İçeriğe atla
Kalem 42Cüz 29 · Sayfa 565

Kalem Sûresi 42. Âyet

القلم

Sohbete sor

Yevme yukşefu ‘an sâkin ve yud'avne ilâ-ssucûdi felâ yestatî'ûn(e)

(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.

Kalem Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~~68.42~
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطٖيعُونَ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.42 - Yevme yukşefu an sâkıv ve yud'avne iles sucûdi felâ yestetîûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.42 - O gün ki saktan bir keşf olunur ve secdeye da'vet edilirler o vakıt güçleri yetmez.


O gün hakkın emri şiddetlenip iş büyümeye başlar. Ayette geçen “sak” kelimesi, lügatta, topuktan baldıra doğru bacağın incik yerine denir. Bundan ağacın gövdesi gibi herhangi bir şeyin aslına da denir. Burada “Sak” mutlak olarak zikredilmiş olup herhangi bir şeye nisbet edilmemiştir. Fakat Buhari, Müslim, Nesai, İbn Münzir ve İbn Merduye, Ebu Said (r.a)'den şöyle bir hadis rivayet etmişlerdir: Peygamber (s.a.v) Hazretleri'ni dinledim, şöyle diyordu:
يَكْشِفُ رَبُّنَا عَنْ سَاقٍ فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ وَمُؤْمِنَةٍ وَيَبْقٰى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ فِى الدُّنْيَا رِئَآءً وَسُمْعَةً فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا
“Rabbimiz sak'ını açar, derhal ona her mümin erkek ve kadın secde eder. Dünyada görsünler ve duysunlar diye secde eden kalır. O da secde etmeye gider, fakat beli tutulur kalır”. (Buhari, Tefsiru Sureti, 68/2, Tevhid, 24; Müslim, İman, 302; Darimi, Rikak, 83; Ahmed b. Hanbel, III, 17.) Bu hadiste ise Sak kelimesi, سَاقِهِ“onun sakı” şeklinde zamirle bir tamlama halinde zikredilmiştir. Bundan başka İshak b. Raheveyh Sened'inde, Taberani, Darêkutni Kitabu'r-Rü'yet'inde (Kitap beş cüzden oluşmuş bir risaledir. Bkz. Katip Çelebi, Keşf., II/1421) ve Hakim sahih diye ve İbn Merduye ve diğerleri de İbn Mes'ud'dan Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: “Allah kıyamet günü insanları toplar ve buluttan gölgeler içerisinde iner de bir seslenici şöyle seslenir: “Ey insanlar! Sizi yaratan, size şekil veren, sizi rızıklandıran Rabbiniz, sizlerden herbir insana dünyada taptığı, kendine veli tanıdığına gitsin.” der. Ve dünyada ilah tanıdıkları şeyler onlara görünür, şekilleriyle karşılarına dikilirler. Hz. İsa'ya tapanlara İsa (a.s.)'ın Şeytanı görünür. Uzeyr'e tapanlara da keza, hatta ağaç, odun ve taşa varıncaya kadar herbirinin taptığı kendilerine gösterilir. Müslümanlar da diz çökmüş, göğsüne doğru yaslanmış bir durumda kalır. Onlara da yüce Allah görünür ve kendilerine: “Siz niye herkesin gittiği gibi gitmiyorsunuz? denilir. Onlar, “Bizim, derler, bir Rabbimiz vardır ki henüz görmedik”. O vakit buyurur ki: “Siz Rabbinizi görseniz ne ile tanırsınız?” “Onunla bizim aramızda bir alamet vardır, görsek onu tanırız.” derler. “O nedir?” buyurur. Derler ki: “Sak'tan açar”. O vakit Rahman, Sak'ını açar, müminler hemen secdeye kapanırlar. Münafıklar ise sırtları tabak tabak (Tabak, bel kemiğinin herbirinin arasında oynak yerine gelen yufkaca kemiklere de denir ki tıpkı tıpkına, tabaka tabaka uyum noktaları demek olur. (Müellif).) içlerine şişler saplanmış gibi olur. (Hakim, Müstedrek, 4/590...) Bu gibi hadislerde nasıl olduğu kavranamayacak müteşabih bir anlam vardır ki yüce Allah onu zamanı gelince fiilen bildirecektir. Bizim anlayacağımız: “Sak'ın açılması” gerçeğin ortaya çıkması, insanlardan dalgınlık perdelerini sıyırarak bir şiddet ve dehşetle, hakkın vereceği hükmün doğru yolda olanlara rahmet ve batıl yolda olanlara öfke saçarak görünmeyen alemden görünen aleme çıkmasını ifade eden ilahi bir işarettir ki nasıl olacağını şimdi anlatma imkanımız yoktur. Bu bakımdan burada da « ن gibi bir simge vardır. Fakat müteşabih ayetlere mana verme sevdasına düşen birtakım kimseler bunlardan Allah'ı cisim şeklinde gösterme ve onu başka bir varlığa benzetme, yani لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَىْءُ “Hiçbir şey ona benzemez.” (Şura, 42/11) ayetinin zıddına olarak Allah'ı cisimlere benzetme sevdasına kapılmışlar, gizemci sofilerden birtakımları da, bunun tam aksine bu ayeti dış manasına yorumlayarak hakiki olmayan bir görünme anında aynen öyle olacağına inanmışlardır.

