İçeriğe atla
Kelime-i Nûhiyye kapak gorseli

Kelime-i Nûhiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

62 sayfa~93 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Muhyiddin İbnü'l-ArabiFusûsu'l-HikemNuh (Peygamber)TasavvufVahdet-i VücudİrfanŞerh Geleneğiİslami İlimler

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Nûhiyye ne anlatıyor?

Kelime-i Nûhiyye, Nûh (a.s.)'ın risâletinin temelinde yer alan "Hikmet-i Sübbûhiyye"yi anlatır. Bu hikmet, Allah'ı imkânsız hükümlerden tenzih etme ve O'nun birliğini vurgulama esasına dayanır. Nûh (a.s.), ulu'l-azm peygamberlerin birincisi olarak, ümmetini Hakk'ın birliğine davet etmiş ve O'nu ortak ve benzerden uzak tutmuşturs.2, s.4. Bu durum, risâletin en birinci hükmü olup, halkın gözlerini kesretin aldatıcılığından tevhîd-i Hakk'a açmayı hedefler. Kelime-i Nûhiyye aynı zamanda, cevâmi'-i kelim (az sözle çok anlam ifade etme yeteneği) ve hikmetlerin verildiği, seyr-i dâirevî sahibi kâmil insanı ve onun Hak'tan Hak'ka olan seyrini de ele alırs.439.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 2, 4, 439

Ayrıntı

Kelime-i Nûhiyye'nin merkezinde Hikmet-i Sübbûhiyye bulunur. "Sübbûh" kelimesi, mübâlağa yoluyla "tesbih" anlamına gelir ve Allah'ı imkânsız hükümlerden tenzih etmeyi ifade eders.3, s.4. Nûh (a.s.)'ın bu hikmetle ilişkilendirilmesinin sebebi, onun ulu'l-azm peygamberlerin ilki olması ve risâletinin temelinde ümmetini Hakk'ın birliğine davet etmesi, O'nu ortak ve benzerden uzak tutmasıdırs.2, s.4. Risâlet, ikilik (isneyniyet) üzerine kurulu olup, halkın kesret ve mukayyedâtın hükümlerine aldanarak her birini müstakil bir vücud sanan gözlerini tevhîd-i Hakk'a açmayı amaçlar. Bu açılış, eşyanın hilkatinden maksûd olan ma'rifet ve bunun neticesi olan ibâdet ve ubûdiyetin husûle gelmesini sağlar. Bu da ancak mukayyedât-ı mütekessireden yüz çevirip, vücûd-ı vâhid-i Hakk'a teveccüh ile mümkündürs.4.

Kelime-i Nûhiyye, aynı zamanda, "cevâmi'-i kelim" ve hikmetlerin verildiği kâmil insanı da konu edinir. Bu kâmil insan, dâirevî bir hareketle seyrini tamamlar; onun seyrinin ne evveli ne de âhiri vardır, zira seyri küllün muhîtidir ve Allah'tan Allah'a ve Allah'dadırs.439. Bu makamda olanlara "cevâmi'-i kelim" ve hikmetler ihsan edilirs.434, s.439. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in "Bana cevâmi'-i kelim i'tâ olundu" buyurması, bu makamdan haber vermektedirs.439. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" (Şûrâ, 42/11) ayet-i kerimesi, hem benzerliğin ispatını hem de reddini içerir ve bu durum, cevâmi'-i kelimin bir tezahürü olarak yorumlanırs.253, s.254. Zâlim-i Muhammedîler, Hak'ın mutlak vechinde kendi vehmî enâniyetlerinden fânî olmuşlar, ebeden Hakk'ın müşâhedesinde olup nefislerini bilmezler. Nûh (a.s.)'ın esrârına vâkıf olmak isteyenler, rûhen felek-i Şems'e urûc etmelidirler, zira Kelime-i Nûhiyye'ye ait hikem ve maârif ancak rûhu felek-i Şems'e terakkî eden kimselere münkeşif olurs.574.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 2, 3, 4, 253, 254, 434, 439, 574

Sübbûhî hikmet nedir?

