İçeriğe atla
Silsile

23. Halka

Seyyid Yahya Şirvânî

Seyyid Yahya Şirvânî, 14. yüzyılın sonlarında Şirvan'da doğmuş, Halvetiyye tarikatının ikinci pîri olarak kabul edilen büyük bir Türk-Azerbaycanlı sûfîdir. Sadreddin Hiyâvî'ye intisap ederek uzun yıllar süren halvet ve riyâzet sonucunda kemâle eren Seyyid Yahya, Bakü'de kurduğu hankâhla Halvetiyye'nin İslâm dünyasına yayılmasında belirleyici rol oynamıştır. On binlerce müridine 360 halife yetiştirmiş, Virdü's-Settâr başta olmak üzere Arapça, Farsça ve Türkçe önemli tasavvuf eserleri kaleme almıştır.

Hayatı ve Yetişmesi

Seyyidlerin rehberi, şeyhlerin şeyhi, pîrlerin seçkini, velâyet ehlinin baş tâcı, ledünnî sırların mazharı, ârif-i billah Seyyid Yahya Şirvânî 14. yüzyılın sonlarında Şirvan eyaletine bağlı Şamahı'da doğdu. "Şirvânî" nisbesinin yanı sıra hayatının önemli bir kısmını geçirip vefat ettiği Bakü'ye nisbette "Bakûvî" diye de anılmıştır. Soyu İmam Mûsâ el-Kâzım'a dayanır. Babası Seyyid Bahâeddin ve ataları, Şirvanşahlar Devleti'nde nakîbüleşraflık vazifesini üstlenmişlerdi.

Yahya Şirvânî tahsilini çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Şamahı'da Şemseddin Ahsîkesî, Kutbüddin es-Serabî ve Mevlânâ Tâceddin gibi âlimlerin yanında tamamladı. Çocukluğundan beri alnında seyyidlik ve velilik nuru parlardı. Bu sebepten yüzünde ve bakışlarında büyük bir sevimlilik vardı. Aynı zamanda sûfilere ve yollarına karşı sevgi beslerdi.

Şeyhe İntisabı

Seyyid Yahya bir gün akranlarıyla çevgân oyunu oynamakta iken, Sadreddin Hiyâvî'nin oğlu Şeyh Pîrzâde Muhammed hazretleri oradan geçmekte idi. O sırada değnekle vurulan top havalandı ve gelip Pîrzâde'nin önüne düştü. Topu almak için koşan Seyyid Yahya, şeyhi görünce önünden geçmeye edep etti ve yol kenarında durup Pîrzâde'ye hürmetle selam verdi. Şeyh onun bu davranışını beğenerek yanındaki dervişlere döndü ve "Gelin ben dua edeyim, siz de âmin deyin. Allah bu çocuğu ve neslini Peygamber Efendimize ve Hazreti Ali'ye layık kılsın. Ecdadı gibi velâyet ehlinden olsun" diye dua etti.

Seyyid Yahya o gece rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Hazreti Peygamber ona nasihatlerde bulundu ve Şeyh Sadreddin'i göstererek "Bu, senin manevî babandır. Onun yanına git ve ondaki esrara talip ol" dedi. Sabahleyin Şeyh Sadreddin'in dergâhına giden Seyyid Yahya huzura çıktığında daha hiçbir şey söylemeden şeyh ona "Resûlullah'ın manevî babandır diye tembih ettiği kişiye benziyor muyum, bak bakalım!" diye sorunca Seyyid ağlayarak şeyhin ellerini öptü ve Sadreddin-i Hiyâvî'ye intisab etti. Uzun yıllar mürşidinin gözetiminde yoğun bir halvet, riyâzet ve mücâhedenin ardından sülûkunu tamamladı.

Çok güzel ve tesirli bir çehreye sahip olan Seyyid Yahya, halvetten çıktığı zaman yüzüne bakılamayacak derecede nuranîlik kesbederdi. Menkıbelerde anlatıldığına göre babası, onun sûfilerle olmasını, dünya işlerinden ilgisini kesmesini ve halvete çekilmesini hoş karşılamaz, Şeyh Sadreddin ve sûfilere olumsuz duygular beslerdi. Bu nedenle Seyyid Yahya'yı yolundan çevirmek istemiş ancak başarılı olamamıştı. Bunun üzerine şeyhi tehdit etmek ve zor kullanmak düşüncesinde iken, Yahya'da gördüğü hallerden dolayı pişman olmuş ve şeyhin yanına giderek intisab etmişti.

