Vekeyfe yuhakkimûneke ve'indehumu-ttevrâtu fîhâ hukmu(A)llâhi śümme yetevellevne min ba'di żâlik(e)(c) vemâ ulâ-ike bilmu/minîn(e)
Yanlarında, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.
Bu ayet, Tevrat'ın hükümlerine sahip olmalarına rağmen Hz. Peygamber'i hakem tayin edip sonra yüz çevirenlerin durumunu ele almaktadır. Anahtar kavramlar, hükmetme, Tevrat'ın ilahi niteliği, yüz çevirme ve iman eksikliği etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakem (حَكَمَ) kelimesi, bir şeyi sağlamlaştırmak, engellemek ve iki şey arasında hüküm vermek anlamlarına gelir. Ayetteki 'yuhakkimûneke' ifadesi, Yahudilerin kendi aralarındaki ihtilaflarda Hz. Peygamber'i hakem tayin etmeleri, yani onun hükmüne başvurarak bir karara varmasını istemeleri anlamındadır. Bu, onların aslında Tevrat'ın hükmünü bilmelerine rağmen, kendi çıkarları doğrultusunda farklı bir hüküm arayışını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hüküm (حُكْم), bir şeyi diğerinden ayırmak ve kesin bir karara varmaktır. 'Tahkîm' (تحكيم) ise birini hakem tayin etmek, onun hükmüne razı olmak demektir. Ayetteki kullanım, Yahudilerin Hz. Peygamber'i hakem tayin etmelerinin, onun vereceği hükmü kabul etme niyetinde oldukları izlenimini vermesine rağmen, aslında bu niyetten yoksun olduklarını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hakem (حَكَمَ) kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi hükmün veya peygamberin hükmünün bağlayıcılığını ifade eder. Bu ayette, Yahudilerin Hz. Peygamber'i hakem tayin etmeleri, onun otoritesini kabul etme gibi görünse de, sonraki 'yüz çevirme' eylemi, bu hakemiyetin samimiyetsizliğini ve sadece kendi lehlerine bir sonuç beklentisiyle yapıldığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevrat (توراة), Allah'ın Musa'ya indirdiği kitaptır. Kelimenin kökeni 'v-r-y' (ورى) olup, 'ateş yakmak' veya 'gizli olanı ortaya çıkarmak' anlamlarına gelir. Tevrat, insanlara doğru yolu gösteren, hakikatleri ortaya çıkaran bir nur olduğu için bu isimle anılmıştır. Ayette, Tevrat'ın 'Allah'ın hükmünü' içermesi, onun ilahi ve bağlayıcı niteliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tevrat, Allah'ın Musa'ya vahyettiği ve içinde hükümlerin bulunduğu kitaptır. Ayetteki 'fîhâ hukmullâh' (içinde Allah'ın hükmü vardır) ifadesi, Tevrat'ın sadece bir kitap değil, aynı zamanda ilahi yasaları ve adalet prensiplerini barındıran bir kaynak olduğunu açıkça belirtir. Bu durum, Yahudilerin Tevrat'a rağmen başka bir hakem aramalarının çelişkisini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tevrat, Kur'an'da sıkça zikredilen ve Allah'ın peygamberlerine indirdiği kutsal kitaplardan biridir. Ayetteki kullanımı, Yahudilerin kendi kutsal kitaplarının içeriğinden haberdar olmalarına rağmen, bu hükümlere uymak yerine Hz. Peygamber'den kendi lehlerine bir hüküm beklemelerini eleştirmektedir. Bu, Tevrat'ın ilahi otoritesine karşı bir saygısızlık olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüküm (حُكْم), Allah'ın emirleri ve yasalarıdır. Tevrat'ta bulunan 'Allah'ın hükmü', ilahi adaleti ve doğru yolu gösteren kesin kararları ifade eder. Ayette, Yahudilerin Tevrat'ta Allah'ın hükmü varken, başka bir hakeme başvurmalarının anlamsızlığı ve çelişkisi vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüküm, bir şeyi sağlamlaştırmak, engellemek ve iki şey arasında adaletle karar vermektir. Allah'ın hükmü ise, O'nun kulları için koyduğu şeriat ve kanunlardır. Ayetteki 