Mesnevî-i Şerîf'te el-Mümît
Bu isim, elimizdeki Mesnevî şerhi pasajlarında müstakil olarak işlenmez. Mümît'in mânâsı, Mesnevî tarafında daha çok celâlî kardeşi Mümît-Muhyî çiftinin Füsûs ve Terzibaba derslerindeki işlenişiyle açılır.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Mümît
İbn Arabî, Mümît ismini dâimâ karşıtı Muhyî (dirilten) ile birlikte, "mütekâbil isimler" ve "teceddüd-i emsâl" (her an yeniden yaratılış) bahislerinde işler. Ölüm, ona göre yokluk değil; âlemin her an yenilenişindeki bir yüzdür.
Zıt isimler, Hakk'ın tek hüviyetinde toplanır. Kelime-i İdrîsiyye, Mümît'i Muhyî ile birlikte, Hakk'ın bütün zıtları cem etmesinin delili olarak sayar:
"Hak, bütün ezdâdı (zıtları) cem etmekle bilinir. Zîrâ Celîl ve Cemîl, Hâdî ve Mudill, Dârr ve Nâfi', Muhyî ve Mümît ancak O'dur. Şu hâlde Hak üzerine cemî-i ezdâd ile hükmolunur." (Kelime-i İdrîsiyye)
Demek Mümît ile Muhyî, Hakk'ın hüviyetinde birbirine zıt değildir; "tezâd ve tekâbül, esmâ beynindeki nisbetlerden ibârettir" — zıtlık ancak isimler arasında, zuhûr yerinde görünür. Öldüren de dirilten de tek Zât'tır.
Âlem her an ölür ve dirilir — teceddüd-i emsâl. Fusûs Mukaddimesi, Mümît'i âlemin sürekli yenilenişinin işleyen kudreti sayar:
"Mûcid, Muhyî, Mübdî, Rahmân, Musavvir, Hâlık ve Kayyûm gibi esmâ, mevcûdâtın vücûdunu ve mezâhirin zuhûrunu iktizâ eder. Ve Mümît, Dârr, Kahhâr, Kâbız, Ferd ve Vâhid gibi esmâ dahi mezâhirin ademiyetini (yokluğunu) ve gizlenişini iktizâ eder. Suver-i âlemin kâffesi dâimâ halk-ı cedîd (yeni yaratılış) içindedir." (TB. Fusûs Mukaddimesi)
Demek âlem her an, bir yüzüyle Muhyî ile var olur, bir yüzüyle Mümît ile yok olur; bu iki isim birlikte işlediği için varlık dâimâ yenilenir. Ölüm, var oluşun durması değil; her ânın eskisini silip yenisine yer açmasıdır. Kelime-i Şuaybiyye bunu "küllü yevmin hüve fî şe'n" (O her ânda bir şe'ndedir) âyetine bağlar ve "bu esmâdan hiçbirisinin ta'tîli (atıl bırakılması) câiz değildir" der — Mümît bir an dahi durmaz.
Mümît, kulda bir "edilgen sıfat" doğurur. Kelime-i Âdemiyye, her ismin insanda bir eser bıraktığını söyler: "Muizz ve Müzill, Mâni' ve Mu'tî, Muhyî ve Mümît gibi kendisinin adlandırıldığı ne kadar isim varsa hepsi böyledir; her bir sıfatı bizde bir edilgen sıfatı ve her bir ismi bir eseri meydana getirir." Demek Mümît ismi, kulda "ölümlülük" eserini doğurur; insan kendi fâniliğinde bu ismin izini taşır.
Terzibaba Külliyatında el-Mümît
Terzibaba, Mümît'i sûre tefsirlerinde hem zâhirî ölüme, hem de bâtınî bir hâle — kalbin ölmesine ve nefesteki ölüme — bağlar.
Bâtınen Mümît, kalbin gaflette ölmesidir. Mü'minûn Sûresi şerhi, ismin iki yüzünü ayırır:
"Zâhiren her şey doğar ve ölür; burada Muhyî ve Mümît esmâları sürekli tecellî hâlindedir. Bâtınen ise Muhyî ismi hidâyet ile kalplerin dirilmesi, Mümît ismi dalâlet ve cehâlet ile kalplerin ölmesidir." (Mü'minûn Sûresi)
Demek Mümît yalnız bedeni öldürmez; gaflet ve cehâlet de bir kalp ölümüdür. Aynı şerh geceyi "fenâ-fillâh'ı, ölümü, Celâl ve Mümît isimlerini" sembolize eden bir vakit sayar. Câsiye Sûresi bunu inkâr edenlere bağlar: "'Ölürüz ve yaşarız' diyenler, ölüm ve hayatın kendilerinde tecellî eden Muhyî ve Mümît isimleri olduğunu bilmemişlerdir; bu iki ismin arkasındaki kudreti görmedikleri için ölümü yokluk sanmışlardır."
Her nefes bir ölümdür. Namaz Kavramı dersi, Mümît'i en gündelik hâle — soluk alıp vermeye — indirir:
"Nefes alırken 'Hay' ismi ile hayat buluruz, nefes verirken 'Mümît' ismi ile hayatımız sona erer. Bu hâl her dâim devamlılık üzere olduğundan kendimizi hep diri zannederiz. Bu seyir, 'Ölmeden evvel ölme' hakikatini aklımızda tutmamızı sağlar." (Namaz Kavramı)
Demek insan her verdiği nefeste bir kez ölür, her aldığı nefeste bir kez dirilir; "ölmeden evvel ölmek" uzakta bir hâdise değil, her solukta tecellî eden bir hakikattir. Zümer Sûresi ise ismin kıyâmetteki yüzünü gösterir: "Sûr'a birinci üfleme Mümît ve Kahhâr esmâlarının tecellîsidir; Mümît ile canlıların hayatı son bulur, Kahhâr ile mevcûdâtın istiklâl iddiâsı kahrolunur."
Değerlendirme
Mümît ismi elimizdeki üç kaynaktan ikisinde — Füsûs ve Terzibaba — derinlemesine, Mesnevî tarafında ise dolaylı işlenir. Füsûs onu Muhyî ile bir çift olarak okur: zıtlık ancak isimler arasındadır, öldüren de dirilten de tek Zât'tır; ve Mümît, âlemin her an yenilenişinin (teceddüd-i emsâl) yokluk-yüzüdür — varlık her an Muhyî ile gelir, Mümît ile silinir. Terzibaba bu çifti gündelik hâle indirir: bâtınen Mümît gaflette ölen kalptir, ve her nefes verişte bir ölüm gizlidir ("ölmeden evvel ölme"). Hepsinin ortak hükmü şudur: Mümît yalnız "öldüren" değil; var oluşu her an yenileyebilmek için eskisini silen, ölümü yokluk değil bir geçiş kılan isimdir. Bu ismi celâlî çifti muhyi ile birlikte; kahır ve fenâ yönünü ise kahhar ve fena ekseninde okumak gerekir.