Zemahşeri der ki: “Sak'ı açmak, baldırı açmak tabirleri, durumun şiddeti ve belanın çetinliğini anlatmak için misal olarak verilen sözlerdir. Bunun aslı korku, dehşet ve hezimet anında ve örtülü kadınların kaçarken paçalarını sıvamaları ve o sırada baldırlarını açmaları meselesindendir.” (ez-Zemahşeri, a.g.e., IV, 146.)
Fahreddin er-Razi de şöyle der: Sak'ın tefsirinde dört ayrı izah şekli vardır:
Birincisi: Şiddettir. İbn Abbas'a bu ayetin tefsiri sorulduğunda şöyle demiştir: Size Kur'an'dan bir şey gizli geldiği zaman onu şiirde araştırın. Çünkü şiir Arab'ın Divan'ıdır. Şairin şu sözünü işitmediniz mi?
“Senin kavmin boyunları vurmayı bize gelenek haline getirdi. Savaş, bize, birden bire alevlendi”.
O gam, keder ve sıkıntı günüdür. Mücahid de İbn Abbas'tan bu günün, kıyametin en şiddetli anı olduğunu rivayet etmiştir. Dilciler bu anlamda birçok beyit rivayet etmişlerdir. Bunlar dilcilerin, “sak” kelimesinin şiddet manasında mecaz olarak kullanılmış olduğunu itiraf etmeleri demektir. Yüce Allah'a hakiki manada “sak” yani bacak isnat etmenin kesin delillerle imkansız olduğu bilindiğinden bunun mecaz olduğu ortaya çıkar.

İkinci görüş: Bu, Ebu Said-i Dariri'nin görüşüdür. Bir şeyin sak'ı demek, onu ayakta tutan aslı demektir. Yani “durum aslında ortaya çıktığı, açıldığı gün” demektir. Kıyamet günü her şeyin hakikatleri ve asılları ortaya çıkacaktır.
Üçüncü görüş: Cehennem'in sakı veya Arş'ın sakı veya korkunç bir meleğin sakı demektir. Fakat ayet sadece bir sak'a işaret ediyor. Bunun hangi şeyin sakı olduğuna lafızda bir işaret yoktur.
Dördüncüsü: Müşebbihe'nin yani Allah'ı cisme benzetenlerin tercih ettiği görüştür ki, bunlar, “bu ayetten maksat Allah'ın sakıdır” demişlerdir. Oysa yüce Allah cisme benzemekten yücedir. İbn Mesud hadisi gibi gelen bazı rivayetleri bir cismin baldırı şeklinde anlamak batıldır ve ayette “sak” kelimesi belirli değil, belirsizdir. (Fahru'r-Razi, a.g.e., XXX, 94-95.)
Hatim demiştir ki:

