İçeriğe atla
Dur Rabbın Namazda (Cilt 2) kapak gorseli

Dur Rabbın Namazda (Cilt 2)

Terzibaba - Necdet Ardıç

329 sayfa~494 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtasavvuftefekkür dosyasıdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufTefekkürNamazİslamManeviyatDini EdebiyatCilt 1 (Dur Rabbın Namazda)İslami Eserler Kütüphanesi

Sıkça Sorulan Sorular

“Dur Rabbın Namazda” kitabı ne anlatıyor?

"Dur Rabbın Namazda" ifadesi, tasavvufî bir mertebeyi ve idrak boyutunu anlatan, özellikle Hz. Peygamber'in mîrâcındaki Kâb-ı Kavseyn makamında kendisine yapılan bir hitabı işaret eden bir kavramdır. Bu ifade, ibadetin en yüksek mertebesi olan zâtî tecellîyi, fenâfillah hâlini ve kulun kendi nefsinde Hakk'ı müşâhede etmesini anlatır. Kitap, bu ifadenin derin anlamlarını, namazın sırlarını ve hakikatini, kulun Rabbine olan yönelişinin "Rabbin için namaz kıl" mertebesinden "Dur, Rabbin namaz kılıyor" mertebesine yükselişini ele almaktadırs.13, 17, 30. Bu hitap, Hakk'ın kuldaki namazı olarak yorumlanır ve kulun artık yoklukta olduğu, kendisinde zuhur eden isim ve sıfatların tamamının Rabbine ait olduğu idrakini vurgulars.17.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, Cilt 2 — s. 13, 17, 30

Ayrıntı

"Dur Rabbın Namazda" hitabı, Hz. Peygamber'in mîrâcında, Hakk ile arasında tek bir perde kaldığında, o perdeyi aralamak istediği anda kendisine yapılan bir ikazdırs.10. Bu hitap, tasavvufun en yüksek vâsıllık makamı olan Kâb-ı Kavseyn ile ilişkilendirilir; zira bu mertebe, Hak ile Hz. Peygamber arasındaki yakınlığın tâ'rîf edilemez olduğu bir hâldirK1. Kitap, bu ifadeyi namazın sırları ve hakikatleri bağlamında ele alır. Namaz, Kur'ân-ı Kerîm'de "salât" olarak geçen ve birçok sırrı, hikmeti ve hakikati barındıran bir ibadettirs.29. "Dur Rabbın Namazda" ifadesi, kulun "Rabbin için namaz kıl" (Kevser Sûresi) emrinin idrakli yaşantısını geçerek ulaştığı bir mertebeyi ifade eders.15, 31. Bu mertebede, kulun Rabbine olan yönelişi, sadece rıza kazanma gayretinden öteye geçerek, Hakk'ın kuldaki namazı hâline gelirs.30, 31. Bu, fenâfillah hâli olup, kulun kendi nefsinde Hakk'ı müşâhede etmesi, âlemlerin kendi nefsinde dürülü olduğunu idrak etmesidirs.17, 30. "Dur" kelimesi, bu idrak boyutunu ve irfânî yönü anlatmak için bir dikkat çekme ifadesidirs.30. Bu hitapla birlikte, "yakîn" hâli gelmiş, iman "ikân"a, ibadet ise "ubûdet"e dönüşmüştür; zikreden ve zikredilen arasındaki ikilik ortadan kalkmış, birlenme gerçekleşmiştirs.24. Hz. Peygamber'in bütün mertebelere câmi olması sebebiyle, onun Rabbi "Rabbü'l-erbâb"dır ve bu hitapla zâtî tecellîyi alarak en kemâlde bir mîrâc yaşamıştırs.13, 17.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, Cilt 2 — s. 10, 13, 15, 17, 24, 29, 30, 31 · K1, s. 184

Kitabın yazarı Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Kendisi, 18.000 âlemi "Vahdetinde Kesret", "Kesretinde Vahdet" olarak seyr eden bir "İnsân-ı Kâmil" olarak nitelendirilmiştirs.251. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvufî eserler kaleme almış ve öğrencileri aracılığıyla da bu geleneği sürdürmüştürs.1, s.137.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 1, 137, 251

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşiddirvikipedi. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî bilgiyi ve irfanı geniş kitlelere aktarmayı hedeflemiştir. Öğrencileri, onun anlatımlarını "yalın bir dille yazılmış, kolay anlaşılır" olarak tanımlamışlardırs.34.

