İçeriğe atla
Zümer 40Cüz 24 · Sayfa 462

Zümer Sûresi 40. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Men ye/tîhi ‘ażâbun yuḣzîhi veyehillu ‘aleyhi ‘ażâbun mukîm(un)

(39-40) De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!"

Zümer Sûresi

Bu âyet bizlere Zât mertebesinden okunmaktadır; hitâb doğrudan Resûlullâh'a (s.a.v.) yöneliktir ve "kul" (de ki) emrinin devâmı olarak inkârcıların âkıbetini beyân eder.

Âyet iki tür azâbı birbirinden ayırır: "azâbun yuhzîhi" (rezîl edici azap) ve "azâbun mukîm" (kalıcı azâb).

"Azâbun yuhzîhi" (rezîl edici azap): Zâhirî tefsîrlerde "yuhzîhi" (onu rezîl eden) ifâdesi, dünyâda mağlûbiyet, esâret ve itibâr kaybı; âhirette ise mahşer gününde herkesin huzurunda rüsvâ olma şeklinde anlaşılmıştır.

Bedir'de müşriklerin uğradığı ağır mağlûbiyet, bu hızyın dünyâdaki ilk numûnesidir. Ancak, bu hızy, yalnızca dünyevî mağlûbiyetle sınırlı değildir. Kulun dünyâdayken nefsinin hevâsına uyarak işlediği kötü ameller, "sırların ortaya döküleceği mahşer gününde" (Târık 86/9) herkesin önünde âşikar olur. Kul, gizlediğini zannettiği kötü amellerini birden karşısında gördünce rezîl olur, hor ve zelîl bir hâlde kendinden utanır, pişmanlık ve hüsrân içinde azap çeker.

"Hızy" kelimesi yirmi altıncı âyette "dünyâ hayâtında rezîlliği tattırdı" şeklinde geçmişti. Bu rezîllik, âhirettekinin bir numûnesidir; âhiretteki ise kat kat şiddetlidir.

"Yehıllu aleyhi" (üzerine yerleşecek): "Yehıllu" fiili "h-l-l" (inmek, yerleşmek) kökündendir. Azâbın kişinin "üzerine hulûl etmesi", onun dışarıdan gelen ârızî bir musîbet değil, kişinin varlığına nüfûz eden kalıcı bir hâl olduğunu gösterir. Bu, otuz ikinci âyetteki "mesvâ" (kalıcı yurt) kavramıyla örtüşür: Kul azâba gitmez, azâb kula gelip yerleşir.

"Azâbun mukîm" (kalıcı azap): Zâhiren ebedî olarak cehennem ateşinde kalmaktır. Bâtınen Hakk'tan uzak (bu'd) ve perdeli (hicâb) olma hâlinin dâimî hâle gelmesi ve kulun Ru'yetullâh'tan mahrûm kalmasıdır; on üçüncü âyetin yorumunda Mutaffifîn 83/15 ile temellendirilen bu hakîkat, azâbın özünün hicâb olduğunu gösterir. Azâbın kalıcı olması, kişinin a'yân-ı sâbitesindeki inkâr ve gaflet isti'dâdının bir sonucudur.

Cehennem ehlinin azâbı, onların Hakk'ın Celâl esmâsına mazhar olmalarıdır ; bu tecellî onlarda "mukîm" (kalıcı) olarak yerleşmiştir. Cennet ehli Cemâl tecellîsindedir. Her iki grup da kendi hakîkatlerinin gereğini yaşamaktadır.

Birinci azap "yuhzîhi" (onu rezîl eder) fiiliyle, ikincisi "mukîm" (kalıcı) sıfâtıyla ifâde edilmiştir. Birincisi geçici bir tecrübedir; kul rezîl olur ama bu tecrübe dünyâda onu gafletten uyandırabilir. İkincisi ise kalıcı bir hâldir; perde sâbitleşmiştir. Dünyâdaki hızy bir uyarı, âhiretteki mukîm azap ise o uyarının dikkate alınmamasının netîcesidir.

İbnü'l-Arabî Hazretleri, Fusûsu'l-Hikem'in Hûd Fassı'nda, kâfirler için cehennem azâbının mâhiyeti hakkında şu inceliğe dikkat çekmiştir:

"Mukîm" kelimesi mekânda kalıcılıktır. Cehennem ehli o mekânda ebedî olarak kalacaktır; ancak çekecekleri azap ebedî olarak elem verici biçimde devam etmez. "Azâb" kelimesi, aynı kökten gelen "uzûbet" (tatlılık) ile ilişkilidir. Cezâlarını çektikten ve belirli bir süre geçtikten sonra cehennem ehlinin mizâçları ateşe uyum sağlar. Artık ateş, onlar için balığın sudaki hâli gibi doğal bir ortam hâline gelir; acı biter, yerini o ortamdan alınan bir tür hazza bırakır. Bu, ilâhî rahmetin bir tecellîsidir.

Bu yorumun temeli, otuz beşinci âyetin yorumunda da zikredilen "Şüphesiz rahmetim gazâbımı geçmiştir" (Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 7404; Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 2751) hadîs-i kudsîsidir.

Ve A'râf Sûresi 7/156'daki şu ifâdedir: "Ve rahmetî vesi'at kulle şey'" (Rahmetim her şeyi kuşatmıştır). İbnü'l-Arabî Hazretleri'nin bu âyetten çıkardığı netîce açıktır: Rahmet her şeyi kuşatmıştır; cehennem de "şey"lerdendir; o hâlde rahmet cehennemi de kuşatmıştır.


Âyet 41

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ۟

(39-41) İnnâ enzelnâ aleykel kitâbe lin nâsi bil hakk, fe men ihtedâ fe li nefsih, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve mâ ente aleyhim bi vekîl.

(39-41) Şüphesiz Biz bu Kitâb'ı sana, insânlar için Hakk olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde bir vekîl değilsin.