İçeriğe atla
Ahzâb 34Cüz 22 · Sayfa 422

Ahzâb Sûresi 34. Âyet

الأحزاب

Sohbete sor

Veżkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâti(A)llâhi velhikme(ti)(c) inna(A)llâhe kâne latîfen ḣabîrâ(n)

Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

Ahzâb Sûresi

Gönül evinde okunan Kûrân-ı Zâtın işaretleri olan vahiy ve ilhamı ve ilm-i ledün yani alt ve üst yönden gelen ilmi hatırlayın. Allah latîftir, halimdir. (Murat Derûni) EL-LÂTİF[33]

Ebedi olarak mahcubiyette ve hüsranda kalmamaları için kullarına günahlarını unutturucu, kendi letafetine çekici demektir. Yapılan kabahatleri unutmak, kabahat sahibine de unutturmak ve bunun için bir de onu taltif etmek büyük meseledir. Onun için öfkelendiğiniz zaman ayakta iseniz oturun, oturduğunuz yerde kızmış iseniz yatın, öfke çabuk geçer derler.

Hikâye edilir:

Birgün Harun Reşit'in bir misafiri gelmiş, cariyelerinden güzel bir kıza yemek hazırlamasını emretmiş, kız yemeği bir altın tepsi içerisine koymuş, salondan girerken ayağı bir şeye takılıp düşmüş, tepsideki yemekler bir tarafa, kendi bîr tarafa… Tabiî çok mahcup olun misafir, kızı bu müşkül durumdan kurtarmak için Kûr'ân-ı Kerîm'den bir âyet hatırına gelir: "Öfkeni zabt et” Rengi kızaran, ne yapacağını-şaşıran Harun Reşit de ikinci cümleyi söyler: "Halktan zuhur eden kabahatleri affet," Kız da okumuş bilmiş bir kız imiş, bir taraftan kırılan tabakları toplar, diğer taraftan da üçüncü cümleyi söyleyerek ifadeyi tamamlar:

"Cenab-ı Allah muhsin kullarını sever." Harun Reşit'in bu cevap hoşuna gider, ihsanda bulunur, kızı esirlikten azat eder. Saray adamlarından birisi ile evlendirir. İşte Cenâb-ı Hakk'tan ne isterseniz isteyiniz, onun hayırlı olmasını söylemeyi unutmayınız. Hakk'ın muhtelif tecellileri vardır. Kahır yüzünde lütuf görüldüğü gibi; lütuf zannedersiniz arkasında kahır ve şer çıkar. Onun için istemekte de ihtirasa kapılmayın. İtidalden ayrılmayın. Meselâ: Yemek hususunda bile midenizin üçte biri yemek, üçte biri su ile dolduktan sonra üçte biri de boş kalmalı ki mide hastalığı görmeyesiniz, midenizi dinçliğinden gaip etmeyesiniz.[34]

LÂTİF' tir bir ismi sureti yok, Gönül böyleyi diler hele bak, Cümleyi bu hale erdire Hak, Lâtife erdiren LÂTİF'tir ancak.[35]

EL-HABİR[36]

Gizli şeyleri haber alan ve haber veren demektir. Görülmez fakat kendisi herşeyi görür ve işitir. Her yerde hâzır ve nazırdır. Onun en gizli şeylerden haberdar olmaması kabil midir?

Haber vermesine gelince; Kûr'ân-ı Kerîm'inde birçok sırlar söz olarak satırlara dökülmüştür. Herkes onu idraki kadar anlar, bir çeşit ma’nâ verir. Âlimler yüzücülüğü, dalıcılığı nîsbetinde o zamanın derinlerine nüfuz eder. İnşaallah "Vecizeler" namındaki kitapta da muvaffak olursak, geniş izahlarda bulunmak istiyoruz.[37]

Ne garip haldir ki kavun, karpuz, patates gibi birçok yiyeceklerin içine nüfuz etmek için kabuklarını soyarız. İslâm dininin içini, mahremiyetini gizlemeyi düşünmeyiz. Dünyaya ait cüzi bir ilmi kâfi sanırız.[38]

HABİYR' dir her şeyden mutlak haberdar, Bizede bir şeyler haber vere yar, Gafletten kurtulup eylemeli kâr, Gerçeği bildiren HABİYR'dir ancak.[39]