Mûsâ (a.s.)mın sihirbazlarla olan hazırlığına gitti yani o devreye ulaştı. Fir’âvn’a gitti. Fir’âvn mücadele etti. Sözleştiler hangi gün sihirbazların karşısına çıkacakları gibi onun hazırlığına başladı şimdi-oraya aldı işi-ne dedi “Ve elki asâke”-Ey Mûsâ asânı yere koy “felemmâ reâhe” Vaktaki asâyı yere koydu.
“Reâhe” -o asâyı gördü.
“tahtezzu ke ennehe cânnün” Yere koyduğu zaman o asâ yılan gibi titremeye başladı yılan gibi kıvrılmaya canlanmaya başladı. Bunu gördüğü zaman Mûsâ (as)
“vellâ”-oradan kaçtı.
“Müdbiran”-arkasını dönerek kaçtı.
“ve lem yüakkıb” -arkasına bile bakmadan kaçtı. Bunun üzerine bir nida geldi.
“ya Mûsâ”
“lâ tehaf”–sakın ha korkmayasın.
“innî” -muhakkak ki ben “lâ yehâfu ledeyyel mürselîn”-yani benim yanımda mürsellerle peygamberler korkmaz. Allahın yanında olduğun zaman neden korkacaksın ki; karşında ne olursa olsun. Ama Mûsâ (a.s.) da daha bu babta tecrübesi olma-dığından daha yeni yeni bu risâlet işine alışmaya çalıştığından olağanüstü hadiseler onu biraz korkutuyor du. Burada yine yüce peygamberimizi hatırlamamak mümkün değildir. Mi’rac gecesi kendisine en büyük Âyetler gösterildiği halde –bak ne diyor-“gözü ne sınırı aştı ne de şaştı. Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı.” (53/11/17) Onu hiçbir şey etkilemedi. Mûsâ (a.s.)’la Muhammed (a.s.) arasındki farka bakın. Elindeki asâ yılan oldu. Mûsâ (a.s.) korkusundan kaçıyor. İlerideki Âyetlerde gelecek C. Hakk ona Tur dağından nida ettiğinde düşüp bayılacak. Yani Yarabbi bana kendini göster seni göreyim isteye-
cek “len terânî” (7/143) (sen beni göremessin) eğer beni görmek istiyorsan şu dağa bak ikincide tekrar tecelli edip dağ paramparça olduğunda Mûsâ (a.s.) düştü bayıldı. C. Hakk Hz. Rasûlüllah’a Zât-îtecelli yaptığında kendisinde artma eksilme meydana gelmedi. Bunlar peygamberler arasındaki yaşam oluşumunu belirtmekte. Peygamberimizin değerini bildirmekte. Tekrar-asânı yere koy. Asâ-dal odun sopa demek.
-başka yerde (Tâhâ 20/17-18) Ya Mûsâ o elindeki nedir?-
Dedi ki
-Ya Rabb’î o benim asamdır.
-Ne yaparsın onunla?
-Ağaçlara vururum, yaprakları düşürürüm, yerlere koyunlara ot, yiyecek hazırlarım.
-Daha başka
-İşte ona dayanarak yürürüm. İşte bunun gibi birçok menfaatleri vardır bana dedi.
O gün vahşi hayvanlar çoktu. Ona birçok daha başka faydaları vardı. Asâyı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asâ batın olarak nedir. “Akıl”dır.
-Mûsâ (a.s.) mın o ana kadar oluşmuş, o günün kemâlâtı ile olan aklıdır. Şuayp (a.s.) dan aldığı bilgiler/gerek gönlünden aldığı İlhâmi bilgiler. Çünkü daha Tevrat-ı Şerif gelmemişti. Bunların karışımından meydana gelen kendisinde oluşan bireysel bir akıldır. Dayanıyorum dediği bu-bu aklıma dayanıyorum diyordu. Elinde tutması kullanması demektir. C. Hakk bu aklını bırak artık sen dedi. Yani bireysel beşer aklını bırak dedi. O zaman yerine bir şey koyması lazım. “Nudiye ya Mûsâ” (Nidâ olunan aklı tut.) dedi C. Hakk. Sana benim vereceğim aklımla bundan sonra hareket et, dedi ki, bu risâletin başlaması’dır.
-Kendi bireysel aklını ortadan kaldırıp, İlâh-î Hakk’la muamelede bulunmak ümmetine, kavmine “Ve elkı asâke” 37
Asânı yere at, “Fe lemma” vaktaki, “Reaha” onun aklı daha nefsaniyyetle karışık olan aklı elinden yere attığı için mertebesi düştü hayıflanmaya başladı. Peygamberin elindeyken, toprak üstüne gitti ve akıl orada kıvranmaya başladı, zorlanmaya başladı. “Keenneha cânnün” Adeta yılan gibi oldu. Yılan gibi nefsi emmâre, nefsi emmâreliği ortaya çıktı ama terk etti onu. Bunu anladığı zaman kaçtı Mûsâ (a.s.) ben elimde ne taşıyormuşum diye. Gerçi zâhiri ifadede aynen oldu. O hikâyeyi biliyoruz bize bâtın-î tarafıda lâzımdır. İşte onun aklı nefsi emmâre ağırlıklı olan bireysel aklıdır. Her ne kadar eğitilmiş olsa da yani İlâh-î bağlantıyı sağlayamadığı için nefs ağırlıklı idi ve at onu bırak dedi ve o canlanıp yılan haline geldiği zaman –müdbiren- ona arkasını dönerek kaçtı.
Uzaklaşmasının sebebi
1-Yılan olarak korkması
2-Ben neleri elimde tutuyormuşum diye terk etmesi onu uzaklaştırması, tekrar üzerime gelmesin diye.
“Ve lem yüakkıb” (ve arkasına bakmadı.) Her ne kadar korkudan arkasına bakmadı gibi idi ise de, nefsi emmâ-resine dönerim diye korktu da kaçtı. C. Hakk nida ederek
-Ey Mûsâ ondan korkma. Çünkü o senin elinde olan bir vasıta. Sen onun emrinde değilsin. İnni- muhakkak ki “La yehafu ledeyyel mürselun” Benim indimde olan peygamber öyle yılandan v.s. korkmaz. nefsi emâreden.
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.
* Böyle olunca asâsını bıraktı. Oysa o, Mûsâ'nın davetini kabul etmekten onun kaçınmasında Fir’âvn 'un Mûsâ'ya onunla âsi olduğu şeyin sûretidir. Şimdi o, ansızın apaçık bir yılan, yani görülen ejderha oldu. Şu halde kötülük olan itaatsizlik itâate, yani iyiliğe dönmüş oldu. Nitekim, Allah
Teâlâ : “yübeddilullahu seyyiatihim hasenat”(Furkân,
25/70) yani “Allah Teâlâ onların kötülüklerini iyiliğe dönüştürür” buyurdu. Yani hükümde, böyle olunca, burada hüküm bir tek cevherde farklı olan "ayn" ile açığa çıktı. Bundan dolayı, o asâdır ve o yılandır ve açıkça görülen ejderhadır.
فَالْقِهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
(Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.)
(Tâ-Hâ, 20/20) “Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden bir yılan olmuştu.”