Fe-in lem yestecîbû leke fa'lem ennemâ yettebi'ûne ehvâehum(c) vemen edallu mimmeni-ttebe'a hevâhu biġayri huden mina(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)
Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah'tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır. Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.
Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.
Kasas Suresi'nin 50. ayeti, vahye icabet etmeyenlerin heva ve heveslerine tabi olduklarını vurgulayarak, Allah'ın hidayeti olmaksızın kendi heveslerine uyanların sapkınlığını ve zalimlerin hidayete erdirilmeyeceğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'istecâbû', 'yettebiûne', 'ehvâehum', 'edallu', 'hevâhu', 'huden' ve 'yuhdî' gibi kavramlar üzerinden insan iradesi, ilahi rehberlik ve sapkınlık arasındaki ilişkiyi ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cevap (icâbet), bir çağrıya veya isteğe karşılık vermektir. 'İstecâbe' fiili, bir şeyi talep etmek ve ona karşılık bulmak anlamını taşır. Ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğine kulak verip onu kabul etme, ona uyma manasındadır. (el-Müfredât, s. 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstecâbe, 'cevap verdi' demektir. Burada, 'eğer sana icabet etmezlerse' ifadesi, senin getirdiğin hakikati kabul etmezlerse, ona uymazlarsa anlamındadır. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 230)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'icâbet' kavramı, Allah'ın veya peygamberin çağrısına olumlu bir karşılık vermeyi, itaat etmeyi ve teslim olmayı ifade eder. Bu ayette, peygamberin tebliğine karşı gösterilen direnci ve kabul etmeyişi anlatır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 178)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tebaa (takip etmek), bir şeyin izinden gitmektir. 'İttebaa' fiili, bir şeyi örnek alarak onun yolundan gitmek, ona tabi olmak anlamındadır. Ayetteki 'heva ve heveslerine uyduklarını' ifadesi, onların kendi arzularının peşinden gitmelerini, akıl ve vahiyden uzaklaşmalarını anlatır. (el-Müfredât, s. 102)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İttebaa, bir şeyi izlemek, onun arkasından gitmektir. Burada, 'heva ve heveslerine uyduklarını' ifadesi, onların kendi istek ve arzularını rehber edinmelerini, ilahi rehberliği terk etmelerini vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 125)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'ittebaa' fiili, genellikle bir lideri, bir yolu veya bir prensibi takip etme anlamında kullanılır. Bu ayette, 'heva' kavramıyla birlikte kullanıldığında, kişinin kendi nefsanî arzularının kölesi haline gelmesini, ilahi emirlere sırt çevirmesini ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 210)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Heva (çoğulu ehvâ), nefsin bir şeye meyletmesidir. Genellikle kötü ve şer olan şeylere meyletme anlamında kullanılır. Ayetteki 'ehvâehum' ifadesi, onların kendi sübjektif arzularına, ilahi vahiyden bağımsız eğilimlerine tabi olmalarını anlatır. (el-Müfredât, s. 845)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Heva, nefsin arzu ettiği şeydir. Kur'an'da genellikle kınanmış bir anlamda kullanılır; doğru yoldan saptıran, kişiyi batıla sürükleyen nefsanî istekler demektir. Bu ayette, Allah'ın hidayetine karşıt olarak, kişisel ve bencil arzuları temsil eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 345)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Heva' kavramı, Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışıma sahiptir ve 'hidayet'in zıttı olarak konumlandırılır. Akıl ve vahiyden bağımsız, kişisel ve bencil arzuları, tutkuları ifade eder. Bu ayette, peygamberin çağrısına icabet etmeyenlerin temel motivasyonunu açıklar. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 156)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl (sapıklık), doğru yoldan ayrılmaktır. 'Edallu' ise, en sapık, en çok yoldan çıkmış demektir. Ayette, Allah'tan bir rehberlik olmaksızın kendi hevesine uyan kişinin, sapıklığın en ileri derecesinde olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 505)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dalâl, yolunu kaybetmek, şaşırmaktır. 'Edallu' ifadesi, mukayeseli bir üstünlük belirterek, Allah'ın hidayeti olmadan kendi hevesine uyanın, diğer sapıklardan daha kötü bir durumda olduğunu anlatır. (Mecâzü'l-Kur'ân, II, 189)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dalâl, hak yoldan sapmak, doğruyu bulamamaktır. 'Edallu' ise, sapıklıkta en ileri seviyede olanı ifade eder. Bu ayette, ilahi rehberlikten mahrum kalıp kendi nefsine tabi olanın, en büyük sapıklık içinde olduğunu belirtir. (el-Külliyyât, s. 532)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (hidayet), lütuf ve incelikle doğru yola iletmektir. Ayetteki 'Allah'tan bir hidayet olmaksızın' ifadesi, ilahi vahiy ve peygamberler aracılığıyla gelen doğru yolu, rehberliği kasteder. Bu hidayet, insanı sapıklıktan kurtaran yegane kaynaktır. (el-Müfredât, s. 847)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hüda, doğru yolu göstermek, yol göstermektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara gönderdiği kitaplar ve peygamberler aracılığıyla gerçekleşen ilahi rehberliği ifade eder. Bu ayette, heva ve hevese uymanın zıttı olarak, Allah'tan gelen doğru yolu temsil eder. (Umdetü'l-Huffâz, IV, 205)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Hidayet' kavramı, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesini, onları hakikate ulaştırmasını ifade eder. Bu ayette, 'heva'nın karşıtı olarak, ilahi kaynaklı, mutlak ve güvenilir rehberliği vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 145)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (yehdî), doğru yola iletmek, rehberlik etmektir. Allah'ın hidayeti, insanlara doğru yolu göstermesi ve onları bu yolda sabit kılmasıdır. Ayetteki 'Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez' ifadesi, zalimlerin kendi tercihleri nedeniyle ilahi hidayetten mahrum kalacaklarını belirtir. (el-Müfredât, s. 847)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hidayet, yol göstermek ve doğruya ulaştırmaktır. Allah'ın 'yehdî' fiiliyle kullanımı, O'nun insanlara doğru yolu gösterme kudretini ve iradesini ifade eder. Ancak bu ayette, zalimlerin kendi zulümleri nedeniyle bu hidayetten istifade edemeyecekleri vurgulanır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, V, 260)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'hidayet' fiili, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi, onları hakikate yönlendirmesi anlamında kullanılır. Ancak bu hidayet, kişinin kendi iradesiyle zulüm ve sapıklıkta ısrar etmesi durumunda engellenebilir. Ayet, zalimlerin bu ilahi lütuftan mahrum kalacaklarını açıkça ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 315)
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Sana icâbet etmezlerse, çünkü sen sadece Hakk ve Hâdi isimlerinin zuhurusun, onlar ise heveslerine tâbîdirler. Bu ise nefislerine yönelmektir, o halde bağlantıları nefs-i emmârelerinedir. Nefs-i emmâre de daima, şerri emreder. Allah'tan bir hidâyetçi olmaksızın
doğruyu bulmak mümkün olmadığından, kendi heva ve heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini nefislerine zulmedenleri ve büyüklük taslayanları, hidâyete erdirmez.”
وَلَقَدْ وَصَلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
(Ve lekad vassalnâ lehumul kavle leallehum yetezekkerûn.)