Felevlâ nasarahumu-lleżîne-tteḣażû min dûni(A)llâhi kurbânen âlihe(ten)(s) bel dallû ‘anhum(c) ve żâlike ifkuhum vemâ kânû yefterûn(e)
Allah'ı bırakıp O'na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.
Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır.
Allah'a yakınlık için edinilen sahte tanrıların onlara yardım etmediği, aksine kaybolup gittikleri bildirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Kurbân, kendisiyle Allah'a yakınlık sağlanan şeydir. Müşrikler putlara tapmalarını 'bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye' gerekçelendiriyorlardı (Zümer 3). Bu ayette bu iddianın boşluğu ortaya konur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kurbân kelimesi, Allah'a yakınlık (takarrüb) amacıyla sunulan her şeyi kapsar. Müşriklerin putları 'kurbân' olarak edinmeleri, tevhidi bozmanın en tehlikeli biçimlerindendir — zira şirki ibadet kılığına büründürür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): İfk, hakikati tersine çevirmektir. 'Zâlike ifkuhum' ifadesi, müşriklerin bütün inanç sisteminin bir 'ifk' — yani tersine çevrilmiş bir hakikat — olduğunu bildirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İfk ile iftirâ arasındaki fark: iftirâ yoktan uydurmaktır; ifk ise var olan bir hakikati tersine çevirmektir. Müşrikler Allah'ın varlığını kabul edip O'na ortak koşarak, hakikati tersine çevirdiler.
Ahkâf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyetlerde ki hitap, ilk muhatapları olmaları hasebiyle Mekke halkınadır. Yani “Ey Mekke halkı! Andolsun ki biz çevrenizdeki Hicr, Semud ve Lût kavminin şehirleri gibi yerleri helâk ettik.
Cenâb-ı Hak bu âyetle Mekkelilere sanki şunu söylemektedir: Çevrenizde ve yakınınızda bulunanların peygamberleri inkâr etmeleri, inatla karşı koymaları ve onlarla alay etmeleri sebebiyle başlarına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için onların yaptıklarını yapmaktan sakının! Allah onları, çevrelerinde helâk edilen insanların başlarına gelenlerden sakınmaları ve onlara gelen azabın kendilerine de gelmemesi için onların peygamberlere karşı yaptıklarını Resûlullah’a yapmamaları için uyarmaktadır.
Helak edilmeden önce o kavimleri doğru yola dönsünler diye âyetlerini peygamberler vasıtasıyla tekrar tekrar açıkladığını belirterek aslında kullarına ne kadar merhametli olduğunu da göstermektedir. Ancak nefsinin esareti altında köleleşen insan etrafındaki âyetleri, işaretleri görmemektedir. Eğer görebilselerdi o âyetlerin hakikatine işaret eden deliller olduğunun farkına varırlardı.
Peşinden gelen âyette peygamberin davetine aldırış etmeyip sonunda inkârı seçenlerin içine düştükleri durumdan haber verilmektedir.
“bunlar bizim Allah nezdinde şefaatçilerimiz” dedikleri ve kendileriyle Allah’a yaklaşacaklarını zannettikleri, bâtıl mabutları, onları helak edilmekten kurtaramadı. Bırakın yardım etmeyi onlardan uzaklaşıp kaybolup gittiler. Kendilerine en ufak bir faydaları bile olmadı. Bu şekilde inanmaları kendi zanlarından, heva ve heveslerinden uydurdukları iftiralarından başka birşey değildir.
Bu iki âyete bir de enfusî yönden bakarsak çevremizde helak edilen yerlerden kastedilen aslında bizim dışımızda olan şeyler değildir. Beden mülkünde hükümranlık emmare nefsin eline geçtiğinde bizim diğer azalarımızda ona hizmet eder hale gelmektedir. Bu azaları Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu şekilde değil de emmare nefsin hizmetinde kullanmak o azaların helak edilmesine neden olmaktadır. Hud (a.s.) mertebesinde derviş açısından böyle tehlikeler ortaya çıkabilmektedir. Muhammedî olan bizlere uyarı yapılmaktadır. Sizler de bu durumlarla karşılaşmamak için içinizden gelen Resûle uyun, ona ittiba edin, onu yalanlamayın ki helak olmaktan kurtulun.