İçeriğe atla
Ankebût 10Cüz 20 · Sayfa 397

Ankebût Sûresi 10. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Vemine-nnâsi men yekûlu âmennâ bi(A)llâhi fe-iżâ ûżiye fi(A)llâhi ce'ale fitnete-nnâsi ke'ażâbi(A)llâhi vele-in câe nasrun min rabbike leyekûlunne innâ kunnâ me'akum(c) eve leysa(A)llâhu bi-a'leme bimâ fî sudûri-l'âlemîn(e)

İnsanlardan öyleleri vardır ki, "Allah'a inandık" derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, "Biz de sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?

Ankebût Sûresi

İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? (29/10)


Ehlullahtan çeşitli kişilere isnat edilen ama İbrahim Tennuriye[13] ait olduğunu düşündüğüm kahrında hoş lütfunda hoş;

Cana cefa kıl, ya vefa Kahrın da hoş, lutfun da hoş,

Ya derd gönder ya da deva, Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Hoştur bana senden gelen:

Ya hilat-ü yahut kefen,

Ya taze gül, yahut diken..

Kahrın da hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa Yahut cemâlinden vefa, İkisi de cana safa Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Ger bağ-u ger bostan ola.

Ger bendü ger zindan ola, Ger vasl-ü ger hicran ola, Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Ey padişah-ı Lemyezel!

Zat-ı ebed, hayy-ı ezel!

Ey lutfu bol, kahrı güzel!

Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Gerek ağlat, gerek güldür, Gerek dirgür, gerek öldür

Bu Âşık hem sana kuldur Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

ÂŞIK İBRAHİM TENNURİ

? – 1482 Kayseri


Bu dizelerden anlaşıldığı üzere, ehlullah, irfan ehli bu gelen celal ve cemal tecellilerinin Allah c.c. esmâ-i ilâhiyye yönlerinden geldiğini bilir… Ama hayal ve vehimde yaşayan ise bunun kimlik verdiği her bir zuhur yönünden gelen nefsani eziyetleri Allahın eziyeti gibi değerlendirir. Ama bir lütuf ganimet gelecek olsa sizinle bearberdir diyerek oradan pay isterler isterler.

Mesnevi-i şerifte bilinen bir hikayedir. Birisi bir döğmeciye gider ve bana aslan döğmesini yap der. Döğmecide iğnesini eline alıp aslan motifini işlemeye başlar. Döğmeyi yaptıran haliyle acıyınca neresini yapıyorsun diye sorar. Kuyruğunu yapıyorum cevabını alınca, aman bırak kuyruğu olmasın der. Yine iğnenin acıları devam edince şimdi neresini yapıyorsun diye sorar. Döğmeci karnını yapıyorum der. Gözünü seveyim karnıda olmasın der. Tekrar acılar devam edince tekrar sorar ve yelesini yapıyorum cevabını alır. Ve yine yeleside olmasın a! Kardeş deyince, döğmeci dayanamaz. Orasını yapma, burasını yapma “Aslan” aslanlıktan çıktı der.

Hikayeden de anlaşılacağı üzere yolda zaman zaman salike manevi iğneler batırılır ve sesi çıkıyor mu? Çıkmıyor mu? Diye bakılır. (Murat Derûni) İşte o yüzden zâhir hayatta da mümkün olduğu kadar hep kaliteli kumaşlardan elbiseler yapmışızdır, ayrıca bâtıni hayatta da kaliteli kumaşlar aramaktayız ki, evvelâ kesilip biçilmeye, daha sonra iğnelerle dikilip ütülenmeye ve bütün bunlara dayanmayı, kabul edebilsinler.  “İz-T.B”