Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minîn(e)(c) eturîdûne en tec'alû li(A)llâhi ‘aleykum sultânen mubînâ(n)
Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Nisâ 144. ayet, müminlere hitaben, kâfirlerle dostluk kurmaktan sakınmalarını emretmekte ve bu tür bir davranışın Allah katında ağır bir sorumluluğa yol açacağını vurgulamaktadır. Ayet, iman, küfür, dostluk ve otorite gibi temel kavramlar üzerinden müminlerin kimlik ve aidiyet bilincini pekiştirmeyi hedeflemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesi, 'emn' (güven, emniyet) kökünden türemiştir ve kalben tasdik etmek, güvenmek anlamına gelir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a, peygamberine ve getirdiklerine kalben inanıp tasdik edenleri ifade eder ve bu inancın gereği olarak belirli sorumluluklar yükler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman', sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah ile insan arasında kurulan bir güven ilişkisidir. Bu ayette 'âmenû' hitabı, bu güven ilişkisi içinde olanlara yöneliktir ve onlardan bu ilişkinin gereği olan sadakati bekler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihâz' fiilinin mecazi olarak bir şeyi kendine dost veya yardımcı kılmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ tettehizû' ifadesi, kâfirleri dost edinme eylemini yasaklayarak, müminlerin kimlerle yakın ilişki kurmaları gerektiği konusunda bir sınır çizmektedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ittihâz' fiilinin bir şeyi kendine mal etmek, benimsemek ve sürekli kılmak anlamlarını taşıdığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, kâfirlerle kalıcı ve samimi bir dostluk ilişkisi kurmaktan men etmeyi amaçlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu bağlamda Allah'ın nimetlerini veya hakikati örten, inkâr eden kişileri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-kâfirîn' ifadesi, müminlerin iman ettikleri hakikatleri inkâr eden ve onlara düşmanlık besleyen kimseleri tanımlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'küfr'ün farklı anlamlarını sıralarken, en yaygın kullanımının Allah'ı ve peygamberlerini inkâr etmek olduğunu vurgular. Ayetteki 'el-kâfirîn', müminlerin kendilerinden uzak durmaları gereken, iman esaslarına karşı çıkan topluluğu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb el-İsfehânî, 'velî' kelimesinin yakınlık, dostluk, yardım ve koruma anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Evliyâ' ise bu kelimenin çoğuludur ve ayette kâfirlerle kurulan yakın dostluk ve dayanışma ilişkisini yasaklamaktadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'velâyet'in hem sevgi ve dostluk hem de işleri üstlenme ve idare etme anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'evliyâ' kelimesi, müminlerin kâfirleri kendilerine dost, sırdaş ve işlerini emanet edecekleri kimseler edinmemeleri gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'velî' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece dostluktan öte, himaye ve destek anlamlarını da içerdiğini belirtir. Bu ayette 'evliyâ' olarak kâfirleri edinmek, onlara tam bir güven ve destek vermek anlamına gelir ki bu da müminler için yasaklanmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'sultân' kelimesinin 'hüccet' (delil) ve 'burhân' (açık kanıt) anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'sultânen mübînen' ifadesi, Allah'ın müminlerin aleyhine, onların kâfirlerle dostluk kurmaları sebebiyle ortaya koyacağı açık bir delil veya cezalandırma yetkisini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb el-İsfehânî, 'sultân'ın hem güç ve otorite hem de bu gücü destekleyen delil anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, müminlerin kâfirlerle dostluk kurmaları durumunda Allah'ın onlara karşı kullanacağı açık bir delil veya cezalandırma yetkisi kastedilmektedir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(144) (Ya eyyühellezîne âmenû lâ tettehızül kâfirîne evliyâe min dunil mu'minîn* etürîdune en tec'alu Lillâhi aleyküm sultânen mübînâ;)
“Ey imân edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”