Bakü'ye Yerleşmesi ve Hankâhı

Şeyh Sadreddin, vefatından sonra yerine Yahya Şirvânî'nin geçmesini vasiyet ettiği halde müridleri onun çok genç olduğunu düşünerek Şeyh Sadreddin'in damadı Pîrzâde'nin etrafında toplandılar. Bunun üzerine Seyyid Yahya, Şamahı'dan ayrılmaya karar verdi. O sırada Şirvanşahlar Devleti'nin sultanı olan ve devlet merkezini Bakü'ye taşıyan Halil Han, Yahya Şirvânî'yi yeni başşehre davet etti ve burada inşa ettirdiği sarayın yakınındaki Keykubad Mescidi'ni ona tahsis etti. Böylece Halvetiyye'nin İslâm dünyasında yayılmasına kaynaklık edecek en önemli hankâh onunla birlikte faaliyete geçmiş oldu.

Seyyid Yahya hazretleri burada uzun yıllar irşad faaliyetinin ardından 870 (1466) yılında vefat etti. Vefatından sonra dervişlerinden biri onu rüyasında gördü ve "Allah Teâlâ size nasıl muamelede bulundu?" diye sordu. Seyyid de "Bana kemâl ve lütufla tecelli eyleyip arş-ı âlâda nuranî bir sedirin üzerine oturttu ve safâlı ruhlara da etrafımda toplanmalarını emretti. Ardından bana hitap ederek: 'Ey Yahya! Nasıl ki dünyada iken dervişlerini etrafına toplayıp onlara Virdü's-Settâr'ı okuyor idiysen, şimdi burada da oku, dinlesinler' buyurdu."

Seyyid Yahya Şirvânî'nin kabri Keykubad Mescidi'nin kıble tarafında inşa edilen sekizgen planlı türbe içerisindedir. Bu türbe günümüze kadar gelmiş olup hâlen Şirvanşahlar Saray Müzesi dâhilinde bulunmaktadır. Seyyid Yahya'nın hankâhı Safevîler'in 1501'de Bakü'yü zaptetmesi esnasında tahrip edilmiş ise de, Sultan III. Murad zamanında Şirvan'ın Osmanlılar tarafından fethinin ardından Özdemiroğlu Osman Paşa burayı tamir ettirip girişine bir taçkapı yaptırmıştır. Şirvan mimari üslûbundaki bu kapı hâlen ayakta olup Murad Kapısı adıyla anılmaktadır.

Tarikat İçindeki Yeri ve Tesirleri

Yahya Şirvânî, Halvetiyye'de yedi isimle uygulanmakta olan zikre beş isim daha ekleyerek on iki isimle zikir yaptırması, Vird-i Yahya veya Virdü's-Settâr diye bilinen evradı tertip etmesi, halvet ve zikir âdâbıyla ilgili yenilikler yapması dolayısıyla tarikatta ikinci pîr (pîr-i sânî) olarak kabul edilmiştir. Onun riyâzete çok önem verdiği, yaz aylarında sahraya çıkarak halvet ve ibâdetle meşgul olduğu, savm-ı visâl yaptığı nakledilir. O dönemde Azerbaycan muhitinde gelişen Bâtınîlik hareketine karşı Ehl-i Sünnet inancını savunan Seyyid Yahya'nın ardından hankâhdaki şeyhlik makamına büyük oğlu Şeyh Fethullah geçmiştir. Küçük oğlu Şeyh Nasrullah ise, Kırım hânının daveti üzerine Kırım'a giderek burada hem nakîbüleşraflık görevini üstlenmiş hem de tarikat faaliyetlerini sürdürmüştür. Halvetîlik, Kırım ve civarında ilk defa onun vasıtasıyla yayılmıştır.

Seyyid Yahya'nın, sayısının on binlere ulaştığı belirtilen müridlerinden 360'ına hilâfet verdiği kaydedilir. Halvetiyye'nin İran, Azerbaycan, Kuzey Afrika, Mısır, Hindistan, Anadolu ve Balkanlar gibi İslâm dünyasında geniş bir coğrafyaya yayılması bu halifeleri vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Yine kırktan fazla şube ve kol ile Halvetîlik, Osmanlı Devleti'nde en çok müntesibi ve tekkesi olan mektep hâline gelmiştir. Seyyid Yahya'nın çoğu Anadolulu olan halifelerinden bazıları şunlardır: Ali Alâeddin Rûmî, Muhammed Bahâeddin Erzincânî, Dede Ömer Rûşenî, Habib Karamânî, Afyonlu Pir Şükrullah, Yusuf Ziyaeddin Müskürî, Seyyid Ahmed Sünneti, Çankırılı Hamza Efendi.

