İçeriğe atla

Mûsâ (a.s.)ın vücûda gelmesi ve me'murların İmrân'ın evine gelmesi ve Mûsâ'nın validesine "Ateşe at!" diye vahiy gelmesi

25. bölüm / 74 · 608 kelime · ~4 dk okuma

949. İmran'ın kadını ki, Mûsa'yı götürmüş idi, o fitneden ve dumandan etek topladı.

Mûsâ (a.s.)ı hâmile olan İmrân'ın zevcesi, sâir Benî İsrâîl kadınları gibi da'vet-i vâkıa üzerine meydana gitmediği için, Fir'avn'ın o sene doğan erkek çocukları katl etmek fitnesinden ve bu dumandan ve belâdan eteğini toplamış ve vâreste kalmış idi. Hind nüshalarında "burde bûd" yerine "zâde bûd" ve "dûd" yerine "zûd" vâki'dir. Bu sûretde ma'nâ, “Mûsâ (a.s.)ı doğurmuş olan İmrân'ın zevcesi, o fitneden acele eteğini topladı, ya'nî meydana gitmedi" demek olur.

950. O hilekar casusluk için, evlere o ebe kadınları gönderdi.

O hîlekâr Fir'avn bir taraftan çocukları, kadınları böyle toplayıp, çocuklarını öldürürdü; bir taraftan da ebe kadınları evlere câsûs ve hafiye olarak gönderdi.

951. Ona gamz ettiler ki: "Burada bir çocuk vardır, o meydana gelmedi, zîrâ onda vehim ve şek vardır!"

Hafiye olan ebe kadınlar, Fir'avn'a "İmrân'ın evinde bir çocuk vardır, o meydana da çıkmamıştır; bunun için o çocuk şübhelidir ve onun aranılan çocuk olduğu tevehhüm olunur" diye gammâzlık edip haber verdiler ve ilâveten dediler ki:

952. "Bu mahallede bir yakışıklı kadın vardır; bir çocuk tutar, velâkin pür-fendir."

"Bu mahallede bir güzel kadın ve bir de çocuğu vardır; ve fakat bu kadın pür-fendir, ya'nî âkil ve dirâyet sahibidir; veyâhud "pür-fen" ta'bîri çocuğa râci' olup, o kadının çocuğunda ahvâl-i fevkalâde vardır" demek olur.

953. İmdi avânlar o çocuk için geldiler; Huda'nın emrinden fırına attı.

"Avânân" burada Fir'avn'ın me'mûrları demektir. "Hafiyelerin ihbârı üzerine Fir'avn'ın me'mûrları çocuğu aramak üzere İmrân'ın zevcesinin evine geldiler. Hak Teâlâ hazretleri vahy ile vâki' olan emri üzerine Mûsâ (a.s.)ı, vâlidesi ev içinde yanmakta olan fırının içine attı."

954. O haberliden kadın tarafına vahy geldi ki, bu çocuk o Halil'in aslındandır.

Ta'lîm-i ilâhî ve tefhîm-i rabbânî üç kısım üzerine vâki' olur: Birincisi "vahiy," ikincisi "ilhâm" ve üçüncüsü "firâset"dir. Vahiy hâssa-i enbiyâdır; ve ilhâm evliyâya mahsûstur; ve firâset iki nevi' olup, birisi hikemî ve diğeri şer'îdir. Firâset-i hikemiyye, şekil ve şemâilden bâtının ahvâline intikāldir; bu hükemâya mahsûstur. Diğeri âsâr-ı sûretin teferrüsü sebebiyle guyûbdan mekşûf olur. Bu ilim evliyâ ile, havâss-ı mü'minîn arasında müşterektir.

Vâlide-i Mûsâ (a.s.) peygamber olmadığından, ona vâki' olan emr-i ilâhîye bu beyt-i şerîfde "vahiy" ta'bîr buyurulması, "ilhâm" ma'nâsınadır; ve ilhâm sahih ve sabit olan bir ilimdir ki, Hak Sübhânehû ve Teâlâ onu âlem-i gaybdan, havâss-ı evliyânın kalblerine kazf buyurur. Mutasavvıfe buna "hâ- tır-ı hakkānî" de derler. Ya'nî "Mûsâ (a.s.)ın validesinin kalbine Habîr olan Hak tarafından ilkā buyurulan ma'nâ bu idi ki, bu çocuk İbrâhîm Halîl (a.s.)ın aslındandır ve onun gibi bir peygamber-i zîşândır.

955. "Ey ateş soğuk ol, ismeti vardır; ateş dağıtıcı sıcak olmaz."

Nemrûd, İbrâhîm Halîlullâh'ı ateşe attığı vakit يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَ سَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ (Enbiyâ, 21/69) ya'nî "Ey ateş, İbrâhîm'e soğuk ve selâmet ol!" hitâb-ı ilâhîsi gelip, ateş onun üzerine nasıl soğuk olup yakmamış ve Hakk'ın ismeti ve muhafazası vâki' olmuş ise, Halîlullâh aslından olan bir çocuğa da, öylece fırının ateşi, onun eczâsı vücûdunu yakıp dağıtıcı bir sıcak olmaz.

956. Kadın vahy ile onu kıvılcımlar içine attı; Mûsâ'nın teni üzerine ateş eser etmedi.

957. Binâenaleyh avânlar muradsız olarak o tarafa gittiler; yine gammazlar ki, ondan vâkıf idiler.

"Avânân" yardımcılar demek olup, burada Fir'avn'ın me'mûrları murâd olunur. Ya'nî "Fir'avn'ın me'mûrları murâdlarına nâil olamamaksızın, Fir'avn'ın tarafına gittiler; fakat gammâzlar ve hafiyeler ki, orada çocuk bulunduğuna vâkıf idiler."

958. Birkaç para için avânlar ile Fir'avn'ın huzûruna mâcerâ kaldırdılar.

O hafiyeler birkaç paraya tama'an me'mûrlar vâsıtasıyla Fir'avn'ın huzûruna bu çocuk saklamak cezâsını tekrâr ihbâr ettiler de dediler:

959. Ki: "Ey me'mûrlar, o tarafa geri dönün, gurfelere iyiden iyiye bakınız!"

"Gurfe" yüksek çardak ve köşk ve kameriyye gibi ma'nâlara gelir; burada evin dolap ve musandıra gibi mahalleri murâd buyurulur.