Velâ tuti'i-lkâfirîne velmunâfikîne veda' eżâhum vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)
Kafirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter.
Bu ayet, müminlere inkarcı ve münafıkların etkisinden uzak durmayı, onların eziyetlerine karşı sabırlı olmayı ve yalnızca Allah'a güvenmeyi emretmektedir. Ayet, bu kavramlar üzerinden tevhid inancının pratik hayattaki yansımalarını ve mümin duruşunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tav' kökünü 'boyun eğmek, isteyerek uymak' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tuti'' ifadesi, inkarcı ve münafıkların sapkın görüşlerine ve yönlendirmelerine karşı gelmeyi, onların peşinden gitmemeyi emreder. Bu, Allah'ın emirlerine ters düşen her türlü çağrıya karşı duruşu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tâ'at' kelimesini 'emre boyun eğme' olarak yorumlar. Ayetteki nehiy (yasaklama) formu, peygamberin ve dolayısıyla müminlerin, kâfir ve münafıkların batıl yollarına uymamaları gerektiğini, onların sözlerine ve eylemlerine rıza göstermemeleri gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını 'Allah'ın nimetlerini ve hakikatini örtmek, nankörlük etmek' olarak analiz eder. Ayetteki 'el-kâfirîn' ifadesi, Allah'ın birliğini ve peygamberin risaletini reddeden, hakikati bile bile inkar eden kişileri ifade eder. Onlara itaat etmemek, onların inanç sistemlerine ve yaşam tarzlarına uymamak anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. 'Kâfir', Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri örten, gizleyen ve inkar eden kişidir. Ayetteki bağlamda, bu kişilerin batıl inançlarına ve sapkın düşüncelerine boyun eğilmemesi gerektiği vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nifâk' kelimesinin 'bir kapıdan girip diğerinden çıkmak' anlamından türediğini ve 'dıştan İslam'ı gösterip içten küfrü gizlemek' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-münâfikîn', Müslümanlar arasında olup da aslında İslam'a düşmanlık besleyen, ikiyüzlü davranan kişileri ifade eder. Onlara itaat etmemek, onların sinsi planlarına ve aldatıcı sözlerine kanmamak demektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nifâk'ı 'dıştan İslam'ı, içten küfrü izhar etmek' olarak tanımlar. 'Münâfık', bu özelliği taşıyan kişidir. Ayetteki yasaklama, müminlerin bu tür kişilerin ikiyüzlü tavırlarına ve zararlı telkinlerine karşı uyanık olmalarını, onların etkisine girmemelerini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ezâ' kelimesini 'nefse veya başkasına ulaşan her türlü zarar ve rahatsızlık' olarak açıklar. Ayetteki 'da' ezâhum' (eziyetlerine aldırma) ifadesi, inkarcı ve münafıkların sözlü veya fiili olarak verdikleri rahatsızlıklara karşı sabırlı olmayı, onlara karşılık vermemeyi ve bu eziyetlerin moralini bozmasına izin vermemeyi öğütler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ezâ'yı 'zarar ve meşakkat' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, peygamberin ve müminlerin, kâfir ve münafıklardan gelen alay, hakaret, iftira gibi her türlü rahatsız edici duruma karşı metanetli olmaları, bu tür şeylere takılıp kalmamaları emredilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevekkül' kavramını 'Allah'a tam bir güvenle teslim olmak, işleri O'na bırakmak ve O'nun yardımına inanmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'tevekkül alallâh' emri, inkarcı ve münafıkların tehditleri karşısında korkuya kapılmamayı, tüm işlerde ve zorluklarda yalnızca Allah'a dayanmayı ve O'ndan yardım beklemeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevekkül'ü 'bir işi başkasına havale etmek, ona güvenmek' olarak açıklar. Allah'a tevekkül etmek ise, tüm işlerde O'na güvenmek, O'nu vekil edinmek ve O'nun kudretine sığınmaktır. Ayetteki bu emir, müminlerin zor zamanlarda dahi Allah'a olan inançlarını ve güvenlerini kaybetmemeleri gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevekkül'ün 'bir şeye dayanmak, güvenmek, işi başkasına bırakmak' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tevekkül alallâh' ifadesi, müminlerin, kâfir ve münafıkların düşmanlıkları karşısında kendi güçlerine değil, Allah'ın sonsuz kudretine ve yardımına sığınmalarını, O'na tam bir teslimiyetle güvenmelerini emreder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vekil' kelimesini 'işleri kendisine havale edilen, güvenilen ve işleri yürüten' olarak açıklar. Ayetteki 've kefâ billâhi vekîlâ' ifadesi, Allah'ın her şeye kâfi olduğunu, O'nun vekil olarak yeterli olduğunu ve müminlerin tüm işlerini O'na bırakabileceklerini, O'nun her türlü koruma ve yardımı sağlayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vekil'in 'işleri kendisine havale edilen kişi' olduğunu belirtir. Allah'ın 'Vekil' olması, O'nun kullarının işlerini üstlenen, onları koruyan ve onlara yardım eden olduğu anlamına gelir. Ayetteki bu ifade, müminlere Allah'ın her durumda kendilerine yeterli bir destekçi ve koruyucu olduğunu hatırlatır.
Ahzâb Sûresi
Burada efendimiz (s.a.v.) ile birlikte biz ümmetini ilgilendiren yönü bulunmaktadır.
Hakk’ın varlığını örten gizleyen hayale ve gönlü bulandıran vehime itaat etmeyin. Nefsi emarenin zorlaması ve eziyetlerine aldırış etmeyin. Allah’a yani ef’âl, esmâ, sıfât ismine değil zât ismine dayanın ve güvenin, (Murat Derûni) EL-VEKİL[65]
"Hasbünallahi ve ni'mel vekil; ni'metmevlâ veni'mel nasir" derler. Ya rabb-ül âlemin, hesabımızı sen gör; ey mevlâm bana sen yardımcı ol, sen benim vekilimsin derler. Bunu söyleyen kimse hele mazlum ise, aciz kalmışsa, işitici kuvvet ve kudret sahibi olan Allah-u Teâlâ bak nasıl vekâletini yapıyor. O milletvekillerine, mahkeme vekillerine benzemez. Vatana, millete sadık kalacağına namus ve şeref sözü veren bazı vekillerin bile neler yaptıklarını ve neler okuduklarını Allah bize ibret olarak gösteriyor.
İhtilâfatıyle uğraşmakta dehrin zevk yok Zevk onun mir'at-ı ibretten temâşasındadır[66] diyerek hakkın hükümlerini ve saltanatını seyir etmelidir.
Cenâb-ı Allah âlemleri idare eder. Yani göklere gönderdiği meleklerle emirler verir. Kulu kul ile de terbiye eder. Kazanan "ben kazandım" dememelidir. Çünkü Allah'ın rızası o yoldadır. Sebebleri yok eder kazanırsın; şans ve tesadüf dediğiniz de Hakk'ın emri ve icad ettiği sebeblerdir.[67]
VEKİYL' dir her şeye vekâleti var, Bilmemki nasıl bulunur böyle yar, Gönlünün yarasını eliyle sarar, Cümle işleri gören VEKİYL'dir ancak.[68] “ İz- -T-B- ”