İçeriğe atla
Silsile

24. Halka

Muhammed Bahâeddin Erzincânî

Muhammed Bahâeddin Erzincânî, 15. yüzyılda yaşamış, Seyyid Yahya Şirvânî'nin önde gelen halifelerinden biri olup Halvetiyye tarikatının Anadolu'da yayılmasında kilit rol oynamıştır. Erzincan'da doğan ve Şirvân'a giderek Yahya Şirvânî'ye intisap eden Erzincânî, şeyhi tarafından halife tayin edilerek irşad göreviyle Erzincan'a gönderilmiş, burada büyük bir manevî nüfuz kazanmıştır. 879/1474 yılında Erzincan'da meydana gelen depremde dervişleriyle birlikte şehit olmuş; yetiştirdiği halifeler aracılığıyla Halvetiyye'nin Cemâliyye ve Ahmediyye kollarının teşekkülüne zemin hazırlamıştır.

Şeyhlerin kâmili, aşk ehlinin rehberi, gönüllerin tabibi, azizlerin seçkini, ledünnî sırların sahibi, ricâlullahın sultanı Muhammed Bahâeddin, Erzincan'ın bugünkü Üzümlü ilçesine bağlı Karakaya (Kerliç) köyünde doğdu. Dini ilimleri tedrisinin ardından Erzincan'da bir medresede müderris oldu. Bu esnada gördüğü bir rüya üzerine Şirvan'a gidip Yahya Şirvânî'ye intisap etti.

Bu olayı kendisi şöyle anlatmaktadır: Bir gece rüyamda kendimi uçsuz bucaksız bir denizin kenarında gördüm. Kıyaya demir atmış gemiler vardı. Bunlara binip denizden geçmek istedim. Gemiler yük ve yolcularını almış, yelkenleri açarak sefere hazırlanmışlardı. Bunlardan birine binmek istediğimde bana izin vermediler. Gemicilerden biri "Bu gemilerin sahibi şurada duran zattır. Ona müracaat edip seni gemisine almasını rica eyle. Zira onun rızası olmadan sahilden hiçbir gemi denize açılmadığı gibi yine onun izni olmadan hiçbir gemi de seni almaz. O zata Seyyid Yahya Şirvânî derler" dedi. Ben de hemen o zata varıp kendisine niyaz ettim. O da kabul ederek beni gemilerden birine bindirdi, yola çıktık. Bu halde iken uyandım. Sabahleyin hemen öğrencilerime izin verip medresemi tatil ettim ve aşkla şevkle Şirvan'a doğru yola koyuldum. Şeyhin huzuruna vardığımda bana "Molla Muhammed, o gemiler tarikat erbabı dervişler içindi. Hoş geldin" diyerek rüyamı haber verdiler. Ben de hemen kendilerine intisab eyledim.

İntisabının ardından kısa sürede tasavvufî terbiyesini tamamlayan Muhammed Erzincânî, şeyhi tarafından halife tayin edilerek irşad göreviyle Erzincan'a gönderildi. Doğduğu kasabada bir zâviye ve mescid yaptırıp Halvetiyye tarikatını yaymaya başladı. Köyleri dolaşıp halkı irşad eder, cuma günleri de Erzincan'a gelerek Ulucami'de vaaz verirdi. Kısa sürede yöneticiler ve halk nezdinde büyük bir nüfuza kavuştu.

Nitekim o dönemde Erzincan ve çevresine hâkim olan Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ı Fatih Sultan Mehmed ile savaşmaması konusundaki menkıbe, Muhammed Erzincânî'nin bölgedeki manevî nüfuzunu göstermesi bakımından önemlidir. Menkıbeye göre Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed'le savaşmaya karar vermişti. Muhammed Erzincânî ile bu kararını paylaşmak ve duasını almak için tekkeye geldi. Şeyh Erzincânî, Uzun Hasan'a "Onlarla savaşmaman senin için daha iyi olur. Çünkü bu sultan ve askerleri İslam gazileridir ve haklarında hadiste ni'me'l-ceyş diye övgü vardır" dedi. Uzun Hasan şeyhin bu sözüne kızarak tekkeden ayrılırken Erzincânî ona "Şimdi sözümüzü kabul etmeyip kızıyorsunuz. Siz kendinize layık olanı daha iyi bilirsiniz. Bunu kendiniz seçiniz, sonucuna da katlanırsınız" dedi.