'hukmullâh' ifadesi, Tevrat'ın sadece bir metin değil, aynı zamanda ilahi iradenin ve adaletin somutlaşmış hali olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüküm (حُكْم) kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi otoritenin ve adaletin bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. Allah'ın hükmü, mutlak ve değişmezdir. Bu ayette, Tevrat'ta Allah'ın hükmünün bulunması, Yahudilerin bu hükme uymakla yükümlü olduklarını, ancak buna rağmen başka bir hakem arayışına girmelerinin iman eksikliğinden kaynaklandığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevellev (تولّى) kelimesi, bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek veya bir şeyi terk etmek anlamına gelir. Ayetteki 'yetevvellevne' ifadesi, Yahudilerin Hz. Peygamber'i hakem tayin ettikten sonra, onun vereceği hükmü kendi çıkarlarına uygun bulmadıklarında bu hükümden ve dolayısıyla hakemiyetten yüz çevirmelerini anlatır. Bu, onların samimiyetsizliğini ve ikiyüzlülüğünü gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tevellev (تولّى), bir şeyden uzaklaşmak, onu terk etmek ve ona sırt çevirmek demektir. Ayetteki bağlamda, Yahudilerin Hz. Peygamber'in hükmünden yüz çevirmeleri, aslında Tevrat'ta bulunan Allah'ın hükmünden de yüz çevirmeleri anlamına gelir. Bu, onların imanlarındaki zayıflığı ve ilahi emirlere karşı direnişlerini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): V-l-y (ولي) kökünden türeyen 'tevellev' (تولّى) fiili, Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerinden, peygamberin çağrısından veya haktan yüz çevirme anlamında kullanılır. Bu ayette, Yahudilerin hakemiyetten yüz çevirmeleri, sadece bir kararı reddetmek değil, aynı zamanda ilahi rehberliği ve adaleti reddetme eylemi olarak yorumlanır. Bu durum, onların mümin olmadıklarının bir kanıtı olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mü'min (مؤمن), 'emn' (أمن) kökünden gelir ve güvenmek, tasdik etmek, emin olmak anlamlarına gelir. Mü'min, Allah'a, peygamberlerine ve indirdiği kitaplara kalpten inanıp tasdik eden kişidir. Ayetteki 'mü'minîn' ifadesi, Yahudilerin Tevrat'ta Allah'ın hükmü varken, Hz. Peygamber'i hakem tayin edip sonra yüz çevirmelerinin, gerçek bir imana sahip olmadıklarını gösterdiğini belirtir. Gerçek mümin, Allah'ın hükmüne ve peygamberinin kararına teslim olandır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mü'min, Allah'ın birliğini ve peygamberlerinin doğruluğunu tasdik eden kişidir. Ayetteki 'mâ ulâike bi'l-mü'minîn' (işte onlar inanmış değillerdir) ifadesi, Yahudilerin bu davranışlarının, onların imanlarının zayıflığını veya yokluğunu ortaya koyduğunu vurgular. Zira gerçek iman, Allah'ın hükmüne ve elçisinin kararına tam bir teslimiyeti gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (إيمان) kavramı, Kur'an'da sadece sözlü bir tasdik değil, aynı zamanda kalbi bir teslimiyet ve eylemsel bir bağlılık olarak ele alınır. Bu ayette, Yahudilerin Tevrat'ın hükmünü bilmelerine ve Hz. Peygamber'i hakem tayin etmelerine rağmen, kendi çıkarları doğrultusunda yüz çevirmeleri, onların imanlarının yüzeysel olduğunu ve gerçek bir teslimiyetten yoksun olduklarını gösterir. Dolayısıyla, bu davranışlarıyla mümin vasfını kaybetmişlerdir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(43) (Ve keyfe yuhakkimuneke ve ındehümüt Tevratu fîha hukmullahi sümme yetevellevne min ba'di zâlik* ve mâ ülâike bil mu'minîn;)
“İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.”