Necdet Ardıç'ın kaleme aldığı bazı önemli eserler arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi (Hakk Yolu'nun Seyr Defteri) ve Osmanlıca'dan çevirdiği Lübb'ül Lübb Özün Özü bulunmaktadırs.339. Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini yazmışlardırvikipedi. Bu durum, onun etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir.

Necdet Ardıç, Tekirdağ'da ikamet etmiş ve burada tasavvufî faaliyetlerini sürdürmüştürs.1, s.137. Yazışmalarından anlaşıldığı üzere, öğrencileriyle yakın bir iletişim içinde olmuş, onların çalışmalarını takip etmiş ve onlara rehberlik etmiştirs.187, s.35, s.88. Kendisi, geçmiş ümmetlerin namaz tatbikatları gibi konularda araştırmalar yapılmasını teşvik etmiş, ancak kendi vaktinin kısıtlılığından bahsetmiştirs.183. Genel olarak, Necdet Ardıç, tasavvufî geleneği günümüze taşıyan, eserleri ve rehberliğiyle tanınan, "İnsân-ı Kâmil" mertebesinde görülen bir şahsiyettirs.251.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî · Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 1, 34, 35, 88, 137, 183, 187, 251, 339

Kitapta geçen 'Rabbin salât'ta olması' ne demektir?

Kitapta geçen "Rabbin salât'ta olması" ifadesi, tasavvufî bir idrak mertebesini işaret eder ve Hakk'ın rubûbiyyet sıfatıyla âlemde ve kulda tecellî edişini, yani terbiye edici faaliyetini anlatır. Bu durum, sâlikin Hak'ta yok olduğu (fenâfillah) ve yalnızca Hakk'ın kaldığı bir hâli ifade eders.12. Peygamber Efendimiz'in mîrâcında "Dur, Rabbin namaz kılıyor!" uyarısıyla bu mertebeye ulaştığı belirtilir; bu, kişinin yakîn hâline eriştiğinde ibadetinin ubûdiyete dönüşmesi ve zikreden ile zikredilenin birleşmesi anlamına gelirs.24. Rubûbiyyet, Hakk'ın kâinatı terbiye eden, yetiştiren ve ihtiyaç gideren vechesidirK1. Dolayısıyla "Rabbin salât'ta olması", Hakk'ın tüm isimleriyle tecellî ederek âlemi terbiye etmesi ve bu terbiye edişin bizzat kendisinin bir ibadet, bir namaz olarak idrak edilmesidirs.17, 25.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 12, 17, 24, 25 · K1, s. 54

Ayrıntı

"Rabbin salât'ta olması" ifadesi, tasavvufta sâlikin ulaştığı yüksek bir idrak ve hâl mertebesini dile getirir. Bu, Hakk'ın "er-Rabb" isminin tezâhürü olan rubûbiyyetin, yani terbiye ediciliğin, bizzat bir ibadet, bir namaz olarak algılanmasıdırK1. Kitapta belirtildiğine göre, Peygamber Efendimiz'in mîrâcında "Dur, Rabbin namaz kılıyor!" uyarısıyla bu mertebeye eriştiği anlaşılırs.12. Bu uyarı, sâlikin Hak'ta yok olduğu (fenâfillah) ve yalnızca Hakk'ın varlığının kaldığı bir hâli ifade eder. Bu mertebede, namazın zâhirî şeklinin ötesinde, farklı bir mânâsı olduğu düşünülürs.12.

Bu idrak, kişinin yakîn hâline ulaşmasıyla ilişkilendirilir. Hicr Suresi'ndeki "Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et" ayetinin ardından, bu yakîn hâline erişen kulun ibadetinin ubûdiyete dönüştüğü ve "Beni zikredin ki sizi zikredeyim" ikiliğinin ortadan kalkarak zikreden ile zikredilenin birleştiği belirtilirs.24. Bu, Hakk'ın tüm isimleriyle tecellî ederek âlemi terbiye etmesinin, yani rubûbiyyet sıfatıyla perdelemesinin kendi namazı olduğunun idrakidirs.25.

