Veżkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâti(A)llâhi velhikme(ti)(c) inna(A)llâhe kâne latîfen ḣabîrâ(n)
Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.
Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.
Bu ayet, Peygamber eşlerine hitaben, evlerinde okunan ilahi kelamın ve hikmetin önemini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, zikir, tilavet, ayetler ve hikmet üzerinden Allah'ın lütufkarlığı ve her şeyden haberdar oluşuyla ilişkilendirilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذِكْر), bir şeyi kalpte veya dilde hazır bulundurmaktır. Ayetteki 'uzkurne' (اذْكُرْنَ) emri, sadece anmak değil, aynı zamanda idrak etmek, üzerinde düşünmek ve gereğini yapmak anlamını taşır. Bu bağlamda, evlerinde okunan ayetlerin sadece işitilmesi değil, aynı zamanda anlamlarının kavranması ve yaşanması gerektiğine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zikr (ذِكْر), bazen 'hıfz' (ezberleme, koruma) anlamında kullanılır. Ayetteki 'uzkurne' ifadesi, evlerinde okunan ayetleri ve hikmeti zihinlerinde canlı tutmaları, unutmamaları ve başkalarına aktarabilmeleri için ezberlemeleri ve korumaları gerektiğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tilavet (تلاوة), bir şeyi takip etmek, ardı sıra okumak demektir. Kur'an bağlamında ise, harfleri ve kelimeleri doğru bir şekilde telaffuz ederek okumayı ifade eder. Ayetteki 'yutlâ' (يُتْلَىٰ) ifadesi, Kur'an ayetlerinin ve hikmetin düzenli ve sürekli bir şekilde okunup tekrar edildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tilavet (تلاوة) kavramı, sadece okumak değil, aynı zamanda okunan metnin anlamını düşünmek ve onunla amel etmek anlamını da içerir. Kur'an'ın tilaveti, müminler için bir ibadet ve rehberlik kaynağıdır. Bu ayette, Peygamber eşlerinin evlerinde okunan ayetlerin sadece lafzen değil, manen de takip edilmesi gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), açık bir işaret, alamet veya delil demektir. Kur'an'da ise hem Allah'ın kainattaki yaratma delillerini hem de Kur'an'ın her bir cümlesini ifade eder. Bu ayetteki 'âyâtillâh' (آيَاتِ اللَّهِ), özellikle Kur'an'ın vahyedilmiş metinlerini ve onların taşıdığı ilahi mesajları kasteder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Âyet (آية), bir şeyin varlığına veya doğruluğuna delalet eden açık bir alamettir. Kur'an ayetleri, Allah'ın kelamının mucizevi niteliğini ve insanlara doğru yolu gösteren rehberliğini temsil eder. Peygamber eşlerinin evlerinde okunan bu ayetler, onların hem dini bilgilerini artırmalarına hem de başkalarına örnek olmalarına vesile olmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hikmet (حِكْمَة), bir şeyi en doğru ve sağlam şekilde bilmek ve yapmak demektir. Kur'an'da genellikle 'kitap' (Kur'an) ile birlikte zikredilir ve Peygamber'in sünnetini, ilahi hükümleri ve doğru anlayışı ifade eder. Ayetteki 'el-hikmeh' (الْحِكْمَةِ), Kur'an'ın pratik uygulaması olan Peygamber'in sözlerini, fiillerini ve onaylarını kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hikmet (حِكْمَة), eşyanın hakikatini bilmek ve bu bilgiye göre amel etmektir. Aynı zamanda, Peygamber'e verilen özel bir anlayış ve doğru hüküm verme yeteneğidir. Bu ayette, evlerde okunan hikmet, sadece Kur'an'ın teorik bilgisi değil, aynı zamanda Peygamber'in yaşam tarzı ve öğretileri aracılığıyla ortaya konan pratik bilgeliktir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hikmet (حِكْمَة), Kur'an'da genellikle 'kitap' ile birlikte anılır ve Kur'an'ın içerdiği derin anlamları, hükümleri ve pratik uygulamaları ifade eder. Peygamber eşlerinin evlerinde okunan hikmet, onların hem dini yaşantılarını düzenleyen hem de başkalarına örnek teşkil eden ilahi rehberliğin bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Latîf (لَطِيف), hem 'lütuf sahibi' yani kullarına karşı nazik ve merhametli olan, hem de 'en ince detayları bilen' anlamlarına gelir. Allah'ın Latîf ismi, O'nun kullarına en uygun ve en hayırlı olanı en ince yollarla ulaştırmasını ve her şeyin gizli yönlerini bilmesini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Peygamber eşlerine bu ilahi bilgiyi ve hikmeti lütfetmesi, O'nun Latîf isminin bir tecellisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Latîf (لَطِيف), 'lütuf ve ihsan sahibi' demektir. Aynı zamanda, 'gözlerin idrak edemeyeceği kadar ince ve gizli olan' anlamını da taşır. Allah'ın Latîf olması, O'nun kullarına karşı olan şefkatini ve onların ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar bilip karşılamasını gösterir. Bu ayette, Allah'ın Peygamber eşlerine evlerinde okunan ayetler ve hikmet aracılığıyla gösterdiği lütuf ve ihsanına işaret edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Habîr (خَبِير), 'her şeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünü bilen' demektir. Bu isim, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını vurgular. Ayetteki 'Habîr' ismi, Peygamber eşlerinin evlerinde okunan ayetlerin ve hikmetin sadece lafzen değil, manen de ne kadar önemli olduğunu ve Allah'ın onların bu konudaki çabalarını bildiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Habîr (خَبِير), 'her şeyin iç yüzünü ve gizli yönlerini bilen' anlamına gelir. Allah'ın Habîr olması, O'nun geçmiş, şimdi ve gelecek hakkında tam bilgiye sahip olduğunu gösterir. Bu ayette, Allah'ın Peygamber eşlerinin evlerindeki tilavetlerini, zikirlerini ve hikmetle olan ilişkilerini en ince ayrıntısına kadar bildiği ve buna göre karşılık vereceği mesajı verilir.