Sübbûhî hikmet, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde Nûh (a.s.) Fassı'nda işlenen, Allah'ı imkânsız hükümlerden ve ortaklardan uzak tutma (tesbih) anlamını taşıyan ilâhî bilgeliktir. Bu hikmet, "Sübbûh" kelimesinin mübâlağa yoluyla "tesbih" anlamına gelmesinden türemiştir ve Nûh (a.s.)'ın ulu'l-azm peygamberlerin ilki olarak ümmetini Hakk'ın birliğine davet etmesi ve O'nu benzerlerden münezzeh tutmasıyla ilişkilendirilir. Nûh (a.s.)'a verilen bu hikmet, peygamberliğin temel hükmü olan tevhidin ve Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih etmenin özünü barındırırs.1, 2, 3, 4, 5, 6.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 2, 3, 4, 5, 6

Ayrıntı

Sübbûhî hikmet, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin üçüncü Fass'ı olan Nuhiyye Fassı'ndaK1 ele alınır ve "Hikmet-i Sübbûhiyye" adını taşırK1. "Sübbûh" kelimesi, mübâlağa yoluyla "tesbih" anlamına gelirs.1, 2, 3, 4, 5, 6. Tesbih ise, Allah'ı imkânsız hükümlerden ve yaratılmışlara ait noksanlıklardan uzak tutmak, O'nun birliğini ve aşkınlığını ikrar etmektirs.1, 2, 3, 4, 5, 6. Bu hikmetin Nûh (a.s.) ile ilişkilendirilmesinin temel sebebi, Nûh (a.s.)'ın ulu'l-azm peygamberlerin ilki olmasıdırs.1, 2, 3, 4, 5, 6. Peygamberliğin en birinci hükmü, ümmeti Hakk'ın birliğine davet etmek ve O'nu ortak ve benzerden münezzeh tutmaktırs.1, 2, 3, 4, 5, 6. Dolayısıyla Nûh (a.s.)'ın risaleti, Allah'ı tenzih etme ve tevhid inancını yerleştirme üzerine kuruludur. Bu bağlamda, Nûh (a.s.)'a verilen "cevâmi'-i kelim" (özlü sözler) ve hikmetler, ilâhî hakikatleri ve rabbânî hikmetleri kapsars.432, 433, 434, 442, 443. Nûh (a.s.)'ın kavminin işledikleri hatalar yüzünden "Allah bilgisi denizlerinde boğulmaları" (Nûh, 71/25) ve bu durumun "hayret" olarak nitelendirilmesi, Sübbûhî hikmetin zıddı olan gaflet ve şirk halini ifade eders.432, 433, 434. Bu hikmet, Allah'ın "el-Hakîm" isminin bir tezahürü olarak, her şeyin bir nizam ve gâye üzere yaratılmış olmasını da içerirK1. Sübbûhî hikmet, sâlikin Hak'ın hükmünü görmeye çalışması ve eşyanın ardındaki gâye ve illeti bilmesiyle ilmî hikmet mertebesine ulaşmasını sağlarK1.

Kaynaklar: K1, s. 26, 197 · Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 432, 433, 434, 442, 443

Bu bölüm neden Hz. Nuh ile ilişkilidir?

Nuh Suresi'nin bu bölümü, Hz. Nuh'un kavmini tevhide davet etmesi ve kavminin bu davete karşı gösterdiği tepki ile doğrudan ilişkilidir. Hz. Nuh, kavmini Allah'ın birliğini ve O'nun yüceliğini idrak etmeye çağırmış, ancak onlar bu daveti işitmezlikten gelmiş ve kendilerini maddi örtülerle gizlemişlerdir. Bu durum, Hz. Nuh'un tebliğindeki temel meseleleri ve kavminin zulüm anlayışını ortaya koyar; zira Nuh kavmi, ilahlığı ait olduğu yerin dışına koyarak zalimleşmiştirs.423-424.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 423, 424