Muhammed Erzincânî'nin uyarısını dinlemeyip Fatih ile savaşa girişen ve Otlukbeli'nde uğradığı yenilgiden sonra şeyhin zâviyesine gelip âkıbetinin ne olacağını soran Uzun Hasan, şeyhten Fatih'in kerem sahibi bir sultan olduğu ve kendisini asla üzmeyeceği cevabını alınca rahatlamış, şeyhin halifelerinden Pîr Ahmed'i Fatih'e elçi olarak göndermişti. Osmanlılar'la Akkoyunlular arasındaki barış antlaşması bu olayın ardından gerçekleşmiştir.

Muhammed Erzincânî, 879 (1474) yılında Erzincan Ulucami'de halvette iken meydana gelen deprem sırasında yedi müridiyle birlikte vefat etmiş ve bu caminin yakınına defnedilmiştir. Ayrıca doğduğu Kerliç köyü mezarlığında kendisine nispet edilen bir kabir bulunmaktadır. Rivayete göre bir gün şeyh hazretleri sabah namazının ardından virdini okuyup bitirdikten sonra dervişlerinin yanına giderek "Her kim Hakk'a vâsıl olmak isterse kendi varlığından geçip O'na yönelsin. Bu hâli bulanlar benimle şehre gelsinler" dedi. Kırk dervişiyle birlikte Erzincan'a giderek Ulucami'de halvete girdiler.

Bazı dostları şeyhe "Sultanım, erbaine yaz vaktinde girerdiniz. Şimdi ise bu vakti gözetmeden halvetnişin oldunuz. Bunun sebebi nedir?" dediklerinde "Erzincan halkına Allah katından bir zelzele gelecek. Bu hâlin defi için Hak dostlarıyla burada halvete olduk. Belki içimizden birinin duası kabul olur da bu afetten kurtulurlar. Biz bu halkın çok ekmeğini yedik. Üzerimizde hakları vardır. Safalı vakitlerde onlarla birlikte olurken, cefalı zamanlarda bırakıp gitmek olmazdı" diye cevap verdi. Erbaîn tamamlandığında Şeyh dervişlere "Evlatlarım halvette iken gönlümüze 'Ey Muhammed, halkın üzerinden âfetin kaldırılmasını istiyorsan kendini feda edip bizden yana gelmen gerek bizde halvet şarabını iç' hitabı geldi. İçinizde şehadet şerbeti içmek isteyenler kalabilir, diğerleri tekkeye dönsünler" buyurdu. Şeyhin yanında yedi derviş kalıp diğerleri döndüler. O gece olan depremde sadece Ulucami yıkıldı ve Muhammed Erzincânî dervişleriyle şehid oldular.

Seyyid Yahya Şirvânî'nin kendindeki aşk hâlini Dede Ömer Rûşenî'ye, cezbeyi Alâeddin Rûmî'ye, zühdü Habib Karamânî'ye, takvayı Pîr Şükrullah'a, irfânı da Muhammed Erzincânî'ye verdiğini söylemesi onun tasavvuftaki neşvesini göstermesi bakımından önemlidir.