Salât kavramının tasavvufta beş katmanda işlediği düşünüldüğünde, "Rabbin salât'ta olması" hâli, zâhirî namazdan (birinci katman) ve huşû namazından (ikinci katman) öte, namazın bir mîrâc olarak idrak edildiği dördüncü katmanla ilişkilendirilebilirK1. Bu, kulun Hakk'la dikey buluşmasının ve Hakk'ın zâtıyla zuhur ettiği mahal olarak namazın algılanmasının bir ifadesidirs.234. Bu mertebede, Rabb'in bütün isimleri cem etmiş olan Rabbü'l-Erbâb olduğu ve bu isimlerin faaliyeti olan terbiye ediciliğin bizzat bir namaz olduğu anlaşılırs.17. Kişinin nefsini kurban etmesiyle, Rabb'in kendisindeki namazına mahal olabileceği vurgulanırs.26.

Kaynaklar: K1, s. 6, 54 · Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 12, 17, 24, 25, 26, 234

Tefekkür nedir ve kitapta nasıl ele alınıyor?

Tefekkür, tasavvufta ilâhî hakikatleri derinlemesine düşünme ibadeti olup, sâlikin Hakk'ı idrâk ve müşâhede hâline ulaşmasını sağlayan önemli bir manevî faaliyettir. Kitapta tefekkür, Kur'an'ın "insanlar düşünsünler diye" (Haşr 59/21) misaller vermesiyle temellendirilir ve sâlikin ibadetlerini sadece şekilsel olmaktan çıkarıp, Hakk'ı devamlı zikir ve idrâk hâline ulaşmasını sağlayan bir yol olarak sunulurs.102, 331. Bu, aynı zamanda mürşidin (T.B.) kardeş ve evlatlarından konu hakkındaki düşüncelerini isteyerek onların tefekkür kabiliyetlerini geliştirmeyi amaçladığı bir yöntem olarak da ele alınırs.5.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 5, 102, 331

Ayrıntı

Tefekkür, lügat anlamıyla derin düşünceyi ifade ederken, tasavvufî bağlamda ilâhî hakikatler üzerine yoğunlaşarak yapılan bir ibadet ve iç gözlem hâli olan murakabenin bir parçasıdırvikipedi. Kitapta tefekkür, insanın "tefekkür yeteneğinin azlığından" dolayı dinin sadece fiillerle ilgili kısımlarını robotlaşmış bir şekilde tatbik etme eğilimine karşı bir çözüm olarak sunulurs.102. Kur'an-ı Kerim'de de "Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz umulur ki onlar tefekkür ederler" (Haşr 59/21) buyrularak tefekkürün önemi vurgulanırs.268.

Tefekkür, sâlikin manevî gelişiminde merkezi bir rol oynar. Beş vakit namazını hakkıyla yerine getiren kimselerin, edindikleri manevî güç ve tecrübelerle, yaşadıkları zamanlarında boşluk bırakmayıp devamlı Hakk'ı tefekkür ve zikir hâline ulaştıkları belirtilirs.331. Bu hâl, "Rabbin namazda hitabı, tefekkür ve idrak yüksekliğinden ve müşahede halinden ayrılma o hal üzere yaşamını sürdür demektir" ifadesiyle açıklanırs.54.

Kitabın yazarı (T.B.), tefekkürün geliştirilmesi için kardeş ve evlatlarından konu hakkındaki düşüncelerini yazıp göndermelerini ister, böylece onların tefekkür kabiliyetlerinin gelişmesine katkıda bulunurs.5, 62. Bu, tefekkürün sadece bireysel bir ibadet olmanın ötesinde, aynı zamanda bir eğitim ve gelişim metodu olarak da kullanıldığını gösterir. Tefekkür, ibadetlerin zahir ve şekilden ibaret olmadığını idrâk etmeyi, "kim ki beni gördü ancak Hakk'ı gördü" ifadesindeki gibi Hakk'ı görme mertebesine ulaşmayı sağlars.176.

Kaynaklar: Vikipedi: Tefekkür, Murakabe · Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 5, 54, 62, 102, 176, 268, 331

Kitapta neden İbn Arabî ve Konevî gibi isimlerden bahsediliyor?