Ayrıntı

Hz. Nuh'un kavmi, onun davetini işitmezlikten gelmiş ve kendilerine vacip olan icabetten kaçınmışlardırs.202. Onlar, Nuh (a.s.)'ın bağışlama ve örtmeye yönelik davetini, görünüşte bir örtme olarak anlamışlardır. Bu sebeple parmaklarını kulaklarına tıkamış, işitmelerini örtmüş ve elbiselerine bürünerek bedenlerini gizlemişlerdirs.256. Bu davranışlar, Nuh (a.s.)'ın davet ettiği örtmenin şekli olarak yorumlanmıştırs.256. Nuh (a.s.)'ın daveti, Furkan'ın (hak ile batılı ayıran kitabın) emir ve kınamasını içeriyordu; ancak kavmi, Furkan lisanıyla bu davete icabet etmemiştirs.202. Nuh (a.s.), kavmini geceleyin davet etmiştir, çünkü onların akılları ve ruhani tesirleri sebebiyle gaybda idilers.236. Nuh kavminin Kur'an'a yatkınlıkları olup da Nuh (a.s.) onlara cem makamını gösteren bir ayetin benzerini getirseydi, icabet edeceklerdis.241. Ancak onlar, hataları sebebiyle boğulmuş ve ateşe sokulmuşlardır; Allah'tan başka kendileri için yardımcı bulamamışlardırs.443, 9. Nuh (a.s.), zalimlere ancak helaklerinin artırılması için dua etmiştirs.546. Nuh kavmi, taştan ve ağaçtan yaptıkları putlarda ilahlık hayal edip onlara ibadet ettikleri için, ilahlığı ait olduğu yerin dışına koymakla zalim olmuşlardırs.423-424. Bu durum, Hz. Nuh'un tenzih ve tesbih mertebelerinin temsilcisi olarak (Hz. Nuh (a.s.) Wiki) tebliğ ettiği tevhidin, kavmi tarafından nasıl yanlış anlaşıldığını ve reddedildiğini göstermektedir.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 202, 236, 241, 256, 423, 424 · Nuh, 71/25; Kelime-i Nûhiyye — s. 9, 443 · Nuh, 71/28; Kelime-i Nûhiyye — s. 546

Tesbih etmenin tasavvuftaki önemi nedir?

Tasavvufta tesbih, varlıkların hâl diliyle Allah'ı övmesi ve yüceltmesi anlamına gelir; bu, her şeyin Allah'ın varlığını ve birliğini idrak edişinin bir tezahürüdür. Kur'an'daki "Hiçbir şey yoktur ki O'nu tesbih etmesin" ayetis.147 bu anlayışın temelini oluşturur. Tesbih, Hakk'ın hem zâhir hem de bâtın isimlerinin tecellisi olup, O'nun varlığının hem tenzihi (benzerlikten uzak) hem de teşbihi (benzerlik içeren) kapsadığını gösterirs.190. Hz. Nuh (a.s.) tenzih ve tesbih mertebelerinin temsilcisi olarak bu kavramın önemini vurgular (Hz. Nuh (a.s.) Wiki). Sâlik için tesbih, Allah'ın her şeyi kuşatan adaletini ve dengesini idrak etme yoludur; bu idrak, kalbin Hak ile halk arasındaki dengeyi kurmasını sağlayan bâtınî mîzân ile de ilişkilidir (Mîzân, K1-101).

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 147, 190

Ayrıntı

Tasavvufta tesbih, sadece dille yapılan bir zikir olmanın ötesinde, tüm varoluşun Hakk'ı övgüyle anmasıdır. Bu anlayışa göre, kâinattaki her şey, kendi varoluş biçimiyle Allah'ı tesbih eder. Nitekim "Hiçbir şey yoktur ki O'nu tesbih etmesin" ayeti, bu evrensel tesbihin temelini oluştururs.147. Ancak insanlar, âlemdeki şekillerden olan şeyleri kuşatamadıkları için, bu varlıkların tesbihini idrak edemezlers.122. İnsanın görünen şeklinin ruhuna ve nefsine övgüde bulunması gibi, Yüce Allah da âlem şeklini, Hakk'ın hamdi ile tesbih eden kılmıştırs.122.

