İçeriğe atla

Çürüdükten sonra Üzeyir'in eşeğinin eczâsının, Allah Teâlâ'nın izniyle toplanması ve Üzeyir (a.s.)ın gözü önünde bir yere gelip merkeb olması

52. bölüm / 74 · 556 kelime · ~3 dk okuma

1757. Agah ol ey Üzeyir! Eşeğine bak ki, senin indinde çürümüş ve dökülmüştür.

Bu bahiste, sûre-i Bakara'da vâki' şu âyet-i kerîmeye işâret buyrulur: أَوۡ كَالَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةٖ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامٖ ثُمَّ بَعَثَهُۥ قال كم لبثت قال لبثت يوما أو بعض يوم قال بل لبثت مأة عام فانظر الى طعامك و شرابك لم يتسنه و انظر الى حمارك و لنجعلك آية للناس وانظر الى العظام كيف ننشرها ثُمَّ نَكْسوها لحما فَلَمَّا تَبِينَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنْ الله على كل شيئ قدير (Bakara, 2/259) Ya'nî "O kimse gibi ki, evleri üzerine du- varları yıkılmış bir karye üzerinden geçti. Allah Teâlâ bu karye ehlini öldük- ten sonra nasıl diriltir? dedi. Allah Teâlâ onu yüz yıl öldürdü; sonra yine di- riltti. "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veyâ yarım gün kaldım" dedi. Buyur- du ki: "Belki yüz yıl kaldın; imdi taâmına ve şarabına bak ki bozulmadı ve eşeğine bak! Ve biz seni nâsa âyet kılarız. Ve kemiklere nazar et, onları nasıl tahrik ederiz? Sonra onlara et giydiririz." Vaktâki ona zâhir oldu dedi: "Bil- dim ki muhakkak Allah Teâlâ her şeye kādirdir." Bu vak'anın tafsili tefsîr ki- tablarında mündericdir. Bu ebyât-ı şerîfe, bu âyet-i kerîmenin tefsîridir.

1758. Senin önünde onun eczâsını, o baş ve kuyruğu ve iki kulağı ve ayağı - cem' getiririz.

Ey azîz, senin gözünün önünde, eşeğin eczâsını, başını ve kuyruğunu ve iki uzun kulağını ve ayağını cem' edip, evvelki gibi bir cisim hâline getiririz.

1759. El yok; ve cüz'ü birbiri üzerine koyar, pârelere bir içtima' verir.

Zâhirde bir el görünmediği halde, Hak Teâlâ merkebin cisminin cüz'lerini birbiri üzerine koyar ve o parçalara bir cem'iyyet verir.

1760. Pârezenlik san'atına bak ki, o eskiyi bir iğnesiz diker.

Hakk'ın parça vuruculuk san'atına bak ki, o eskimiş ve çürümüş bir li- bâs-ı vücudu, bir iğnesiz ve âletsiz diker ve bitiştirir.

1761. Dikme vaktinde ip ve bir iğne yoktur; öyle diker ki, terzi zâhir değildir.

"Harz" çizme ve mest gibi ayakkabıları dikmek ma'nâsınadır.

1762. Göz aç, haşri zâhir gör; tâ ki yevm-i dînde senin şübhen kalmasın.

"Yevm-i dîn" yevm-i kıyâmet demektir. Zîrâ "dîn" kāide ve inkıyâd ve ce- zâ ma'nâlarına gelir. Kıyâmet "Adl" ve "Hakem" isimlerinin hükm-i tecellîsi altında vâki' olduğundan, burada "cezâ" ma'nâsınadır. Ya'nî iyiliğe iyilik ile ve kötülüğe kötülük ile cezâ verilecek olan gün demek olur.

1763. Tâ ki benim câmiliğimi tamâmen göresin; tâ ki ölmek vaktinde ihtimâm- dan titremiyesin.

Cenâb-ı Pîr bu beyti Hak tarafından buyururlar; ve hitâb-ı âmmdır. Ya'nî "Ey sûret-i insâniyyede yaratmış olduğum kullarım! Benim umûma âyet ve ibret olmak üzere Üzeyr'ime göstermiş olduğum hâdiseden benim câmi'liği- mi tamâmen gör de, ölüm vaktinde, lezzet-i hayâtı kaybedeceğim ve yok ola- cağım diye, bu hayât-ı fâniyyeye olan ihtimâmından dolayı korkup titreme!"

1764. Nitekim uyumak vaktinde, cismin bütün hislerinin fevâtından emînsin.

النوم اخ الموت Ya'ni "Uyku ölümün kardeşidir" hükmünce, uyku vaktinde havâss-i hamsen muattal olduğu ve nazarından eşyayı gâib ettiğin halde, yok olacağından korkmazsın; zîrâ uyanmaktan emînsin; çünkü uyuyup, uyandığını çok gördün ve buna alıştın.

1765. Her ne kadar perîşan ve harab olur ise de, uyku vaktinde, kendi havas- sin üzerine titremezsin.

Uyku vaktinde havâss-i hamsenin kuvveti gider ve harâb olur; ve sen de bu- nu bilirsin de, "Aman bana bir şey oluyor" diye hiç telâş etmez ve titremezsin.