Verilen kaynaklarda, İbn Arabî ve Konevî gibi isimlerden neden bahsedildiğine dair doğrudan bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklardaki alıntılar ve master cevaplar, bu şahsiyetlerin tasavvufî düşüncenin temel kavramlarını açıklamak ve derinleştirmek amacıyla referans alındığını göstermektedir. Özellikle İbn Arabî'nin eserleri, Allah'ın isim ve sıfatlarının birliğis.89, 92 ve varlık mertebeleris.58 gibi konuların izahında merkezi bir rol oynamaktadır. Mustafa Tahralı'nın İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem eserinin anlaşılmasına yönelik katkıları da (Wiki Kavram Sayfaları, Mustafa Tahralı), bu isimlerin tasavvufî metinlerin yorumlanmasındaki önemini vurgulamaktadır.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, Cilt 2 — s. 58, 89, 92

Ayrıntı

Kaynaklar, İbn Arabî'nin tasavvufî kavramları açıklamadaki merkezi rolünü açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin, Allah'ın manası tarif edilirken İbn Arabî'nin "İsmüzzat cemiüssıfat esma-i mütekabile ve sıfat-ı mütezâtte cem’inin ahadiyyetine Allah, denir" ifadesi iki farklı yerde tekrar edilmiştirs.89, 92. Bu, Allah kavramının tasavvufî derinliğini izah etmek için İbn Arabî'nin otoritesine başvurulduğunu göstermektedir. Ayrıca, İbn Arabî'nin varlık mertebelerine "la taayyün, taayyün-i evvel ve taayyün-i sâni" isimlerini verdiği belirtilereks.58, onun varlık felsefesindeki temel terminolojisine atıf yapılmıştır.

Master cevaplarda da İbn Arabî'nin eserlerine ve düşüncelerine göndermeler bulunmaktadır. Örneğin, "Emânet Âyeti"nin tasavvufî yorumunda "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" kavramı açıklanırken, "Âdemiyye Fassı'nın 'esmâ' bahsi emânet âyetinin yeridir" ifadesiyle İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem adlı eserine işaret edilmektedirK1. Benzer şekilde, "Ricâlü'l-Gayb" kavramının varlığının asıl dayanağı olarak "İdrîsiyye Fassı'nın 'ruhâniyet' bahsi" gösterilmiştirK1. "Kâb-ı Kavseyn" mertebesi açıklanırken de "Muhammediyye Fassı'nın 'mahbûbiyyet' ve 'ferdiyyet' bahsi Kâb-ı Kavseyn'in yeridir" denilerek yine İbn Arabî'nin eserlerine atıf yapılmıştırK1. Bu atıflar, İbn Arabî'nin tasavvufî hakikatleri sistemleştiren ve açıklayan temel bir kaynak olarak kabul edildiğini göstermektedir.

Mustafa Tahralı'nın İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem eserinin anlaşılmasına yönelik çalışmalarıyla tanınması ve Ahmed Avni Konuk gibi irfan ehlinin şerhlerinin gün yüzüne çıkmasına vesile olması (Wiki Kavram Sayfaları, Mustafa Tahralı), bu isimlerin tasavvuf geleneğindeki önemini ve modern dönemdeki araştırmalara etkilerini pekiştirmektedir. Bu bağlamda, İbn Arabî ve Konevî gibi şahsiyetlerden bahsedilmesi, tasavvufî kavramların derinlemesine anlaşılması ve aktarılması için onların eserlerinin ve düşüncelerinin vazgeçilmez bir referans kaynağı olmasından kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, Cilt 2 — s. 58, 89, 92 · K1

Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?

Verilen kaynaklara göre, "Dur Rabbın Namazda (Cilt 2)" adlı kitabın sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olduğu söylenemez. Kitap, Terzi Baba'nın tasavvufî tecrübelerini ve irfanî eğitimini yansıtsa da, oluşum sürecinde farklı okuyucuların katkıları ve genel tefekkür konularına yer verilmesi, eserin daha geniş bir kitleye hitap ettiğini düşündürmektedir. Özellikle "İhsan Deniz" rumuzlu bir kardeşten gelen mail ile başlayan yazım süreci ve Terzi Baba'nın diğer kitaplarında da farklı kişilerin düşüncelerine yer vermesi, kitabın sadece tasavvuf ehli için değil, genel okuyucu kitlesi için de hazırlandığını gösterirs.2, s.5, s.9.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 2, 5, 9

Ayrıntı

"Dur Rabbın Namazda (Cilt 2)" adlı eserin içeriği ve oluşum süreci incelendiğinde, kitabın sadece tasavvuf çevrelerine hitap etmediği anlaşılmaktadır. Kitabın yazımına, "İhsan Deniz" rumuzlu bir kardeşten gelen bir mailin vesile olduğu belirtilmiştirs.2. Bu durum, eserin başlangıç noktasının belirli bir tasavvufî zümreye özgü olmadığını, daha genel bir okuyucu kitlesinin sorularına veya ilgilerine cevap verme amacı taşıdığını düşündürmektedir.