Tesbih kavramı, Hakk'ın zâtının hem tenzihi hem de teşbihi kapsayan bir hakikat olduğunu gösterir. Tenzih, Allah'ı yaratılmışlara benzemekten uzak tutmak; teşbih ise O'nun yaratılmışlardaki tecellilerini görmektir. Bu iki ilahi oluş, Zâhir ve Bâtın isimleri aracılığıyla birbirine bağıntılıdır ve Hakk'ın zâtına ait halleridirs.190. Bu sebeple, Hakk'ın varlığı hem tenzihi hem de teşbihi kapsars.190. Sâlikin bu dengeyi anlaması önemlidir: eğer halkın varlığını ispat ederek Allah'ın varlığını ikinci bir varlık olarak kabul ederse, bu sırf teşbih olur ve şirkle sonuçlanır; bu tür bir teşbihten sakınmak gerekirs.165-166. Hz. Nuh (a.s.)'ın tenzih ve tesbih mertebelerinin temsilcisi olması, bu iki kavramın tasavvuftaki merkeziyetini vurgular (Hz. Nuh (a.s.) Wiki). Tesbih, aynı zamanda sâlikin kalbinin Hak ile halk arasındaki dengeyi kurduğu bâtınî mîzân ile de ilişkilidir; bu, her amelde ve her halde Hak'ın hükmü mîzânına çekilme idrakidir (Mîzân, K1-101).

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 122, 147, 165, 166, 190

Eserde geçen 'çokluklara aldanmak' ne demektir?

Tasavvufta 'çokluklara aldanmak', Hak Teâlâ'nın birliğini (vahdâniyetini) idrâk edemeyip, varlık âlemindeki farklılıkların ve kesretin (çokluğun) ardındaki hakiki birliği gözden kaçırmak demektir. Bu durum, kişinin kendi nefsine hayranlık duyması (ucüb), gösteriş yapması (riyâ) gibi kalp hastalıklarına yol açabilir. Kelime-i Nûhiyye'de belirtildiği üzere, 'nefsine zulmeden' kimse, hakiki bir olanı birtakım itibarlar ile çoğaltıp bu çoklukta birliği müşâhede ederken, çokluklara aldanma hâli, bu birliği müşâhede edememek veya eksik müşâhede etmek olarak anlaşılırs.419. Bu aldanış, Hak'tan halka yönelme ve amellerde ihlâstan sapma gibi mânevî zaafların temelini oluşturur.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 419

Ayrıntı

Tasavvufî anlayışta, varlık âlemindeki her şey, Cenâb-ı Hakk'ın isimlerinin ve sıfatlarının birer tecellîsidir. Bu tecellîler, bir yandan varlığın zenginliğini ve çeşitliliğini (çokluğu) gösterirken, diğer yandan da bu çokluğun ardındaki tek ve mutlak varlığa, yani Allah'a işaret eder. 'Çokluklara aldanmak', bu işaretleri doğru okuyamamak, kesreti vahdetten ayrı görmek ve bu ayrılıkta takılıp kalmaktır. Bu aldanışın temelinde, kişinin kendi nefsini merkeze alması yatar. Nitekim ucüb, kişinin kendi ameline, ilmine veya hâline karşı içten içe hayranlık duyup kendini büyük görmesidirvikipedi. Bu durum, kişinin kendi varlığını Hak'tan bağımsız bir güç olarak algılamasına ve dolayısıyla çokluk içinde kaybolmasına neden olur.

Benzer şekilde, riyâ da çokluklara aldanmanın bir tezahürüdür. Riyâ, amelin ihlâstan sapması, niyetin Hak yerine halka yönelmesi demektirK1. Kişi, amellerini Allah rızası için değil de insanların beğenisini kazanmak için yaptığında, Hak'tan yüz çevirip halkın çokluğuna ve onların takdirine aldanmış olur. Bu, amelin hakikatini bozan ve kalbi Hak'tan uzaklaştıran bir hastalıktır. Kelime-i Nûhiyye'de bahsedilen "nefsine zulmeden" kimse, hakiki bir olanı birtakım itibarlar ile çoğaltıp bu çoklukta birliği müşâhede eders.419. Bu ifade, çokluklara aldanmanın farklı bir boyutunu ortaya koyar; kişi birliği müşâhede etse bile, çoklukların itibarına takılıp kalabilir. Hak Teâlâ'nın isimleri, kemallerini gözlemlemek için aynalar, mazharlar ve eserler talep ettiğinde, mutlak varlık olan Hak, ahadiyet mertebesinden vâhidiyet mertebesine iners.462-465. Bu iniş, çokluğun ortaya çıkışını ifade eder. Çokluklara aldanmamak, bu vâhidiyet mertebesindeki birliği müşâhede edebilmekle mümkündür.

Kaynaklar: Vikipedi: Ucüb · K1, s. 3 · Kelime-i Nûhiyye — s. 419, 462, 465

Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?

Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan önemli bir sûfîdir. Eserleri, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinleri arasında yer alır. Başlıca eserleri arasında, her biri bir peygamberin hikmetini işleyen 27 bölümden oluşan ve rüya ile yazdırıldığı belirtilen Fusûsu'l-Hikem ile 560 bâbdan müteşekkil, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı sayılan Fütûhât-ı Mekkiyye bulunur. İbn Arabî, bu eserlerinde manevî açılımlarını ve müşâhedelerini Kur'ân ve sünnet dayanağıyla aktarmıştır.

Ayrıntı

Muhyiddîn İbn Arabî, tasavvuf tarihinde "Şeyh-i Ekber" olarak bilinen, tasavvuf metafiziğinin zirve isimlerinden biridirvikipedi. Onun eserleri, tasavvufî bilginin en kapsamlı ve derinlikli kaynakları arasında gösterilir. İbn Arabî'nin en kıymetli eseri kabul edilen Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve 27 Fass'tan (bölüm) oluşurK1. Her bir Fass, Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî) ve Şîsiyye (Hikmet-i Nefthiyye) gibi farklı peygamberlere ait bir hikmeti temsil ederK1. Bu eser, Hz. Peygamber'in İbn Arabî'ye rüya yoluyla yazdırdığı, ilhamî bir tezahür olarak kabul edilirK1.

İbn Arabî'nin diğer büyük eseri ise Fütûhât-ı Mekkiyyedir. "Mekkî Fetihler" anlamına gelen bu eser, 560 bâbdan oluşan ve tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı olarak nitelendirilen kapsamlı bir çalışmadırK1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde yazdığını belirtirK1. Eserin asıl mesnedi onun şahsî müşâhedeleri olmakla birlikte, dayanağı Kur'ân ve sünnettirK1. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibadet, ahlak, kozmoloji, velayet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ gibi tasavvufî bilginin tüm dallarını işlerK1. İbn Arabî, Hakîm Tirmizî'nin sorularına cevap vermek amacıyla el-Cevâbü'l-müstakîm ammâ seele anhü et-Tirmizî el-Hakîm adlı bir eser de telif etmiş ve bu cevaplara Fütûhât-ı Mekkiyye'de de yer vermiştirs.305. O, mülkün halifelik mülkü olduğunu ve varlığın aslen Hakk'a ait olduğunu ifade etmiştirs.299.

Kaynaklar: Vikipedi: Muhyiddin İbn Arabi · K1, s. 26, 296 · Kelime-i Nûhiyye — s. 299, 305

Bu eser kimler için uygundur?

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Nûhiyye" eseri, özellikle tasavvufî irfan geleneğini modern dönemde idrak etmek isteyen, Hakk'ın isimlerinin tecellilerini ve varlığın mertebelerini anlamaya çalışan sâlikler için uygundur. Eser, Hak'ın sonsuz isimleriyle görünmek için eserlere ihtiyaç duyması ve bu eserlerin ilahi hayaller olarak ortaya çıkıp, Hak'ın varlığının incelikten yoğunluğa tenezzül etmesi gibi temel tasavvufî hakikatleri ele alırs.185-189. Ayrıca, kendi nefsini idrak ederek arif olmak isteyen ve bu yolda ilerleyen kişilere hitap eder; zira eserde "Kim de kendi nefsini gördüğünü bilirse, o arif olmuştur" denilmektedirs.262-263. Bu bağlamda eser, Necdet Ardıç'ın genel olarak tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayretinin bir parçası olarak, "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" gibi diğer eserleriyle birlikte, tasavvufî derinleşme arayışında olan herkese rehberlik etmeyi amaçlar.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 185, 189, 262, 263

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Nûhiyye" eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşidin kaleminden çıktığı için (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki), tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen geniş bir kitleye hitap eder. Eserin temel odak noktası, Hakk'ın varlığının ve isimlerinin tecellilerini anlamaktır. Kaynaklarda belirtildiği üzere, Hak, sonsuz isimleriyle görünmek için eserlere ihtiyaç duyar ve bu eserlerin şekilleri öncelikle Hak'ın ilminde ilahi hayaller olarak belirirs.185, 186, 187, 188, 189. Bu nedenle, varlığın bu incelikten yoğunluğa doğru tenezzül mertebelerini idrak etmek isteyenler için eser bir rehber niteliğindedir.

