
Muhtelif Mevzular Sohbetleri (2011)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, "Terzibaba" lakabıyla tanınan, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşitlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi, müridlerinin sorularını yanıtlayarak ve tasavvufî konularda rehberlik ederek irşat faaliyetlerini sürdürmüştürs.2, s.101.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 2, 101
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşit olarak, tasavvufî öğretileri ve irfan geleneğini çağdaş döneme aktaran önemli bir isimdir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Müridleri ve takipçileri tarafından "Terzibaba" olarak anılmaktadırs.1. Onun irşat metodu, sohbetler aracılığıyla müridlerin sorularına cevap vermek ve onlara tasavvuf yolunda rehberlik etmektirs.2. Bu sohbetlerde, kişinin benliğinden sıyrılması, Hakk'a ulaşma yolunda ilerlemesi ve ilahi denizde yol alması gibi konulara değinilirs.97, s.102.
Necdet Ardıç'ın öğretilerinde, sâlikin seyr-i sülûk yolunda geçirmesi gereken aşamalar vurgulanır. Örneğin, bir rüyada görülen zuhuratın dört aşaması olduğu ve kemale ermek için bu aşamaların geçilmesi gerektiği belirtilir; bunlardan ilki "Fenafişşeyh"tirs.97. Ayrıca, kişinin nefsi emmare gibi hallerden kurtularak nefsi levvâme dersine geçiş yapması gerektiği ifade edilirs.94. Terzibaba, irfan ehlinin hiçbir kayıtla sınırlanmaması gerektiğini, zira her kaydın Hakk'tan uzaklaştırdığını ve Hakk'a mani olduğunu belirtirs.106. O, müridlerine "yol gidiliyorsa manzara değişir" diyerek, tasavvuf yolunda ilerlemenin kişinin hayatında somut değişikliklere yol açacağını ifade eders.91. Necdet Ardıç'ın ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimler de bulunmaktadırvikipedi.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 1, 2, 91, 94, 97, 102, 106 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Muhtelif Mevzular Sohbetleri ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Mevzular Sohbetleri" adlı eseri, yazarın farklı zamanlarda ve çeşitli dinleyici kitlelerine yaptığı irfan sohbetlerinin derlenmiş halidir. Bu sohbetler, tasavvufî hakikatlerin ve manevî idrakin aktarımını hedeflerken, her sohbetin kendine özgü bir nitelik taşıdığını ve aynı konunun dahi farklı mertebelerde ele alınabileceğini vurgulars.2, s.40. Eser, spontane gelişen konuşmaların, çay molalarında sorulan soruların ve ders aralarındaki diyalogların yazıya dökülmesiyle oluşmuşturs.2, s.10. Bu yönüyle, tasavvuftaki "kalpten kalbe feyiz aktarımı"K1 ve "hâl sohbeti"K1 geleneğinin modern bir yansıması olarak görülebilir.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 2, 10, 40 · K1, s. 29
›Ayrıntı
"Muhtelif Mevzular Sohbetleri", Necdet Ardıç'ın tasavvufî eğitim metodunun bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Eserin önsözünde belirtildiği üzere, bu kitaplar dizisi, yazarın uzun yıllar boyunca gerçekleştirdiği konulu sohbetlerin, çay molalarında sorulan soruların ve çeşitli vesilelerle yapılan konuşmaların ses kayıtlarından yazıya dönüştürülmesiyle meydana gelmiştirs.2. Bu durum, sohbetin tasavvuftaki "eğitim metodu"K1 olma özelliğini ve "kalpten kalbe feyiz aktarımı"K1 işlevini gözler önüne serer.
Kitapta yer alan sohbetler, farklı mekanlarda ve farklı kişilere yapıldığı için bazı konuların tekrarlandığı görülebilir. Ancak yazar, bu tekrarların aslında birer eğitim gereği olduğunu ve aynı konunun dahi farklı zamanlarda, farklı mertebeler itibarıyla ele alındığında ayrı birer sohbet niteliği taşıdığını belirtirs.2, s.40. Bu yaklaşım, tasavvufta bilginin aktarımının sadece yazılı veya sözlü olmaktan öte, "hâl" ve "teveccüh" yoluyla da gerçekleştiği anlayışıyla örtüşürK1.
