İçeriğe atla
Rûm Sûresi kapak gorseli

Rûm Sûresi

139 sayfa~209 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiSûrelerİslami İlimlerAyetlerVahiyİslam HukukuAkaidHadis

Sıkça Sorulan Sorular

Bu Rûm Sûresi tefsirinde ne anlatılıyor?

Rûm Sûresi tefsiri, sûrenin zâhirî ve bâtınî anlamlarını bir bütün olarak ele alarak, özellikle içsel, derûnî ve enfüsî mânâlarına odaklanan bir çalışmadır. Bu tefsir, sûrenin adını aldığı "Rûm" kelimesinin tasavvufî karşılıklarını, sûrenin Hakikat-i Ahadiyyet'ül Ahmediyye'nin "La taayyün" mertebesine Hakikat-i Muhammediyye eliyle bağlanışını ve sûrenin harf ve sayısal değerleri üzerinden Nûr-u Muhammedî ile olan bağlantılarını işler1. Çalışma, Terzi Baba'nın feyiz pınarından ilham alınarak hazırlanmış olup, okuyucuların feyiz kapılarının açılması ve gönüllerin dirilmesi niyazıyla kaleme alınmıştır1.

Ayrıntı

Rûm Sûresi tefsiri, Kur'ân-ı Kerîm'in 89. sûresi olan Rûm Sûresi'nin derinlikli bir yorumunu sunar. Bu tefsir, sûrenin zâhirî anlamlarının yanı sıra, özellikle bâtınî, derûnî ve enfüsî mânâlarına odaklanır1. Çalışma, sûrenin adını taşıyan "Rûm" kelimesinin tasavvufî karşılıklarını ve sûrenin "Fenafillah – sıfât mertebesi" ile olan ilişkisini inceler. Bu bağlamda, sûrenin Hakikat-i Ahadiyyet'ül Ahmediyye'nin "La taayyün" mertebesine, Hakikat-i Muhammediyye eliyle bağlandığı belirtilir1.

Tefsirde, sûrenin harf ve sayısal değerlerine de dikkat çekilir. Örneğin, "Rı" harfinin iki adet oluşu, zâhir ve bâtın Rahmâniyet mertebesinden Rûm sûretini ifade ederken; "Mim" harfinin dört adet oluşu, İslâm'ın şifre sayısı ile Rûm sûresinin Hakikat-i Muhammediyye ile bağlantısını gösterir. "Nun" harfinin 54 adet olması ise Kamer Sûresi'ne atıfla Nûr-u Muhammedî'nin Rûm Sûresi'ni nurlandırması olarak yorumlanır1.

Çalışma, besmele ile başlar ve sûrenin Mekke döneminde indiği, 60 âyetten oluştuğu gibi temel bilgileri de içerir1. Ayrıca, sûrenin âyetleri üzerinden Allah'ın yaratma ve emir verme kudretine1, rahmetinin eserlerine ve ölüleri diriltme gücüne1 işaret edilir. İnsanlığın topraktan yaratılışı gibi hadiseler de sûrenin âyetleri bağlamında ele alınır1. Bu tefsir, Terzi Baba'nın feyiz pınarından alınan ilhamlarla hazırlanmış olup, okuyucuların feyiz kapılarının açılması ve gönüllerin dirilmesi niyazıyla sunulmuştur1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 2, 3, 5, 7, 19, 42, 111, 133
Terzi Baba kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak bilinen ve "Terzi Baba" mahlasıyla tanınan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba)). Terzi Baba'nın yolu ve eğitim sistemi, günümüzde de önemini koruyan bir tasavvufî ekol olarak kabul edilmektedir1. Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim olan "Vehb" ve çalışılarak kazanılan ilim olan "Kesb" ile beslenen bu ekol, Mesnevi-i Şerif, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi temel eserlerden istifade etmektedir1.

Ayrıntı

Terzi Baba, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğini ifade eden bir mahlastır. Kendisi, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden olup, irfan geleneğini modern çağa taşıyan bir zattır (Necdet Ardıç (Terzibaba)). Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî hakikatleri geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî yetkinliğini ortaya koymaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba)). Terzi Baba'nın tasavvufî yaklaşımı, "Vehb" adı verilen Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim ile "Kesb" adı verilen çalışılarak kazanılan ilmi birleştiren bir anlayışa dayanır1. Bu anlayış, Mesnevi-i Şerif, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi tasavvuf klasikleriyle beslenmektedir1. Terzi Baba'nın öğretileri, çeşitli kitap serileri, ilahiler, mektuplar ve zuhuratlar aracılığıyla günümüze ulaşmıştır1. Ayrıca, hakkında yazılmış yüksek lisans ve bitirme tezleri de bulunmaktadır1. Terzi Baba'nın yolu ve eğitim sistemi, günümüzde de İslam beldelerinde istikamet üzere yaşamak isteyenler için önemli bir rehber olarak kabul edilmektedir1. Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Terzi Baba ekolünden gelmekte ve Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri gibi eserler kaleme almaktadır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî).