“Harbin kardeşi, harbe alışıp onunla tanışmış savaşçı yiğit kişi, eğer harp onu ısırırsa o da harbi ısırır ve eğer harp paçalarını sıvarsa o da sıvar.”
İbn Rukayyat da şöyle demiştir:
“O dehşet, ihtiyara oğullarını unutturur ve gözden sakınılan namuslu hanım kızların baldırlarını açtırır.”
Şu halde
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ
ayetinin manası, “hakkın emri şiddetlenip iş büyümeye başladığı gün” demektir. Yoksa ne baldır vardır, ne de açma. Nitekim, kolları kesik fakat aynı zamanda cimri olan adam hakkında “eli bağlı” denilir. Oysa ortada ne el vardır, ne de bağ. Bu ancak cimrilik için söylenmiş bir meseledir. Burada Allah'ın insan gibi baldırı olduğu zannına kapılana gelince, bu onun kavrama yetisinin darlığından ve beyan ilmini iyi bilmediğindendir. Onun aldandığı şey İbn Mesud hadisindeki,
يَكْشِفُ الرَّحْمٰنُ عَنْ سَاقِه۪
“Rahman, sak'ını açar.” kısmıdır. Oysa bunun manası, “Rahmanın emri şiddetlenip iş büyüdüğü zaman” demektir ki o da kıyamet günü