Sohbetlerin içeriği, dinleyicilerin idrak seviyelerine göre şekillenir. Yazar, "hazmedemeyecek mevzuyu idrak edemeyecek, şuuru noksan kimseler varsa"s.14 özel sohbetlerin önemine değinir. Bu durum, tasavvuftaki "mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık"K1 ve "kâmilin sâlike"K1 rehberlik etme prensibini yansıtır. Sohbetler sırasında, kişinin kabiliyeti varsa, "aynel yakin" ve "hakkal yakin" mertebelerine ulaşabileceği ifade edilirs.100. Bu da tasavvufî hakikatin "nasıl gerçekleştiği"K2 sorusunun cevabındaki "sâlikin amelî gayreti"K2 ve "mürşidin terbiyesi"K2 boyutlarını vurgular. Eser, Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler"vikipedi serisinin bir parçası olarak da listelenmiştirs.121.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 2, 14, 40, 100, 121 · K1, s. 29 · K2 · Vikipedi: Sohbet Arası Sohbetler
Tasavvufta seyr-i süluk nedir?⌄
Tasavvufta seyr-i sülûk, sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve başlangıçtan Hak'a vâsıl olmaya kadar geçen tüm aşamaları kapsar. Bu yolculuk, mülkten melekûta yükselişi (urûc) ifade eder ve sâlikin nefsini tezkiye ederek Hak'a yönelmesini, mârifet kademelerinde ilerlemesini ve nihayetinde halk içinde Hak'ı temsil etmesini amaçlarK1. Seyr-i sülûk, dervişin kemâle ermesi için geçmesi gereken dört ana aşamayı içerir ve bu süreçte tasavvufî terimlerin bilinmesi önem arz eders.97, 117. Bu yolculuk, sadece teorik bilgi edinmekle kalmayıp, kişinin kendi tecrübesiyle yaşayarak idrak ettiği bir hâldirs.57.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 57, 97, 117
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın temelini oluşturan, müridin mürşid rehberliğinde katettiği manevi mertebelerdirvikipedi. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan (Allah dışındaki her şeyden) yüz çevirip Hak'a yönelmesiyle başlar. Klasik tasavvufta dört ana seyrden bahsedilir: (1) Seyr ilallâh (Allah'a sefer), sâlikin Hak'a yönelme mücadelesi ve nefsini tezkiye etme sürecidir. (2) Seyr fillâh (Allah'ta sefer), Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yapılan yolculuktur ki burada sâlik mârifet kademelerinde ilerler. (3) Seyr maallâh (Allah'la sefer), fenâ ve bekâ hallerinde Hak'la kâim olarak halka dönme durumudur. (4) Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer), sâlikin halk içinde Hak'ı temsil ettiği, mürşidlik makâmına ulaştığı aşamadırK1.
Seyr-i sülûk aynı zamanda seyr-i âfâkî (dış sefer) ve seyr-i enfüsî (iç sefer) olarak da ikiye ayrılır. Seyr-i âfâkî, kâinatın âyetlerinde tedebbür etmeyi, seyr-i enfüsî ise nefsi tezkiye etmeyi ifade ederK1. Bu yolculukta dervişin kemâle ermesi için "Fenafişşeyh" gibi aşamalardan geçmesi gerektiği belirtilirs.97. Seyr-i sülûk, sadece dersleri bitirerek genel bir bilgi edinmekle kalmayıp, bu bilgilerin tecrübe edilerek yaşanmasını gerektiren bir süreçtirs.57. Tasavvufun kendine özgü terimlerinin (Akl-ı Kül, Nefs-i Kül, Nefis, Ruh, Can gibi) bilinmesi, bu manevi yolculuğun idrak edilmesi için önemlidirs.117. Gerçek dervişlik ve İnsân-ı Kâmil olma yolu, Ef'al ve Esmâ seyrini bir arada yaşayarak bu halleri tatbik etmekle mümkündürs.58.
Kaynaklar: Vikipedi: Seyr-i Süluk · K1, s. 265 · Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 57, 58, 97, 117
Eserde geçen 'üç İslam' ne anlama geliyor?⌄
Verilen kaynaklarda "üç İslam" diye bir kavram geçmemektedir. Ancak, "İslâm, İmân, İhsân, İkân" başlığı altında Cibril Hadisi'ne atıf yapıldığı görülmektedirs.119. Bu hadis, İslâm dininin temel mertebelerini açıklayan ve tasavvufî sülûkun da esasını oluşturan önemli bir metindir. Bu bağlamda, İslâm'ın farklı veçheleri veya mertebeleri kastedilmiş olabilir; ancak doğrudan "üç İslam" ifadesi kullanılmamıştır.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 119
›Ayrıntı
Kaynaklarda doğrudan "üç İslam" ifadesi bulunmamakla birlikte, "İslâm, İmân, İhsân, İkân" başlığı altında Cibril Hadisi'ne yapılan atıfs.119, İslâm'ın farklı boyutlarına işaret etmektedir. Bu hadis, İslâm'ın üç temel mertebesini açıklar:
İslâm: Dinin zahirî ve amelî yönünü ifade eder. Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek gibi ibadetleri kapsar. Bu, dinin lugat diliyle ifade edilen, herkesin paylaştığı zâhirî mânâsına karşılık gelirK2.