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 104, 134, 139, 141
İşârî te'vil nedir?

İşârî te'vil, Kur'ân lafızlarının zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî ve mânevî işaretlere dayalı yorumlanmasıdır. Bu yorum, lafzın muhtemel olan başka bir mânâsına döndürülmesi olup, bu mânânın Kur'ân ve hadîse uygun olması şarttır1. İşârî te'vil, sâlikin kalbinde açılan mânevî idrâklerle gerçekleşir ve İsmail Hakkı Bursevî gibi mutasavvıflar tarafından Rûhu'l-Beyân tefsirinde zirveye taşınmıştır. Bu te'vil, bir emrin sarih anlamının ötesinde, maksadın ve hikmetin keşfedilmesidir; tıpkı lambayı yak emrinde fitilin yakılması gibi1.

Ayrıntı

İşârî te'vil, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirî mânâsının yanı sıra, bâtınî ve mânevî derinliklerini keşfetme yöntemidir. Bu te'vil, lafzı zâhirî mânâsından, muhtemel olan başka bir mânâya döndürmektir. Ancak bu döndürme, te'vil edilen mânânın Kur'ân ve hadîse muvâfık olması şartıyla geçerlidir1. Örneğin, Rûm Sûresi 19. ayetindeki "Allah ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır" ifadesi1, zâhirde biyolojik bir olayı anlatırken, işârî olarak başka mânâlara da te'vil edilebilir. Bu, bir efendinin "Lambayı yak!" emrinde, hizmetçinin lambanın kendisini değil, içindeki fitili yakması gibi, emrin sarih anlamının ötesindeki maksadı idrâk etmektir1.

İşârî te'vil, tasavvuf ehli için bir idrâk ve keşif yoludur. Sâlikin mânevî yolculuğunda (sülûk), kalbinin perdeleri açıldıkça, Kur'ân ayetlerinin zâhirî anlamlarının ardındaki hakikatlere vâkıf olmasıdır. Bu, "âlem-i halk" ve "âlem-i emr" gibi farklı hakikat mertebelerinde yayılan vücûdun1 işaretlerini okuma yeteneğidir. İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri, işârî te'vilin en önemli örneklerinden biridir ve Kur'ân'ın mânevî boyutlarını açığa çıkarma gayesini taşır. Bu te'vil, lafızların sadece bilgi aktaran araçlar olmadığını, aynı zamanda mânevî hallere ve hakikatlere işaret eden remizler olduğunu gösterir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 1, 41, 51
Rûm Sûresi 19. ayetinin tefsiri nedir?

Rûm Sûresi'nin 19. âyeti, tasavvufî tefsirde Allah'ın yaratma ve emretme kudretinin mutlaklığını vurgular. Bu âyet, "Başta ve sonda iş Allah'a aittir" (Rûm Sûresi, 30/4) ifadesiyle birlikte ele alındığında, tüm varoluşun ve işleyişin yegâne fâilinin Hakk olduğunu gösterir. Bu, sâlikin kendi fiillerinin müstakil olmadığını idrâk ettiği fenâ-yı ef'âl mertebesiyle ilişkilendirilebilir. Âyet, aynı zamanda "İlim malûma tabidir" ilkesini de destekleyerek, ilâhî bilginin ve irâdenin her şeyi kuşattığını, dolayısıyla yaratılışta ve emirde başka bir seçeneğin olmadığını belirtir1.

Ayrıntı

Rûm Sûresi'nin 19. âyeti, doğrudan kaynaklarda detaylı bir tefsirle ele alınmamış olsa da, metin içinde geçen diğer âyetlerle ve tasavvufî kavramlarla bağlantılı olarak yorumlanabilir. Özellikle A'raf Sûresi'nin 54. âyeti ("Elâ lehulhalku vel emr" - İyi bilin ki halketme ve emr –iş- O’na aittir) ile Rûm Sûresi'nin 4. âyeti ("lillâhil emru min kablu ve min ba’du" - Başta ve sonda iş Allah’a aittir) birlikte zikredilerek, Allah'ın yaratma ve emretme kudretinin mutlak olduğu vurgulanır1.

