İçeriğe atla

Kemâl-i nübüvvet ve kurbet ile Mûsâ (a.s.)ın, Hızır'ı taleb etmesinin sırrı

60. bölüm / 74 · 517 kelime · ~3 dk okuma

1954. Hakk'ın Kelîm'inden öğren ey kerîm! Kelîm, müştâklıktan dolayı, gör ne söylüyor?

Ey kerîmü'n-nefs olan sâlik! Hakk'ın Kelîm'i olan Hz. Mûsâ'dan, susamışlığın mertebesini öğren! Bak o Hz. Kelîm ne buyuruyor, dinle!

1955. "Böyle mansıb ve böyle peygamberlik ile, Hızr'ın tâlibiyim, hodbînlikten berîyim."

"Böyle âlî bir mansıb-ı risâlet ile ve böyle bir ülü'l-azm bir peygamberlik ile, nefsimde ehl-i kemâle mülakatdan istiğnâ hâsıl olmadı. Binâenaleyh ulûm-i ledünniyye sahibi olan Hz. Hızır'ın tâlibiyim ve nefsimdeki kemâlâtı görmekten berîyim."

1956. "Ey Mûsâ! sen kendi kavmini bıraktın; bir izi iyi olanın arkasında hayransın."

Cenâb-ı Mûsâ'nın sözüne cevâben kavmi dedi ki: "Ey Mûsâ! Sen kendi kavminin irşâd ve terbiyesine me'mur olduğun halde, onu hâliyle bıraktın; bir izi ve mesleği iyi ve latif olan zâtın arkasında koşup, aramakta hayran kaldın."

1957. Havf ve recadan kurtulmuş bir büyük padişahsın. Ne kadar dolaşır-sın, ne kadar nereye kadar ararsın?"

1958. Senin ânın, seninledir ve sen buna vakıfsın. Ey gök! nice bir yeri ölçersin?"

"Senin mahbûbun, seninle beraber ve sen dahi mahbûbunun bu berâber-liğine vakıfsın. Ey ma'nâ âleminin göğü! Nice bir mezâhir-i sûriyye arkasın-da koşar ve sefer edersin?"

1959. Mûsâ dedi: "Bu melâmeti az ediniz. Güneşin ve ayın yolunu az vu-runuz!"

Mûsâ (a.s.) kavmine cevâben dedi ki: "Bana karşı bu melâmeti az yapı-nız; ve benim harekâtıma i'tirâz etmeyiniz. Felek-i velâyetin güneşinin ve fe-lek-i risâletin ayının yolunu az vurunuz." "Felek-i velâyetin güneşi"nden murâd, Hz. Hızır; ve "felek-i risâletin ayı"ndan murâd, zât-ı Hz. Mûsâ (a.s.) dır. Zîrâ velâyet Hakk'a ve nübüvvet halka taalluk eder.

1960. "Mecmau'l-bahreyne kadar giderim, tâ ki zamâne sultanının mashûbu olayım."

Bu ve atîdeki beyitlerde وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا (Kehf, 18/60) ya'nî "Vaktâki Mûsâ arkadaşına dedi: Ben iki denizin mec-ma'ına yetişinceye kadar, ya seksen yıl geçinceye kadar seyirden zâil ol-mam" âyet-i kerîmesine işaret buyrulur. Ayette "seksen yıl" ta'bîri, uzun za-mandan kinâyedir. "Mecma'u'l-bahreyn"den murâd, sûret ve ma'nâ deryâ-larının mahall-i ictimâı olan insân-ı kâmildir ki, burada sûret ve ma'nâ-yı Hı-zır murâd olunur. Ya'ni "Ben sûret ve ma'nâ deryâlarının mahall-i ictimâ'ı olan Hızır'a kadar giderim; tâ ki zamânın sultân-ı ma'nâsı olan o Hızır ile hem-sohbet olayım.

1961. "Ben Hızr'ı emrime sebeb kılarım; ya bu, yâhud ben geçerim ve uzun zaman seyr ederim."

...الخ ibâresinde zarûret-i şi'riyye hasebiyle ihtisâr vardır. Ya'nî "Mûsâ (a.s.) refiki olan Yûşa' İbn Nûn'a dedi ki: "Ben Hızr'ı, ilm-i ledün tahsilindeki emrime sebeb kılarım; binâenaleyh ya o Hızır'a vâsıl olurum veyâhud onu buluncaya kadar, uzun müddet seferler ederim" demek olur.

1962. Senelerce kanatlar ile uçarım; senelerce ne olur? Binlerce seneler!

"Senelerce aşk ve himmet kanatlarıyla uçarım ve o kâmili bulmaya gayret ederim. Senelerce ne demek? Binlerce seneler." İkinci mısrâ'daki cümle âtîdeki beytin birinci mısrâ'ı ile tamâm olur.

1963. Giderim, ya'nî buna değmez mi? Cânânın aşkını, nânın aşkından aşağı bilme!

"O Hızr'ı bulmak için binlerce seneler giderim; bu uzun seferler, bu maksadın husûlüne değmez mi? Ey hakikat talibi, cânânın aşkını, ekmek aşkından aşağı bilme; zîrâ ilm-i ledün rûhun gıdâsı olup, rûh bu ilim ile matlûb-ı hakîkî olan Hakk'a vâsıl olur; ve ekmek ise, fânî olan cismin gıdâsıdır."

1964. Ey amca! Bu sözün nihayeti yoktur; o Dekükî kıssasını söyle.