Eserleri

Seyyid Yahya Şirvânî Arapça, Farsça, Türkçe manzum ve mensur eserler kaleme almış, şiirlerinde "Seyyid" mahlasını kullanmıştır. Eserleri arasında tüm Halvetî dervişlerince okunan Virdü's-Settâr isimli evrâd kitabı; akıl, kalp, ruh ve nefis konularının ele alındığı Keşfü'l-Kulûb; abdest ve namazın tasavvufî açıdan sırlarının izah edildiği Esrârü'l-Vudû; ahlâkî vasıfların anlatıldığı Mekârimü'l-Ahlâk; seyrü sülûk makamlarının izah edildiği Makâmât ve tasavvufî meselelerin Kur'an ve hadislerden delillerle açıklandığı Şifâü'l-Esrâr isimli eserleri öne çıkmaktadır. Seyyid Yahya'nın Türkçe kaleme aldığı Şifâü'l-Esrâr aynı zamanda Azerbaycan sahasında yazılan ilk tasavvufî kitaptır.

Hikmetli Sözleri

* Bir şeyhin icazetli pek çok halifesi olsa da vekili ve postnişîn olacak zat hulefa arasında bir tanedir. Şeyh hayatta iken belli olmaz ise, vefatından sonra onda ilahî sırlar kendiliğinden meydana çıkar ve tevhid nurları ile etrafını aydınlatmaya başlar. Diğer halifeler de tövbe ve istiğfar verir, sâliklere âdâb-ı tarikatı öğretirler.

* Tasavvuf yoluna ulaşmak için şu üç merhaleyi aşmak gerekir: Tecevvü (açlık), Tefekkür ve Tahayyür. Bir sâlik eğer açlık, riyâzet ve mücâhede hâlinde olmazsa âlem-i fakra ayak basamaz. Müridin mertebesinden düşmesi de yükselmesi de Allah'a muhtaç olma bilincine (fakr) bağlıdır. Eşyanın hakikati tefekkürle keşfolunur. Bundan sonra tahayyür (hayret) mertebesi gelir. Sâlik bu mertebede iken "Rabbim hayretimi artır" diye niyaz eder ve elde ettiği halleri kimseye söylemez hatta kendinden bile sakınır. Zira bu mertebede elde edilen sırlar ve haller harflere, kelimelere sığmaz, sözle de anlatılamaz.

* Ey sâlik, hazır ve âgâh ol; gözlerini gaflet uykusundan aç. Kendi özünü tefekkür et. Madem Allah sana göz vermiş, O'nun kudretini ve büyüklüğünü gör, eşyaya ibretle bak, beyhude nazar eyleme.

* Sûfilerin yolu sağlam bir irade ve tertemiz bir ihlâs sahibi için pek kolaydır. İradesi ve ihlâsı olmayanlar için ise pek çetindir.

* Sana yolları bilen, işleri kolayca halleden bir yoldaş rehberlik etmelidir ki uçsuz bucaksız yolları ve sahraları katedebilesin. Zira yaratılışın başından sonuna kadar hiçbir şey vasıtasız zuhûr etmemiştir.

* Ey azizim, yakinen bilmiş ol ki Allah Teâlâ'nın ledün ilmini ikram ettiği kimseler âlim velilerdir. Bu zümre, Allah ehlidir ve kâinatın seçilmişleridir. O halde gayret et ki bu zümreden, Hak dostlarından uzak düşmeyesin, bunların muhabbetinden ayrılmayasın.

* Hilekâr, cahil, yoldan sapmış şeyh görünümlü kimsenin eline asâ alması, boynuna ridâ asması, hırka giymesi, menkıbe ve kerametler anlatması, düşler gördüm demekle büyüklenmesi ve şeyhlik taslamasıyla müridi muradına erdirmesi mümkün değildir.

* Allah'tan korkmanın (havf) alameti, O'ndan başkasından korkmamaktır. Allah'tan ümitvar olmanın (recâ) alameti, O'ndan başka şeylerden ümidini kesmektir. Allah'a duyulan şevkin alameti de O'ndan başka her şeyden uzaklaşmaktır.

* Sûfilik öyle sadece çalışmakla elde edilmez. Nerede görülmüş merkep çalışmakla at olsun! Her kim sûfilerle tanışmış ve dervişler zümresine dâhil olmuşsa bu, ezeldeki tanışıklıktan ötürüdür. Dün orada birlikte olanlar, burada da birlikte oldular. Orada tanış olmayanlar burada da tanışıp bileşemezler.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021