Ahzâb Sûresi
Gönül evinde okunan Kûrân-ı Zâtın işaretleri olan vahiy ve ilhamı ve ilm-i ledün yani alt ve üst yönden gelen ilmi hatırlayın. Allah latîftir, halimdir. (Murat Derûni) EL-LÂTİF[33]
Ebedi olarak mahcubiyette ve hüsranda kalmamaları için kullarına günahlarını unutturucu, kendi letafetine çekici demektir. Yapılan kabahatleri unutmak, kabahat sahibine de unutturmak ve bunun için bir de onu taltif etmek büyük meseledir. Onun için öfkelendiğiniz zaman ayakta iseniz oturun, oturduğunuz yerde kızmış iseniz yatın, öfke çabuk geçer derler.
Hikâye edilir:
Birgün Harun Reşit'in bir misafiri gelmiş, cariyelerinden güzel bir kıza yemek hazırlamasını emretmiş, kız yemeği bir altın tepsi içerisine koymuş, salondan girerken ayağı bir şeye takılıp düşmüş, tepsideki yemekler bir tarafa, kendi bîr tarafa… Tabiî çok mahcup olun misafir, kızı bu müşkül durumdan kurtarmak için Kûr'ân-ı Kerîm'den bir âyet hatırına gelir: "Öfkeni zabt et” Rengi kızaran, ne yapacağını-şaşıran Harun Reşit de ikinci cümleyi söyler: "Halktan zuhur eden kabahatleri affet," Kız da okumuş bilmiş bir kız imiş, bir taraftan kırılan tabakları toplar, diğer taraftan da üçüncü cümleyi söyleyerek ifadeyi tamamlar:
"Cenab-ı Allah muhsin kullarını sever." Harun Reşit'in bu cevap hoşuna gider, ihsanda bulunur, kızı esirlikten azat eder. Saray adamlarından birisi ile evlendirir. İşte Cenâb-ı Hakk'tan ne isterseniz isteyiniz, onun hayırlı olmasını söylemeyi unutmayınız. Hakk'ın muhtelif tecellileri vardır. Kahır yüzünde lütuf görüldüğü gibi; lütuf zannedersiniz arkasında kahır ve şer çıkar. Onun için istemekte de ihtirasa kapılmayın. İtidalden ayrılmayın. Meselâ: Yemek hususunda bile midenizin üçte biri yemek, üçte biri su ile dolduktan sonra üçte biri de boş kalmalı ki mide hastalığı görmeyesiniz, midenizi dinçliğinden gaip etmeyesiniz.[34]
LÂTİF' tir bir ismi sureti yok, Gönül böyleyi diler hele bak, Cümleyi bu hale erdire Hak, Lâtife erdiren LÂTİF'tir ancak.[35]
EL-HABİR[36]
Gizli şeyleri haber alan ve haber veren demektir. Görülmez fakat kendisi herşeyi görür ve işitir. Her yerde hâzır ve nazırdır. Onun en gizli şeylerden haberdar olmaması kabil midir?
Haber vermesine gelince; Kûr'ân-ı Kerîm'inde birçok sırlar söz olarak satırlara dökülmüştür. Herkes onu idraki kadar anlar, bir çeşit ma’nâ verir. Âlimler yüzücülüğü, dalıcılığı nîsbetinde o zamanın derinlerine nüfuz eder. İnşaallah "Vecizeler" namındaki kitapta da muvaffak olursak, geniş izahlarda bulunmak istiyoruz.[37]
Ne garip haldir ki kavun, karpuz, patates gibi birçok yiyeceklerin içine nüfuz etmek için kabuklarını soyarız. İslâm dininin içini, mahremiyetini gizlemeyi düşünmeyiz. Dünyaya ait cüzi bir ilmi kâfi sanırız.[38]
HABİYR' dir her şeyden mutlak haberdar, Bizede bir şeyler haber vere yar, Gafletten kurtulup eylemeli kâr, Gerçeği bildiren HABİYR'dir ancak.[39]