İmân: Dinin bâtınî ve itikadî yönünü ifade eder. Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere inanmayı içerir. Bu mertebe, akâid diliyle açıklanan, ehl-i sünnet itikadındaki kavramın yerine işaret ederK2.
İhsân: Dinin en yüksek mertebesidir. Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmeyi, O'nun her an kendisini gördüğünün bilincinde olmayı ifade eder. Bu, mârifet diliyle ifade edilen, ehl-i Hakk'ın zevkle bildiği bâtınî hakikattirK2. İhsân mertebesi, sâlikin hâllerinin yerleştiği ve temkîne ulaştığı bir seviyeyi temsil ederK2.
Bu üç mertebe, tasavvufî sülûkun da aşamalarını oluşturur. Sâlik önce İslâm'ın zahirî hükümlerine uyar, sonra imânını tahkik eder ve nihayet ihsân mertebesine ulaşarak Allah ile olan ilişkisinde derin bir şuur ve müşâhede hâline erer. Bu mertebeler, "Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle" başlığında da belirtildiği gibis.119, tevhidin farklı boyutlarını idrak etme sürecini de içerir. Tevhid, İslâm'ın temel esası ve tasavvufun nihai hedefidirvikipedi.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 119 · K2 · Vikipedi: Tevhid
Kitaptaki rüya yorumları nasıl bir bakış açısı sunuyor?⌄
Kitaptaki rüya yorumları, rüyaların sadece gündelik olayların yansıması olmadığını, aksine bâtın âleminden gelen manevi işaretler ve ilahi mesajlar olduğunu vurgulayan bir bakış açısı sunar. Bu bakış açısı, rüyaları sâlikin gayb âleminden kalbine inen doğrudan idrakler olan mükâşefenin bir türü olarak ele alır ve onları "hayata bakış açısı"s.99 olarak konumlandırır. Rüyalar, tasavvufta "zuhurat" olarak da adlandırılan, manevi görünümler ve ilahi işaretler olarak kabul edilir.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 99
›Ayrıntı
Kitaptaki rüya yorumları, rüyaları "manevi görüşler ve ilahi işaretler" (Rüya) olarak tanımlayarak, onların sıradan birer bilinçaltı faaliyeti olmadığını belirtir. Bu yaklaşım, rüyaları "bâtın âleminden gelen mesajlar" (Rüya) ve "manevi görünümler/rüyalar" (Zuhurat) olarak değerlendirir. Bu bağlamda rüyalar, sâlikin manevi yolculuğunda karşılaştığı, Hak'tan veya gayb âleminden kalbine inen doğrudan idrakler olan mükâşefe ile ilişkilendirilir. Mükâşefe, "perde açılması, gizliliğin kalkması"K1 anlamına gelir ve rüyalar da bu perdelerin aralanmasıyla ortaya çıkan manevi tecrübeler olarak görülür. Özellikle mükâşefenin birinci türü olan sûrî mükâşefe, sâlikin gayb âlemine ait bazı sûretleri (melâikeyi, vefât etmiş velîleri, gelecek olayların temsîllerini) müşâhede etmesini ifade ederK1. Rüyalar da bu türden sûrî mükâşefelerin bir tezahürü olarak kabul edilebilir; zira sâlikin uykusuz gözlerle gördüğü "manzaralar"K1 gibi, rüyalar da âlem-i misâlde gerçekleşen manevi görünümlerdir. Necdet Ardıç'ın "Rüya Mana Alemi" adlı eseri de bu manevi zuhuratları ve rüyaları ele alarak, rüyaların derin bir manevi anlam taşıdığına dair bu bakış açısını pekiştirir. Dolayısıyla, kitaptaki rüya yorumları, rüyaları sadece birer olay değil, aynı zamanda kişinin "hayata bakış açısı"s.99 üzerinde etkili olan, ilahi birer rehberlik ve işaret olarak konumlandırır.