Eser, özellikle kendi nefsini tanıma ve bu yolla Hak'a ulaşma gayretinde olan sâlikler için önemlidir. "Sizden kim, onu gördüğünü hayal ederse, o şeyi görmemiştir. Kim de kendi nefsini gördüğünü bilirse, o arif olmuştur" ifadeleris.262, 263, eserin arif olma yolunda nefs idrakinin merkeziyetini vurguladığını gösterir. Bu bağlamda, tasavvufî bir keşif ve mükâşefe arayışında olanlar, yani Hak'tan kalbine inen doğrudan idrakleri tecrübe etmek isteyenler için eser kıymetli bilgiler sunar (Mükâşefe K1-50). Ayrıca, insan ruhunun bu görünen âlemden göçtüğünde berzah âleminde nasıl bir kalıba büründüğünü merak edenler için de berzah âlemi hakkında açıklamalar içerirs.507, 508. Necdet Ardıç'ın genel olarak tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma misyonu göz önüne alındığında (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki), "Kelime-i Nûhiyye" de bu yolda ilerlemek isteyen herkes için bir kaynak teşkil eder.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 185, 186, 187, 188, 189, 262, 263, 507, 508

Eserde geçen 'ikilik' kavramı ne anlama gelir?

Tasavvufta 'ikilik' (tesniye), Hakk'ın birliği ve mutlak varlığı karşısında, halkın veya yaratılmışların ayrı ve bağımsız birer varlık olarak algılanması durumunu ifade eder. Bu durum, özellikle Allah'ın sıfatları söz konusu olduğunda, O'nun işitme ve görme gibi özelliklerinin halkınkine benzetilmesi (müşâbehet) ve bu benzetme üzerinden Hakk ile halk arasında bir ortaklık veya ikilik vehmedilmesiyle ortaya çıkar. Kelime-i Nûhiyye'de belirtildiği üzere, avamın zihnine gelen "işiticilik" ve "görücülük"te Hakk'ın halka ortak olması düşüncesi, aslında varlıkta ikilik ve benzerlik isnadından başka bir şey değildirs.182-183. Peygamberliğin temel gayelerinden biri, bu çokluklara ve sınırlamalara aldanıp her birini bağımsız birer varlık sanan halkın gözlerini Hakk'ın birliğine açmaktırs.1-2.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 2, 182, 183

Ayrıntı

'İkilik' veya 'tesniye', tasavvufî düşüncede tevhidin zıddı olarak kabul edilen bir hâldir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın mutlak birliğine rağmen, yaratılmışların ayrı birer varlık olarak görülmesi ve bu ayrılığın Allah'ın sıfatlarına da teşmil edilmesiyle meydana gelir. Örneğin, "O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir" (Hûd, 11/24) ayeti gibi ifadeler işitildiğinde, avamın zihnine ilk anda gelen anlam, Hakk'ın işiticilik ve görücülükte halka ortak olmasıdırs.180, 182. Oysa bu tür bir anlayış, Hakk ile halk arasında bir benzerlik (müşâbehet) ve ikilik (tesniye) vehmetmektir. Bu durum, "O'nun misli bir misil yoktur" ifadesinin bile yanlış anlaşılmasıyla ortaya çıkabilir; zira bu ifade, önce bir benzer ispat edip sonra onu reddetmek gibi bir ikilik isnadına yol açabilirs.181.

Peygamberlerin gönderiliş gayelerinden biri, bu ikilik perdesini kaldırarak insanları Hakk'ın birliğine yöneltmektir. Zira peygamberlik, halkın çokluklara ve sınırlamalara aldanıp her birini bağımsız birer varlık sanması durumunda, onların gözlerini Hakk'ın tek varlığına açmak üzere ikilik üzerine kuruludurs.1-2. Eşyanın yaratılışından maksat olan ma'rifet ve bu ma'rifetin neticesi olan ibadet ve kulluk, ancak bu çok sayıdaki sınırlamalardan yüz çevirip Hakk'ın tek varlığına yönelmekle gerçekleşirs.2. Bu nedenle, tasavvufî sülûkun temel hedeflerinden biri, bu ikilik vehminden kurtularak mutlak tevhide ulaşmaktır.

Kaynaklar: Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 2, 180, 181, 182