اَلْفَزَعُ اْلاَكْبَرُ
“en büyük feryat” tır.
Bugün hakkında da iki görüş vardır:
Birincisi: Çoğunluğun görüşü. Bugün kıyamet günüdür.
İkincisi: Ebu Müslim'in görüşüdür ki bugün kıyamet günü değil, dünyadadır. Ebu Müslim şöyle der: Bunun kıyamet gününe yorumlanması mümkün değildir. Zira bugünün özellikleri anlatılırken
وَيُدْعَوْنَ اِلى السُّجُودِ
“secdeye çağrılırlar” buyurulmuştur. Oysa kıyamet günü ne ibadet, ne de yükümlülük vardır. Bundan maksat, ya kişinin dünyadaki son günüdür.
يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰۤئِكَةَ لاَ بُشْرٰى
“Melekleri görecekleri gün, o gün müjde yoktur.” (Furkan, 25/22) buyrulduğu üzere melekleri müjdesiz olarak görürler. Sonra insanları görür, vakti gelince namaza çağırırlar kendisi namaza güç yetiremez. Çünkü o vakit
لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تُكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ
“Daha önce iman etmemiş kimseye o gün imanı fayda vermez.” (En'am, 6/158) buyurulduğu üzere daha önceden imana gelmemiş bir nefsin o anda iman etmesi fayda sağlamaz. Yahut da hastalık, kocalık ve acizlik halidir. Oysa
وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
“Sağ salim kişiler oldukları halde secdeye çağrılıyorlardı”. O zaman bugün başlarında bulunan dertleri yoktu. İşte ya ölüm sırasında başlarına inip göz-leriyle gördükleri o korkunç olayın şiddetinden veya acizlik ve ihtiyarlıktandır. Şu bilinmelidir ki ayetin lafzını, Ebu Müslim'in dediği gibi yorumlamak mümkündür. Fakat onun, “Kıyamet gününe yorumlanması mümkün değildir.” demesi doğru değildir. Çünkü bu secdeye çağırma yükümlülük yoluyla değil, başa vurmak ve utandırmak içindir. Ve secdeye cağrıldıklarında ellerinden güçleri alınacak ve güçleri ile kendilerinin arasına bir set çekilmiş bulunacaktır ki, vaktiyle sağ ve esenlikte iken yaptıkları aşırılık ve kusurdan dolayı kederleri ve pişmanlıkları artsın.
Ebu Hayyan da der ki: Sak'ın açılması, olayın şiddetinden ve gittikçe büyümesinden kinayedir. (Ebu Hayyan, a.g.e., VIII, 316.) Mücahid şöyle demiştir: Bu şiddet, kıyametin ilk saati olup en kötüsüdür. Hadiste gelen
فَيُكْشَفُ لَهُمْ عَنْ سَاقٍ
“Baldır onlara açılır.” (Buhari, Tefsiru Sureti, 68/2, Tevhid, 24; Müslim, İman, 302; Darimi, Rikak, 83; Ahmed b. Hanbel, III, 17.) ifadesi de yine o günkü şiddete yorumlanır. Bu Arap dilinde yaygın bir mecazdır. Hatim'in az önce geçen
beytinden başka, bir diğer şair şöyle der:
“Baldırını açan, kıpkırmızı, etleri ta dibinden yontan bir senede nefsime, nefsimin korkusuna ve atların yiyeceklerine saldırmalarına şaştım.”
Diğer bir şair de şöyle der:
“Paçasını sıvadı, saldırın. Harp size ciddileşti, siz de ciddileşin.”
Bir başka şair ise şöyle der:
“Devamlı bir kötülüğün kızıştığı ve harbin bizimle bir ayak üzerine dikildiği zamanın önünde sabredin, dayanın.”
Bir şair de demiştir ki:
“Savaş onlara paçasını sıvadı ve kötülükten barihler ortaya çıktı.” Barih, avcının sağında görünüp de soluna doğru geçen ava denir ki Arap bunu uğursuzluk sayardı. Burada “bevarih” yerine «
الصُّرَاح
rivayeti de vardır ki, “açık” demektir.
İbn Abbas demiştir ki
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ
“o gün baldır onlara açılır” demek,
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ شِدَّةٍ
“o gün şiddet açığa çıkarılır, büyür” demektir. Ebu Übeyde de demiştir ki: Bu kelime, şiddet manasını ifade etmede kullanılır. “Çemrendi” yani kol, etek ve paçasını sıvadı manasına
كَشَفَ عَنْ سَاقِهِ
denir. Bundan dolayı Arap kıtlık senesine
كَشَفَتْ عَنْ سَاقِهَا
“bu sene paçalarını sıvadı” der. “Sak” kelimesinin belirsiz olarak getirilmesi de Zemahşeri'nin dediği gibi, alışılıp bilinen bir şiddetin dışında, bilinmeyen bir durumu göstermek içindir. (ez-Zemahşeri, a.g.e., IV, 147.)
يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلىٰ شَىْءٍ نُكُرٍ
O çağırıcının, görülmemiş dehşetli bir şeye çağıracağı gün”(Kamer, 54/6) ayetinde olduğu gibi, “pek şiddetli korkunç bir durumun olacağı gün” denilmiş gibidir.
Bunlardan sonra biz de şunu kaydedelim ki:
Birincisi, herhangi bir isim tamlamasının asıl manası, bir şeyin diğer bir şeye ait olduğunu göstermektir. Burada tamlanan ile tamlayan arasında, bir bütün ile onun bir parçası arasındaki bir oranın varlığı gerekmez. Bu oranın özelliği, tamlanan ile tamlayanın durumuna göre ortaya çıkar. Onun için
لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَىْءُ
“Hiçbir şey onun benzeri olamaz.”(Şura, 42/11) vasfını taşıyan yüce Allah'a nisbet edilen herhangi bir şeyde el, ayak, baldır, ev, ruh gibi bir benzetmeyi andırsın veya andırmasın, bunların hiçbirinde tamlayanın tamlananın par-çası olduğu anlamını çıkarmaya çalışmak doğru olmaz. Mesela “Allah'ın eli” tamlamasında, el'in Allah'ın bir parçası olduğu anlamını çıkarmak doğru olmaz. Zira yüce Allah cüzlere ve parçalara ayrılmaktan uzak bir tek varlıktır.
İkinci olarak, ayetin açıklanmasına delil olarak getirilen şiirlerde geçen “teşmir-i sak” ile “keşf-i sak” açıklamış oldukları gibi hakikat ve mecaz da aynı kaynaktan ve aynı manada olmakla birlikte, biz bunların aralarında, kullanılış şekillerine göre biraz bir fark da hissediyoruz.

