Ve yenkalibu ilâ ehlihi mesrûrâ(n)
Sevinçli olarak ailesine dönecektir.
Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
Bu ayet, amel defteri sağından verilen kişinin ahiretteki durumunu tasvir eder. Anahtar kavramlar, kişinin ailesine dönüşünü ve bu dönüşün sevinçle gerçekleştiğini vurgulayarak, müminlerin ahiretteki mükafatını ve huzurunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalb (قَلْب) kelimesi, bir şeyi yüzüstü çevirmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek anlamına gelir. Ayetteki 'yenkalibu' fiili, kişinin hesap sonrası ailesine, yani cennetteki eş ve dostlarına, sevinçle geri dönmesini, durumunun iyiye doğru değişmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kaleb (قَلَب) fiili, bir şeyin yönünü değiştirmek, geri çevirmek demektir. Ayetteki 'yenkalibu' ifadesi, kişinin dünyadaki halinden ahiretteki mükafatlandırılmış haline dönmesini ve bu dönüşün ailesine doğru olmasını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kalb' kökünün Kur'an'da genellikle bir durumdan başka bir duruma geçişi, dönüşümü ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'yenkalibu' fiili, müminin dünya hayatındaki imtihanından sonra, cennetteki ebedi yurduna ve ailesine huzur içinde dönmesini, yani olumlu bir dönüşümü simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ehl (أَهْل) kelimesi, bir kimsenin akrabaları, eşi, çocukları veya kendisine mensup olan topluluk anlamına gelir. Ayetteki 'ehlihi' ifadesi, cennete giren kişinin orada kendisi için hazırlanmış olan eşlerine ve dostlarına kavuşmasını, onlarla birlikte olmasını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ehl, bir kişinin beraber yaşadığı, kendisine yakın olan kimselerdir. Bu ayetteki kullanımı, ahiretteki mükafatın bir parçası olarak, müminin cennetteki ailesiyle, yani hurilerle ve diğer cennetliklerle bir araya gelmesini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ehl, bir şeye layık olan veya bir şeyle ilişkili olan kimselerdir. Ayetteki 'ehlihi' ifadesi, cennetlik kişinin, cennetteki makamına uygun olarak kendisine tahsis edilen eşleri ve yakınlarıyla buluşmasını, bu durumun onun için bir sevinç kaynağı olmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sürûr (سُرُور) kelimesi, kalpte hissedilen neşe ve sevinçtir. Ayetteki 'mesrûrâ' kelimesi, amel defteri sağından verilen kişinin, kolay bir hesaptan sonra ailesine dönerken hissettiği tarifsiz mutluluğu, cennete girmenin ve kurtuluşa ermenin verdiği sevinci anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sürûr, kalbin ferahlaması ve neşelenmesidir. Bu ayetteki 'mesrûrâ' ifadesi, müminin ahiretteki akıbetinden duyduğu memnuniyeti, Allah'ın rızasını kazanmış olmanın getirdiği iç huzuru ve sevinci açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sürûr' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın lütfu ve rahmetiyle elde edilen, kalıcı ve derin bir sevinci ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mesrûrâ' kelimesi, müminin cennetteki ebedi mutluluğunu, dünya sıkıntılarından kurtulmuş olmanın verdiği huzuru ve neşeyi vurgular.
İnşikâk Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir,“ (84/9)
Zâhiri olarak bakıldığında sevinçli olarak döneceği, ehli, ailesi, akrabası, halkının, topluluğun dönecektir.
İnkilap bir dönüşümdür, İlâ hedef tir. Ehli ise kim neyin ahalisi ve kim neye ehil ehliyetlidir. “Ehlûllah” Allah ehli, “Ehlibeyt” ise hane halkıdır. “Mesrur” sevinçli, sürurlu, meserretli, merâmına ermiş.
Yani kişi hangi mertebede veya hangi mertebe gelmiş ise onun ehlidir. Ve ailesi, halkı o esmâ veya tevhid mertebesidir. Ayn’el yâkin olarak nefis cennetleri veya zat cennetlerine meramına ermiş olarak, oranın elbisesi yani hâline dönmüş-dönüşüş olarak, oradaki ailesi, halkı yanına dönecektir.
Tasavvufta sıkça kullanılan “ehline malumdur” ve “zuhuratlar için işaretini ehli bilir” ifadeleri vardır.
Yani İlm’el Yâkin ehli tarafından bilinen ilim ve Ayn’el Yakîn ehli tarafından işareti bilinen ders geçme zuhuratlarıdır.
İz-Efendi Babam ders geçme işareti gören, idraki ve hâli oluşan kişilere dersini verelim de sevinsin der. İşte ders geçmeyi haketmiş kişi hangi esmâ-i İlâhiyyeyi vird edinmiş ise onun ehli olur ve o mertebeye dönüşmüş olarak ehli yanına sevinçle döner.
Sahîh-i Buhari - Hadis No: 2043
Ravi : Ubâde b. es-Sâmit Rivâyete göre, Nebî Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Her kim Allah’a kavuşup görmeğe muhabbet ederse, Allah da ona kavuşup görmesini sever. Her kim de Allah’a mülâkî olmayı hoşlanmazsa, Allah da ona mülâkî olmayı hoşlanmaz. Âişe valide, yâhud Peygamber’in bâzı hanımları: Yâ Resûlallah! Biz, ölümden hiç hoşlanmayız, demişlerdi. Resûl-i Ekrem kadınlara: Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil. Belki şöyledir: Mü’mine ölüm hâli gelince Allah`ın o kulundan hoşnutluğu, Allah’ın ikrâm ve ihsânı müjdelenir. Bu müjde üzerine artık, mü`min’e önünde (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hallerden sevimli bir şey olamaz. O anda, mü’min Allah’a mülâkî olmaya muhabbet eder, Allah da mü’min kuluna mülâkatı sever. Fakat kâfir öyle değildir. Ona ölüm hâli hazır olduğunda Allah’ın azâbı ve ukubeti müjdelenir. O anda kâfire önündeki ölüm gibi, hâllerden çirkin bir hâl olamaz. Bu sûretle kâfir Allah’a mülâkî olmayı fenâ görür, Allah da ona mülâkî olmayı fenâ görür.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاء ظَهْرِهِ {الإنشقاق/10}
“Ve emmâ men ûtiye kitâbehu ve râe zahrih.“