Terzi Baba'nın, mail sayfalarına sığmayacak konuları ele almak için yeni bir kitap yazma kararı alması ve bu yazışmaları kitabın içine dahil etmesis.5, eserin interaktif bir süreçle ve farklı bakış açılarıyla zenginleştiğini göstermektedir. Ayrıca, Terzi Baba'nın diğer tefekkür kitaplarında da benzer şekilde, "kardeş ve evlatlarından konu hakkındaki düşüncelerini de sorup, imkanı olanlardan yazıp göndermelerini" istediği ve bu yazıların kitaba ilave edildiği ifade edilmektedirs.9. Bu yaklaşım, kitabın içeriğinin sadece bir mürşidin kendi irfanî birikimiyle sınırlı kalmadığını, farklı seviyelerdeki okuyucuların katkılarıyla şekillendiğini ortaya koymaktadır.

Kitapta "İrfan Mektebi" gibi tasavvufî eğitim ve yaşamı konu alan eserlere atıf yapılsa das.169, genel tefekkür kitapları arasında yer alması ve "Ettehiyyatü" gibi konuların izahının başka bir zamanda yapılacağının belirtilmesis.317, eserin tasavvufun derinliklerine inmeden de okunabilecek genel bir çerçeve sunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, kitap tasavvufî hakikatleri barındırsa da, oluşum şekli ve içeriği itibarıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmeyi amaçlamaktadır.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — s. 2, 5, 9, 169, 317

Kitapta geçen 'Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu' sözü ne anlama gelir?

"Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" sözü, tasavvufta sâlikin kendi nefsini tanımasıyla Rabbini tanıyacağı hakikatini ifade eden bir hadis-i şeriftir. Bu söz, insanın süflî yapısı olan nefsini tezkiye ederekK1 ve onun ilâhî nefesle olan bağlantısını idrak edereks.182, 335 Hakk'a ulaşabileceğini vurgular. Nefsin mücâhede mahalli olduğuK1 ve bu mücâdele sonucunda kişinin kendi varlığının Hak'tan ibaret olduğunu müşâhede etmesiK1 bu sözün temelini oluşturur. Dolayısıyla, nefsini bilen kişi, Rabbini de bilir ve bu irfaniyet idrakine ulaşırs.180, 182.

Kaynaklar: K1, s. 2, 126 · Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 180, 182, 335

Ayrıntı

"Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" ifadesi, "Kim ki kendi nefsine ârif oldu, bu hâlde gerçekten kendisi Rabbine âriftir" veya "Kim ki nefsine ârif oldu, ancak o Rabbine ârif oldu" şeklinde tercüme edilirs.180, 161. Bu söz, tasavvufî sülûkun temel prensiplerinden birini teşkil eder ve sâlikin kendi iç dünyasına yönelerek Hakk'ı bulma yolunu işaret eder.

Bu hadis-i şerif, nefsin "nefesi ilâhî" olarak idrak edilmesiyle derinleşirs.182, 335. Yani, kişi kendi nefsini sadece süflî bir yapı olarak değil, aynı zamanda ilâhî bir nefesin tecellisi olarak tanıdığında, Rabbine ârif olur. Bu idrak, kişinin hakikat itibarıyla "Rabbu'l-erbâb"a dönmesi ve o irfaniyet idrakine ulaşması anlamına gelirs.182.