Bu mutlak kudret anlayışı, tasavvuftaki fenâ kavramının ilk mertebesi olan fenâ-yı ef'âl ile ilişkilidir. Fenâ-yı ef'âl, sâlikin kendi fiillerinin müstakil olmadığını, tüm fiillerin yegâne fâilinin Hakk olduğunu görmesi ve idrâk etmesidir2. Rûm Sûresi'nin 19. âyeti ve onunla birlikte anılan diğer âyetler, bu idrâkin Kur'ânî dayanağını sunar. "İlim malûma tabidir" ilkesi de bu bağlamda önemlidir; zira ilâhî ilim, her şeyi kuşattığı için, yaratılışta ve emirde başka bir seçenek veya düzenleme olamayacağını ifade eder1. Bu durum, sâlikin kendi irâdesinin ve fiillerinin sınırlılığını, Hakk'ın mutlak irâdesi karşısındaki yokluğunu anlamasına yardımcı olur.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 19
  3. 2.K1, s. 2
Bu tefsir kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın tasavvufî tefsirleri, ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını idrak etmek isteyen, belirli bir mânevî mertebeye ulaşmış veya bu yolda ilerleyen sâlikler için yazılmıştır. Bu tefsirler, zâhirî anlamların ötesine geçerek, okuyucunun kendi mertebesine göre ayetlerden faydalanmasını hedefler1. Özellikle "nefsine ârif olanın Rabb'ine ârif olacağı" hakikatini idrak etmiş, Hakk'ın hüviyetiyle bütünleşmiş irfan ehli kişilere hitap eder1. Bu eserler, sadece kan bağıyla değil, mânevî vâris olarak da Ehl-i Beyt'in ahlâkıyla ahlâklanan ve fakr makamını tahkik eden kimselerin idrakine uygun bir derinlik sunar2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın tefsirleri, Kur'an ayetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını arayan okuyucular için kaleme alınmıştır1. Bu tefsirler, ayetlerin müteşabih yönüne odaklanır; yani okuyucunun kendi mânevî mertebesine ve idrakine göre ayetlerden faydalanmasını amaçlar. Muhkem ayetler dahi, mertebe farklılıkları sebebiyle yeniden müteşabih hale gelir ve her mertebenin kendine özgü bir idraki vardır1. Bu nedenle, tefsirler, "nefsine ârif olanın Rabb'ine ârif olacağı" hakikatini idrak etmiş kişilere hitap eder1.

Tefsirler, Hakk'ın hüviyetiyle bütünleşmiş, yani "hüvesi hüvesine olmuş bir irfan ehline" tabi olması gereken kimseler için bir rehber niteliğindedir1. Bu kişiler, dünya hayatının geçiciliğini ve kuvvetli kavimlerin akıbetini "keyfe" (nasıl) sorusuyla müşahade eden, beden arzının gençken kuvvetli, imar edilmiş halini idrak edenlerdir1. Ayrıca, bu tefsirler, "ölmeden evvel ölüp bu dünyada iken Hakk ile ve Hakk'ta dirilmiş" olan, İhlas Sûresi'ni gerçek mânâsıyla okuyup yaşayan kimselere yöneliktir1. Bu bağlamda, tefsirler, sadece fizikî soy bağıyla değil, mânevî olarak Hz. Peygamber'in ahlâkıyla ahlâklanan ve Hak karşısında mutlak ihtiyaç sahibi olduğunu idrak eden, yani fakr makamını tahkik eden sâliklerin idrakine uygun bir derinlik sunar2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 2, 27, 30, 50, 60, 82, 92
  3. 2.K1
Eserde neden zâhirî tefsirden çok bâtınî yoruma odaklanılmıştır?

Eserde, Kur'ân âyetlerinin zâhirî tefsirleri hâlihazırda yaygın olarak mevcut olduğu için, çalışmanın odak noktası âyetlerin içsel, derin, enfüsî ve bâtınî anlamları olarak belirlenmiştir1. Bu yaklaşım, Cenâb-ı Hakk'ın kelâmının hem beşerî Arap lisanı olan zâhirî yönünü hem de İlâhî Arap lisanı olan bâtınî ve hakikat yönünü idrak etme gayretinden kaynaklanır1. Eser, zâhirî ve bâtınî hakikatleri bir bütün olarak ele almayı amaçlasa da1, irfan ehlinin ayrı bir eğitimle ulaşabileceği bâtınî anlamlara ağırlık vererek, Kur'ân'ın sırlarını daha derinden kavramayı hedeflemektedir.