Kaynaklar: K1, s. 50 · Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 99
Namazın mertebeleri nasıl anlatılıyor?⌄
Tasavvufta namaz, zâhirî bir ibadet olmanın ötesinde, kulun Hakk'a vuslatını sağlayan çok katmanlı bir mîraç olarak idrak edilir. Bu mertebeler, sâlikin mânevî seyrine göre derinleşir ve her biri farklı bir idrâk ve hâli temsil eder. Namazın mertebeleri, İbrahimî kıyamdan Musevî rükûa, İsevî secdeden Muhammedî tahiyyâta uzanan bir silsilede Ademiyet sırrını barındırırs.75. En yüksek mertebe ise kılanın içinde kaybolduğu, fenâfillah hâlinin yaşandığı namazdırs.63, 73. Bu, sadece suretle değil, siretle, bâtınla ve ruhla kılınan, Hakk'ın huzurunda daimî bir tefekkür ve beraberlik hâlidirs.68, 72.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 63, 68, 72, 73, 75
›Ayrıntı
Tasavvufta namaz, "es-salâtu mi'râcü'l-mü'min" (namaz mü'minin mîrâcıdır) hadîsi şerifiyle ifade edilen, kulun Hakk'a dikey buluşmasını sağlayan bir ibadettirK1. Bu mîraç, beş temel katmanda açıklanır. Birinci katman, zâhirî namazdır; abdest, kıble, vakit, rükû, secde gibi şer'î şartlara uygun olarak kılınan beş vakit farz namazdır ve İslam'ın temelini oluştururK1. İkinci katman, huşû namazıdır; kalbin Hak ile birlikte olma hâliyle, bedenle değil, kalple kılınan namazdırK1. Bu mertebede sâlik, namazda Allah'ı gönlüyle algılars.63. Üçüncü katman, zikr namazıdır; Tâhâ Sûresi 14. ayetindeki "beni anman için namazı kıl" beyanıyla namazın bizzat zikr olduğu idrak edilir. Bu katmanda sâlik, "Allâhu Ekber" ile her sözünde Hakk'ı zikreder; namaz, dilden, kalpten ve bedenden topluca yapılan bir zikirdirK1.
Namazın daha ileri mertebeleri, peygamberlerin mertebeleriyle ilişkilendirilir. Kıyam mertebesi İbrahimiyet'i, rükû Museviyet'i, secde ise İseviyet'i temsil eder. Bu üç mertebenin birleşimi "Adem" sırrını ortaya koyar; sâlik, bu şekillerle fiilen Ademiyet'i yaşars.75. Namazın tahiyyât kısmı ise Makâm-ı Muhammedi'dir ve kalıcı bir mertebeyi ifade eders.75. Dördüncü katman, mîraç namazıdır; sâlikin Hakk'la dikey buluşmasının zirvesidirK1. Beşinci katman ise fenâfillah hâlinin yaşandığı, kılanın içinde kaybolduğu namazdırs.63, 73. Bu, Hz. Ali'nin namazda kendinden geçerek bedeninden ok çıkarılmasına dahi vakıf olmaması gibi örneklerle açıklanırs.73. Bu mertebede namaz, Hakk'ın huzurunda olmak, tefekkürle Hak ile beraber olmak, yani salât hükmündedirs.68. İrfan ehli için namaz, Hakk'ın namazda olduğu, yani "Rabbin namazda" hakikatinin idrak edildiği bir hâldirs.70. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın zâtında, ulûhiyet mertebesinde kıldığı bir namazdır ki, Ettahiyyâtü bu namazdan miras kalmıştırs.74. Bu mertebeler, sadece suretle değil, siretle, bâtınla ve ruhla namaz kılmayı ve namazı mîraç etmeyi hedeflers.72.