Muhammed Erzincânî, Akkoyunlu Devleti sınırları içindeki Erzincan'dan dışarıya çıkmamakla birlikte yetiştirdiği İbrahim Tâceddin, Pîr Fethullah, Pîr Ahmed Erzincânî ve Cemal Halvetî gibi halifeleri vasıtasıyla Halvetiyye'nin Anadolu'da yayılmasında önemli rol oynamıştır. Halvetiyye, II. Bayezid devrinde tarikatın Cemâliyye kolunun pîri Cemal Halvetî tarafından İstanbul'da yayılmıştır. Diğer halifesi İbrahim Tâceddin Kayserî'nin silsilesine mensup Yiğitbaşı Ahmed Efendi, tarikatın bir diğer kolu Ahmediyye'yi oluşturmuştur. Bu iki koldan birçok şube doğmuş ve Halvetiyye Osmanlı Devleti'nin sınırları içinde en yaygın tarikat hâline gelmiştir.

Çok sayıda manzum ve mensur eseri bulunduğu kaydedilen Muhammed Erzincânî'nin günümüze sadece seyrü sülûk makamlarına (atvâr-ı seb'a) dair 815 beyitlik mesnevi nazım şekliyle ve sade bir dille Türkçe yazdığı Makâmâtü'l-Ârifin adlı eseri ulaşmıştır.

Hikmetli Sözleri

* Öyle bir dille zikreyle ki bu zikir seni boş sözlerden kurtarsın. Kalbini haşyetle doldur ki daima Hakk'ı tefekkür edesin. Böyle bir gönül Allah'ın lütfu olup her kula nasip olmaz. İmdi sana gereken kalbini tasfiyeye gayret etmektir. O zaman Hakk'ın yardımı daimi hâle gelir.

* Yakîn sâlike Hakk'ın bir bağışıdır. Ama buna ulaşmak için gayret gerekir. Zira her şeyin evveli gayret sonu lütuftur. İlme'l-yakîn olmayınca ayne'l-yakîn bulunmaz.

* Bütün âlemin fâili Allah'tır. Küllî ve cüzî şeyleri o var etmiştir. Yeri ve göğü halk eden ve yine yok edecek olan O'dur. Gönül gözüyle bir bak! Mahlukât içinde insan gibi kâmili yoktur. Yerleri, gökleri hatta arşı dahi senin için halk etmiştir. Hakk'ın en büyük ismi, Allah'ın arşı olan insanın gönlüdür.

* Ya Rabbi! Rahmetinle aşkı ihsan et. Vahdetinin mülküne bizi mahrem eyle. Bütün âlemin işi senin aşkınladır. Mahlukâta aşkı sen verirsin. Ey çok cömert olan Rabbimiz! Gizli olan zat mertebesini lütfeyle.

* Kâinâtın mertebeleri yedidir: Yedi deniz, yedi cehennem ve yedi uzuv vardır. Kur'ân'ın yedi mertebede anlamı bulunur. Bunun gibi insan nefsi de yedi mertebededir.

* Şimdi sen de canınla, gönülden O'nu zikret ki sana feyziyle mukabelede bulunsun. O'nun zikri bize daima gıdadır ve kalbi hasta olanlara şifadır. Bu yolda dervişin zahmeti çoktur. Ey derviş! Zahmetten kaçma, azimle yola koyul. Zorluk peygamberlerin ve velilerin mesleği ve yoludur.

* Mütevazı ol, sabret. Kendinden varlığı gider ki Allah'ı bulasın. Muhabbet suyuyla temizlen, maksudun o zaman zuhûr eder. Dünya sevgisinden kurtul ki şevke eresin. Bekâya gayret et, Hakk'ın nuru açılsın. O zaman eşyanın sırrına mazhar olursun, isimlerini bilirsin.

* Canını bu yolda feda edersen, yol göstericiyi bulursun da böylece Allah'a dost olursun. Allah seni dost edinirse vuslat şarabını içirir. Ondan gelen cefa ve mihnete katlanırsan sana hikmetini ihsan eder, vuslata yol bulursun. Kıymetini bilirsen Zât'ın şuhudunu sana giydirirler.

* Bu yola tâlib olan hemen dostu bulacağını zannetmesin. Bu nedenle tâlibin daima talebinde zinde olması gerekir.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021