Ayrıntı

Eserin bâtınî yoruma odaklanmasının temel sebebi, zâhirî tefsirlerin zaten bolca bulunmasıdır1. Müellif, Kur'ân-ı Kerîm'in Allah'ın kelâmı olduğunu ve bu kelâmın iki veçhesi bulunduğunu belirtir: beşerî Arap kavminin lisanı olan zâhirî yönü ve İlâhî Arap lisanı olan bâtınî ve hakikat yönü1. Bu bâtınî hakikatleri idrak etmek için irfan ehli yanında ayrı bir eğitim almanın gerekliliğine vurgu yapılır1. Bu bağlamda, âyetlerin iç, derûnî ve enfüsî mânâları, çalışmanın ana eksenini oluşturur1. Zira, Cenâb-ı Hakk'tan bu hususta başarılar niyaz edilerek, bu sûre-i şerifin zâhir ve bâtın nurundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edildiği ifade edilir1.

Bâtınî yorum, sadece lafzın yüzeyindeki anlamla sınırlı kalmayıp, hakikatleri semboller içinde batından zahire çıkaran bir hattatın muhabbetine benzetilir1. Bu, "te'vîl" kavramıyla da ilişkilidir; te'vîl, lafzı zâhirî anlamından, Kur'ân'a ve hadîse muvafık görülen muhtemel bâtınî anlamına döndürmektir. Örneğin, Kur'ân'daki "Allah ölüden diriyi çıkarır" âyetinin kâfirden mü'min veya câhilden âlim çıkarması şeklinde yorumlanması bir te'vîldir1. Eserde, "Ensar" kelimesindeki elif ve nun harflerinin "Ene" benlik hakikatlerine işaret etmesi, sad ve rı harflerinin ortasındaki bâtınî elifin ise kişinin eğitimle gönül kâ'besinin fethiyle İlâhî benlik varlığını hem zâhir hem de bâtın olarak sarmalaması gibi örneklerle bâtınî anlamlar açıklanır1. Bu derinlemesine bakış açısı, zâhirî ve bâtınî hakikatlerin birbiriyle ilişkili olduğunu ve rızıkların temin kaynakları gibi konuların hem zâhiren hem de bâtınen aynı şekilde işlediğini gösterir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 1, 2, 12, 17, 20, 41, 62
Rûm Sûresi'nin ilk ayetleri nasıl yorumlanıyor?

Rûm Sûresi'nin ilk ayetleri, tasavvufî ve bâtınî bir yaklaşımla hem zâhirî tarihî olaylara hem de derûnî hakikatlere işaret eden çok katmanlı yorumlara tâbi tutulmuştur. Sûrenin adını aldığı "Rûm" kelimesi, harf değerleri üzerinden Mushaf ve nüzul sıralamasıyla ilişkilendirilerek ilâhî bir sistemin parçası olarak görülür1. Ayetler, Rûm ve İran arasındaki savaşın geleceğine dair bir mucizeyi haber vermesinin yanı sıra1, Allah'ın başta ve sonda işlerin sahibi olduğunu1 ve ilâhî hikmetin tecellilerini vurgular1. Bu yorumlar, sûrenin sadece tarihî bir olayı değil, aynı zamanda sâlikin içsel yolculuğundaki ilâhî düzeni de anlattığını gösterir.

Ayrıntı

Rûm Sûresi, Mekke döneminde inmiş olup 60 ayetten oluşur ve adını ikinci ayette geçen "er-Rûm" kelimesinden alır1. Bu sûrenin yorumunda, ayetlerin hem zâhirî hem de bâtınî anlamları bir bütün olarak ele alınır; özellikle bâtınî, derûnî ve enfüsî mânâlara odaklanılır1.

Sûrenin ilk ayetleri, Rûm İmparatorluğu'nun İranlılara karşı yenilgisi ve ardından birkaç yıl içinde galip geleceği haberini içerir1. Bu, Hz. Muhammed'in bir mucizesi olarak kabul edilir ve Hz. Ebû Bekir'in bu habere dayanarak müşriklerle iddiaya girmesiyle pekişir1. "Bıd" kelimesi, üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade ederek bu galibiyetin gerçekleşeceği süreyi belirtir1.

Bâtınî yorumlarda ise "Rûm" kelimesinin harf değerleri (Rı: 200, Vav: 6, Mim: 40) toplanarak 246 sayısına ulaşılır ve bu sayının 2+4+6=12 şeklinde Mushaf'taki sıra numarasıyla (30. sûre olduğu için 3+0=3, nüzul sırası 84 olduğu için 8+4=12) ilişkilendirilmesi, ilâhî bir sistemin gereği olarak yorumlanır1. Ayrıca, sûrenin sayısal değeri olan 30 ile ayet sayısı olan 60'ın toplamı (3+0+6+0=9) gibi hesaplamalarla da ilâhî düzenin işaretleri aranır1.

