İbrahim Tâceddin Kayserî
Hak yolunun delili, sâliklerin medârı, ehl-i yakînin önderi, velâyet bahçesinin gülü, hidayet ehlinin imamı İbrahim Tâceddin, Kayseri'de doğdu. Akşemseddin'in halifesi İbrahim Tennûrî'nin akrabasından olup Seyyid neseblidir. "İbrahim-i Mükemmel" diye şöhret bulmuştur. Babası ticaretle uğraştığı için İbrahim Tâceddin de ticarete heves edip kervanlarla mal gönderiyordu. Kısa zamanda büyük bir servet elde etti. Aynı zamanda tasavvufa olan meyli sebebiyle babasının şeyhi Cemâleddin İbrahim Efendi'ye bağlandı. Bir müddet sonra seyriyle ilgili çeşitli rüyalar görmeye başladı. Ancak Nakşibendî şeyhi olan Cemâleddin Efendi rüyaya önem vermeyen ve bunları yorumlamayan bir zattı.
İbrahim Tâceddin yine bir defasında rüyasında Hazreti Ali'yi görmüş; Hazreti Ali nazarlarını İbrahim'e yöneltip başına siyah şemleli bir Halvetî tacı giydirerek "Tarikatımızı bulmak ve sırrımıza ermek istersen Halvetîlere yönel. Onlardan birine biat edersen bize de biat etmiş olursun" demişti. Bu rüyanın etkisiyle mürşid arayışına yönelen İbrahim Tâceddin, o günlerde ticaret için kervanlarını hazırladığında bazı tüccar dostlarının "Biz Erzincan'a doğru yola çıkıyoruz. Sen de bize katılmak istemez misin?" tekliflerini kabul ederek Erzincan'a doğru yola koyuldu.
Uzun bir yolculuğun ardından şehre ulaştı. O gece bir evde konakladıktan sonra ertesi gün Cuma namazı için Ulucami'ye gitti. Kürsüde bir zat vaaz veriyordu. Sözlerini can kulağıyla dinleyen İbrahim Tâceddin gönlünde bu zata karşı büyük bir iştiyak hissetti. Namazdan sonra elini öpmek için yanına gittiğinde "Ey İbrahim, aradığın sırlar Halvetîler'dedir. Biz de bu yolun hizmetini yürütmekteyiz" diyerek rüyasını haber verdi. İbrahim, adının Pîr Bahâeddin olduğunu öğrendiği bu zatla birlikte tekkesine giderek kendisine intisab etti. Kervandaki mallarını dervişler ve fukara için dağıtarak şeyhin hizmetine koyuldu.
Pîr Muhammed Bahâeddin tarafından halvete konulan İbrahim Tâceddin, ilk Halvetînin ardından maksudunu elde etti ve şeyhi tarafından hilâfetle görevlendirilerek memleketine irşad göreviyle gönderildi. Kısa sürede Kayseri halkı tarafından benimsenen İbrahim Tâceddin, sayıları gittikçe artan dervişleri için bir tekke inşa ederek tâliblere yol gösterdi ve halifeler yetiştirdi.
Rivayete göre bir bahar mevsiminde halkın daveti üzerine dervişleriyle kıra çıkan İbrahim Tâceddin, bir gül bahçesinde sohbete başladı. Söz kerametten açılınca dervişlerden biri "Acaba bizim şeyhin de böyle sırları, kerametleri var mıdır?" diye gönlünden geçirdi. Bu esnada bir dilenci gelmiş, Allah rızası için sadaka talebinde bulunmuştu. İbrahim Tâceddin o dervişe dönerek "Git şu ağacı salla ve dökülen yaprakları getir bu fakire ver" dedi. Derviş ağacı sallayıp dökülen yaprakların gümüşe dönüştüğünü görünce şaşkınlıkla onları toplayıp fakire verdi ancak bir kısmını da belli etmeden kuşağının arasına koyup sakladı. Şeyhin huzuruna vardığında İbrahim Tâceddin ona "Ey Derviş! Kuşağında sakladıkların fakir dilencinin isteği üzerine meydana gelmiş bir mananın mahsulüdür. Onlar fakire aitti, sana bir faydası olmaz. Var git nehre dök" diye emretti.
883 (1478) yılında vefat eden İbrahim Tâceddin Kayseri'de tekkesinin hazîresine defnolundu. Kabri kendi adıyla anılan mahallede bir türbe içinde olup günümüze ulaşmıştır. İbrahim Tâceddin'in tarikat silsilesi, halifelerinden Alâeddin Uşşâkî tarafından devam ettirilmiştir.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021