Tasavvufta nefs, sâlikin süflî yapısı, dünyaya ve hazlara yönelen vechesi olarak tanımlanır ve tezkiye edilmesi gereken bir mücâhede mahallidirK1. Nefsin tezkiye edilmesi, yani emmâre (kötülüğü emredici) halden levvâme (kınayan), mülhime (ilham alan) ve mutmainne (huzura ermiş) gibi mertebelere yükselmesi, kişinin kendi varlığının Hak'tan ayrı olmadığını idrak etmesine yol açarK1. Bu süreç, fenâ olarak adlandırılan, sâlikin kendi nefsinin sıfat ve vasıflarının Hak'ın sıfatları karşısında perdesizleşmesi ve kendi vücut iddiasından soyunması halini de içerirK1. "Ölmeden önce ölünüz" (mûtû kable en temûtû) hadisi de bu fenâ halini, yani nefsin fâniliğini idrak etmeyi vurgulars.293. Böylece, nefsini bilen kişi, kendi yokluğunu tahkik ederek varlığın Hak'a ait olduğunu ayân eder ve Rabbini tanırK1.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 161, 180, 182, 293, 335 · K1, s. 2, 126

Mi'rac ve Mescid-i Aksa konuları neden bu kitapta yer alıyor?

Bu kitapta Mi'rac ve Mescid-i Aksa konularının yer almasının temel sebebi, Mi'rac hadisesinin insanlığın ebedi varlığa ulaşmasında ve Hakikat-i Muhammediye'nin zuhurunda merkezi bir rol oynamasıdır. Mi'rac, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) seyri sülûkunun kemali olup, insanlığın O'nun şahsında ulaştığı son noktadırs.260. Mescid-i Aksa ise, Mi'rac'ın ilk durağı olması, peygamberlerin gelip geçtiği ve Müslümanların ilk kıblesi olması hasebiyle kutsal bir mekan olarak bu yolculuğun ayrılmaz bir parçasıdırs.303. Kitap, Mi'rac'ı hem Hz. Peygamber'e mahsus biricik bir hal hem de sâlikin tahkik edilebilir bir makamı olarak ele alırkenK1, Mescid-i Aksa'yı da zat aleminden sıfat alemine geçişin bir ifadesi olarak konumlandırırs.265.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 260, 265, 303 · K1, s. 276

Ayrıntı

Kitapta Mi'rac ve Mescid-i Aksa konularının işlenmesi, bu hadiselerin tasavvufî ve irfânî derinliğini ortaya koyma amacı taşır. Mi'rac, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "abdiyyet ve ulûhiyet mertebeleri ile"s.264 gerçekleştirdiği bir gece yolculuğudur. Bu yolculuk, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya (İsrâ Sûresi 1. ayet) ve oradan da göklere, Sidretü'l-Müntehâ'ya ve Kâbe Kavseyni Ev Ednâ makamına (Necm Sûresi 53/1-18) uzanırs.268. Kitap, Mi'rac'ın insanlık için bir bilgi kaynağı olduğunu ve eğer bu hadise gerçekleşmeseydi insanlığın ebedi varlığa ulaşamayacağını vurgulars.260. Hz. Peygamber'in Mi'rac'ı, "Hakikat-i Muhammedi"nin yeryüzünde zuhur mahalli olan İnsan-ı Kâmil olarak insanlığın ulaştığı son noktadırs.260.

Mescid-i Aksa ise, bu yolculuğun ilk bölümünde, "zat aleminin ifadesi olan Mescid-i Haram'dan sıfat aleminin ifadesi olan Mescid-i Aksa'ya" geçişi temsil eders.265. Bu geçiş, "ulûhiyyet", "rububiyyet" ve "ahadiyyet" mertebeleri itibarıyla gerçekleşir ve tekrar zat alemine dönüş, yani Mi'rac'ın tamamlanması için zaruridirs.265. Mescid-i Aksa'nın "en uzak noktadaki mescit" anlamına gelmesi, pek çok peygamberin uğrak yeri olması ve Müslümanların ilk kıblesi olması gibi özellikleri, onun kutsiyetini ve Mi'rac hadisesindeki önemini pekiştirirs.303. Kitap, Mi'rac'ı Hz. Peygamber'e mahsus "biricik" bir hal olarak kabul etmekle birlikte, "namaz mü'minin miracıdır" hadisi şerifiyle sâlikin de bu manevi yükselişten nasibi olduğunu belirtirs.264. Bu bağlamda, Mi'rac ve Mescid-i Aksa, kitabın tasavvufî öğretilerini ve manevi sülûk anlayışını açıklamak için merkezi kavramlar olarak ele alınmaktadır.

Kaynaklar: Dur Rabbın Namazda, C.2 — s. 260, 264, 265, 303 · K1-276, Dur Rabbın Namazda, C.2, s. 264, 268