Sûrenin 4. ayetinde geçen "lillâhil emru min kablu ve min ba’du" (Başta ve sonda iş Allah'a aittir) ifadesi, Allah'ın mutlak iradesini ve her şeyin O'nun takdirinde olduğunu vurgular1. Bu, "İlim malûma tabidir" düsturuyla birleşerek, ilâhî bilginin her şeyi kuşattığını ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığını gösterir1. Ayrıca, Rûm Sûresi'nin 19. ayetinde belirtildiği üzere, Cenâb-ı Hakk'ın hikmetinden sual olunmayacağı, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarması gibi tecellilerle ilâhî kudretin sınırsızlığına işaret edilir1. Bu yorumlar, sûrenin sadece tarihî bir olayı değil, aynı zamanda sâlikin içsel yolculuğundaki ilâhî düzeni ve hikmeti de anlattığını gösterir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 2, 3, 8, 11, 12, 13, 14, 19
Bu eserden en iyi nasıl faydalanılır?

Bu eserden en iyi şekilde faydalanmak için, okuyucunun eserdeki bilgileri kendi içsel yolculuğuna, yani sülûkuna tatbik etmesi gerekir. Eser, tasavvufî kavramların sadece zâhirî anlamlarını değil, aynı zamanda sâlikin niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde nasıl işlediğini idrâk etmesini sağlayarak, kalbin Hak'la özel ilişkisini derinleştirmeyi hedefler. Özellikle "esmâ-i ilâhiyye"nin nefste nasıl tezahür ettiğini ve bu tezahürlerin "asli hali olan esmâ-i ilâhiyye'ye döndürülmesi"1 gerektiğini anlamak, eserin sunduğu mârifeti amelî hayata dönüştürmenin anahtarıdır.

Ayrıntı

Bu eserden en verimli şekilde istifade etmek, metinde sunulan tasavvufî hakikatleri sadece zihinsel bir bilgi olarak almak yerine, onları sâlikin kendi iç dünyasında ve günlük yaşantısında karşılık bulacak şekilde anlamakla mümkündür. Eser, "esmâ-i ilâhiyye"nin insan hayatındaki merkeziyetine vurgu yapar ve bu isimlerin "nefsi ma'nâda kullanmaya başlayan kimse" için büyük bir mes'uliyet taşıdığını belirtir1. Bu bağlamda, eserdeki bilgileri "sâlikteki işleyiş" prensibiyle değerlendirmek gerekir. Yani, her bir kavramın sâlikin niyetinde, fiillerinde, kalbî hâllerinde ve mârifetinde nasıl bir dönüşüm meydana getirdiğini anlamaya çalışmak esastır2.

Eserin sunduğu bilgiler, "Cenâb-ı Hakkı bulmak için bir köprü" olarak verilen esmâ-i ilâhiyyenin, nefsileşmiş halinden "asli hali olan esmâ-i ilâhiyye'ye döndürülmesi" gerektiğini öğretir1. Bu dönüşüm, insanın "Abdullah olmakta, Allah'ın gerçek kulu olmakta"1 kemâle ermesini sağlar. Bu süreci idrâk etmek için, okuyucu "kalp gözü"nü3 açmalı ve "mükâşefe"4 yoluyla elde edilen bâtınî idrâklere açık olmalıdır. Eser, "kader sırrı" gibi derin hakikatlerin "hasların hâssının seçkinlerinin isti'dâdı"1 dahilinde olduğunu belirtirken, okuyucuyu bu derinliklere nüfuz etmeye teşvik eder. Ayrıca, "akl-ı kül ile nefs-i kül"ün "vehîm iblîsinin nefs-i külle ve nefs-i küllün de akl-ı külle gâlip gelmesiyle"1 kesîf âleme inişini anlatan bölümler, insanın kendi nefsî hallerini ve bu hallerin hakikatten uzaklaşmaya nasıl yol açtığını anlamasına yardımcı olur. Bu eserden en iyi fayda, okuyucunun bu bilgileri kendi "ilm"ini5 derinleştirmek ve "hased"6 gibi kalp hastalıklarından arınarak "sıfât-ı nefsâniyye"sini i'tidâl dâiresine çekmek1 suretiyle elde edilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Rûm Sûresi — s. 39, 48, 66, 72
  3. 2.K2
  4. 3.Vikipedi: Kalp Gözü
  5. 4.K1, s. 50
  6. 5.Vikipedi: İlim
  7. 6.Vikipedi: Hased