Teşmir-i sak, paçayı sıvamak veya çemremek, yerine göre toplanmak, hazırlanmak, sakıncalı bir şeyden korunarak ciddiyet ve özenle işe sıvanmak, şiddet göstermek anlamlarını ifade ettiği gibi, “keşf-i sak, veya “keşf an sak” örtülü bir hakikatin içerden dışarıya, aşağıdan yukarıya doğru bir uçtan kendini açık bir şekilde göze veya kalp gözüne göstermesi, kendini tanıtması anlamını ifade eder. Kuşkusuz bu, idrakin açıklığında bir şiddet ve heyecanın varlığını hissettirir. Fakat bu şiddetin bir korku veya arzu, bir güç veya zayıflık, bir elem veya lezzet ifade etmesi, ortaya çıkan bu hakikatin özelliği ile onu idrak edenlerin ona olan ilgilerine bağlıdır. “Harp baldırını açtı” ve “falan kahraman baldırını açıverdi” denilmekle “zafer baldırını açtı”, “murat bir uçtan kendini gösterdi”, “canan baldırını açıverdi” denilmesi arasında açıklık açısından bir fark olmaz ise de, ifade ettikleri etki ve heyecan açısından fark vardır. Onun için Neml suresinde
وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقِهَا
“Belkıs baldırını açtı”(Neml, 27/44) buyrulduğu şekilde Belkıs'ın baldırını açması onun gücünü değil, zayıflık ve kusurunu anlatmıştı. Keşşaf'ın kısaca yapılan açıklamasında bu iki yöne de işaret vardır. Bir de Alusi'nin naklettiği üzere Abd b. Humeyd'in rivayet et-tiğine göre Rebi b. Enes demiştir ki: O gün örtünün kaldırılacağı, perdenin açılacağı gündür. Beyhaki de İbn Abbas'tan,
ح۪ينَ يَكْشِفُ اْلاَمْرُ وَتَبْدُو اْلاَعْمَالُ
“Durumun anlaşılacağı, amellerin ortaya çıkacağı gündür.” (Süyuti, ed-Dürrü'l-Mensur, VIII, 254.) diye rivayet etmiştir.
Said b. Cübeyr bu ayette “sak” kelimesinin yüce Allah'a nisbet edilmesini kabul etmemiş ve bu ayetin manası sorulduğunda şiddetle öfkelenip şöyle demiştir: “Birtakım kişiler, yüce Alah kendi baldırını açar zannediyorlar. Oysa yüce Allah şiddetli durumu açıp ortaya çıkarır.” (Alusi, a.g.e., XXIX, 43.) O halde hadisi de bu şekilde anlamak gerekir. İşte bu sunduğumuz sebeplerden dolayı biz burada,
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ
ayet-i kerimesinde “keşf-i sak” tabirinden, müslümanın imanıyla beklediği ve suçlunun kaçındığı hakkın veya hak hükmün görünmeyen alemden görünen aleme kendini bir uçtan göstermeye başlaması manasını anladığımız gibi, bunun ortaya çıkardığı şiddet ve dehşet içinde de suçlulara sırf elem olan korkunç bir kahroluş ve ezilme, müslümanlara da aynı korkunç olay içinde murat kapısını açan albenili bir heves ve yücelik heyecanı seziyoruz. Çünkü suçluların bütün ortaklarıyla be-raber topuna şiddetli bir tehdit ve uyarı olan bu ayet, müslümanlara bir vaad ve müjde olmak üzere Peygamber'e hitap edilirken söylenmiştir.


فَلْيَاْتُوا
gelsinler” emri,
يَوْمَ
(gün) sözüyle ilgilidir. Yani “o gün gelsinler” demektir.


اُذْكُرْ
“hatırla” gibi, metinde söylenmemiş olan bir fiille veya daha sonra gelecek olan
تَرْهَقُهُمْ
“onları saracak” fiili ile alakalı da olabilir. Buna göre manayı şöyle özetleyebiliriz: Gelsinler, yahut haber ver ki gelecekler, o kıyamet günü ki şimdi bakışlardan gizli olan hakkın hükmü görünmeye, hakikat perdesi aşağıdan yukarıya açılmaya, müslümanların arzu ettiği, suçlulara ise düşüklük ve felaket olan gaye bir uçtan kendini göstermeye başlayacak.
وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ
Ve secdeye çağrılacaklar. Hakka boyun eğmek istemeyen, istedikleri gibi hüküm verip fenalıktan korunmayan, istedikleri gibi yaşamayı arzu eden o suçlular, inkarcılar, ortaklarıyla beraber birer birer veya alay alay, “Kalkın bakalım vaktiyle tanımadığınız hakkın emrine boyun eğin, teslim olun, tam bir hürmet ve saygıyla secdeye kapanın, yüzlerinizi yere koyun, haddinizi anlayın.” diye zelil etmek ve kınamak için çağrılacaklar. O zaman secdeye kapanmak için can atacaklar
فَلاَ يَسْتَطِيعُونَ
fakat güçleri yetmeyecek. Ne başlarını kaldırabilecekler, ne bellerini eğebilecekler; belleri kazık kesilmiş,

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)