Kaynaklar: K1, s. 6 · Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 63, 68, 70, 72, 73, 74, 75
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Mevzular Sohbetleri" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan uygun değildir. Eser, tasavvufî terimlere ve kavramlara aşina olmayı gerektiren bir içeriğe sahiptir. Terzi Baba'nın da belirttiği gibi, "belirli bir altyapı yapmadan okunmaz. Okunur da anlayamaz kişi. Tasavvuf literatüründen biraz haberdar olması lazım Akl-ı Kül, Nefs-i Kül. Nefis nedir? Ruh nedir? Can nedir? Gibi, yani bunları bilmesi lazım ki, çünkü bu terimlerin üzerinde durmakta."s.117. Bu durum, kitabın tasavvufî terminolojiye hakimiyet gerektiren yapısından kaynaklanmaktadır ve yeni başlayanlar için anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 117
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Mevzular Sohbetleri" adlı kitabı, tasavvufî derinlik ve terminolojiye sahip bir eserdir. Kitabın içeriği, tasavvufa yeni adım atan bir okuyucunun kolayca idrak edebileceği bir seviyede değildir. Terzi Baba, bu durumu açıkça ifade ederek, eserin okunabilmesi için okuyucunun "tasavvuf literatüründen biraz haberdar olması" gerektiğini vurgulamıştırs.117. Bu gereklilik, "Akl-ı Kül, Nefs-i Kül, Nefis nedir? Ruh nedir? Can nedir?" gibi temel tasavvufî kavramların bilinmesini içerir. Bu terimler, eserde sıkça kullanıldığı için, bu kavramlara yabancı olan bir okuyucu için metnin anlam bütünlüğünü kavramak güçleşecektir.
Ayrıca, tasavvufî hakikatlerin kelimelerle ifade edilmesindeki zorluk da eserin anlaşılmasını etkileyen bir diğer faktördür. Terzi Baba, "Mânayı maddeyle nasıl anlatırsın. Beşer kelimeleri bunlar, beşer lisanları" diyerek, tasavvufî tecrübenin dilin sınırlarını aştığını belirtirs.57. Bu durum, tasavvufî tecrübeyi yaşamamış veya bu alanda bir birikimi olmayan okuyucular için eserin içeriğini soyut ve anlaşılması zor kılabilir. Kitap, "nakil değil, Âkîl. Yani yaşamak" prensibini temel aldığından, tasavvufun teorik bilgisinden ziyade tecrübî yönüne vurgu yapars.57. Bu da, tasavvufa yeni başlayan ve henüz bu tecrübeleri yaşamamış bir okuyucu için eserin tam olarak kavranmasını zorlaştırır. Dolayısıyla, bu kitap, tasavvufî bir altyapıya sahip, belirli bir bilgi birikimi olan ve tasavvufî terminolojiye aşina okuyucular için daha uygun bir kaynak niteliğindedir.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 57, 117
Eserde geçen 'Derdim bana derman imiş' sözü neyi ifade eder?⌄
Eserde geçen "Derdim bana derman imiş" sözü, tasavvufî bir hakikati ifade eder: insanın yaşadığı sıkıntıların, dertlerin ve nefsin arzularının aslında mânevî bir terbiye aracı olduğunu ve sâlikin kemâle ermesine vesile olduğunu belirtir. Bu ifade, nefsin azgınlığını bastıran ve kişiyi Hakk'a yönelten derdin, zahirde acı verse de bâtında bir şifa ve rahmet kaynağı olduğunu vurgulars.104. Dert, nefsin hastalıklarının en büyük ilacı olarak görülür ve bu sayede kişi, Hak ile olan bağını güçlendirir.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 104
›Ayrıntı
"Derdim bana derman imiş" sözü, tasavvufî anlayışta dert kavramına yüklenen derin anlamı ortaya koyar. Normalde olumsuz algılanan dert, burada olumlu bir dönüşümün anahtarı olarak sunulur. Eserde belirtildiği üzere, "dert dert derdim benim derdime Derdim bana derman imiş" ifadesi, kişinin yaşadığı sıkıntıların aslında birer ilaç olduğunu anlatırs.104. Bu durum, özellikle nefsin terbiyesi bağlamında ele alınır. Nefs-i emmârenin, yani sürekli kötülüğü emreden nefsin, dertler sayesinde bastırıldığı ve kontrol altına alındığı ifade edilir. Dertsiz bir kimsenin nefsinin "zıplaması, fırlaması"s.104 durumu, nefsin azgınlığını ve kontrolsüzlüğünü simgelerken, dert sahibi olmanın bu azgınlığı dizginlediği belirtilir. Bu nedenle dert, nefis hastalığının en büyük tedavisi olarak kabul edilir. Tıpkı acı bir ilacın bedene şifa vermesi gibi, dert de ruha şifa verir ve mânevî ilerlemeyi sağlars.104. Bu anlayış, sâlikin Hak yolunda karşılaştığı zorlukları birer engel olarak değil, aksine birer fırsat ve yükseliş vesilesi olarak görmesini teşvik eder. Dert, kişiyi Hak'tan uzaklaştırmak yerine, O'na daha da yaklaştıran bir köprü işlevi görür.
Kaynaklar: Muhtelif Mevzular Sohbetleri — s. 104