Hayatı ve Yetişmesi
Zikir ehlinin sultanı, ilahî sırların kâşifi, Hak dergâhının rehberi, ilim ve hikmetin vârisi Sadreddin Hiyâvî, Şirvan'ın Hiyâv kasabasının Müşekkâ köyünde doğdu. Ailesinin geçimini temin etmesi gerektiğinden küçük yaştan itibaren ticaretle meşgul oldu. Bu nedenle medrese eğitimi görme imkânı bulamadı. Ancak tasavvufa olan meyli sebebiyle yaşadığı bölgedeki tekkeleri ziyaret ederek sûfilerin sohbetlerinden yararlanmaya çalıştı. Yine böyle bir ziyareti sırasında tanıştığı İzzeddin Halvetî hazretlerinin manevî nüfuzundan etkilenerek kendisine bağlandı.
İntisabı
Gençliğinde yün elbise yaparak rızkını kazanan Sadreddin Hiyâvî, zamanla emrinde birçok kişiyi çalıştıracak kadar zengin oldu. Kazandığını fukara ve dervişler için harcar, elinden geldiğince ihtiyaç sahiplerine ikramda bulunurdu. Hiyav halkı Şeyh İzzeddin ve dervişlerini köylerine davet ederek hem sohbetlerinden istifade etmek hem de onlara ikramda bulunmak istiyorlardı. Bu daveti tertip edenlerin başında da Sadreddin geliyordu. Bir gün Şeyh İzzeddin davete icabet ederek dervişleri ile birlikte köyü ziyaret etti. Sohbet sonrasında zikir halkası kuruldu ve dervişler devrâna kalktılar. Şeyh ise bir köşede murakabeye dalmış oturuyordu. Sadreddin bu esnada yaşadığı olayı şöyle anlatmaktadır: Dervişler sema ederken ben de şeyhe bakıyordum. Bir müddet sonra şeyhin bedeni birden büyümeye başladı. Öyle büyüdü ki oradakiler ve ev şeyhin vücudunda kayboldu. Sonra bedeni mahalleyi, köyleri ve şehri kapladı. Bütün şehirler ve köyler sanki gözlerimin önüne serilmişti. Benim için artık ayrı gayrı kalmamış, herkes bir olmuştu. Bu hal bir müddet devam ettikten sonra şeyh yine eski bedene geri döndü. Zikirden sonra hemen huzurlarına varıp ellerini öptüm ve beni dervişliğe kabul etmesini niyaz edip biatımı gerçekleştirdim.
İrşad Görevi ve Şeyhiyle İlişkisi
Şeyh İzzeddin'in yanında kısa sürede terbiyesini gerçekleştiren Sadreddin, memleketi olan Hiyâv ve civarında irşadla görevlendirildi. Hatta mürşidi kendi oğlu Muhammed Takıyyüddin'in terbiyesini de ona havale etti. Sadreddin Hiyâvî, zâhirî ilimleri tahsil etmemesinden dolayı ümmî sayılmakla birlikte mana ilimlerinin hakikatlerine sahip bir zattı. Bu nedenle Şeyh İzzeddin hazretleri, huzurunda ne zaman Sadreddin Hiyâvî'nin adı geçse onu hürmet ve tazimle anardı. Zaman zaman Hiyâv'a davet edilse "Orada Sadreddin var. O size yeter, bize ihtiyacınız yoktur" buyururdu. Yine o bölgeden kendisine intisab etmek için gelenleri kabul etmeyip Sadreddin'e yönlendirirdi.
Mısırlı Derviş Hadisesi
Anlatıldığına göre Şeyh Sadreddin Hiyâvî'nin Mısırlı Hacı Muhammed isminde dini ilimlerde iyi yetişmiş, tasavvufî eserlere nüfuz eden, hatta İbnü'l-Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'ini şerh edebilecek kudrete sahip bir dervişi vardı. Bir gün sûfiler sema ederken bu derviş ilmine aldanarak hem dervişleri hem de şeyhini küçümseyici bir eda ile "Ey ümmî şeyh! Senin şeyhliğinden ne olur. Eğer benim gibi kâmil bir zata sahip olmasaydın seni kim bilebilirdi. Şöhretine sebep benim" anlamında bir beyit okudu. Şeyh Sadreddin zikrin bitiminden sonra bu dervişe dönerek: "Evladım, bazı çocukları babaları kucaklarına alıp başlarının üzerinde gezdirirler. O çocuk da kendisini yüksekte görüp, babamdan daha büyük oldum diye düşünür. Ama bilmez ki babası onu kollarından salıverse düşüp helak olacak" diye dervişe kudret nazarıyla baktı. Bu olaydan sonra derviş üç gün hasta yattıktan sonra vefat etti.
Pîr İlyas Amasyavî Hadisesi
Yine şeyhin Pîr İlyas Amasyavî isimli, ilimde paye sahibi bir müridi vardı. Bu derviş de şeyhimiz ümmîdir diyerek tam teslim olamamış, nice zaman tekkede terbiye gördükten sonra memleketi Amasya'ya dönmüştü. Burada kendi başına bir müddet riyâzet ve taat ile meşgul olduktan sonra Horasan diyarının meşhur şeyhlerinden Zeynüddin Hâfî'ye intisab etmeye karar verdi. O gece rüyasında Resûlullah'ı gördü. Peygamberimiz ona "Ey İlyas, gönlündeki bu arzuyu gider ve vaktin Hızır'ı olan Sadreddin'e yetiş" buyurdu. İlyas da hemen şeyhin bulunduğu Şirvan'ın yolunu tuttu. Şeyh Sadreddin dervişleri ile birlikte otururken onlara "Bizim İlyas'ı bize gönderdiler. Amasya'dan yola çıktı falan gün gelir karşılarız" dedi. İşaret edilen gün gelince şeyh dervişleri ile birlikte karşılamaya çıktı. Bir süre sonra Pîr İlyas karşıdan gelip hemen şeyhin eline kapandı. Şeyh de kendisine "Evladım, ne mutlu sana ki Resûl-i Ekrem (sav) hazretleri sana rehberlik etti" diyerek olan biteni ona haber verdi.
Vefatı ve Halifeleri
Uzun yıllar irşad postunda oturan ve birçok dervişe rehberlik eden Şeyh Sadreddin Hiyâvî hazretleri 860 (1455) yılında Şamahı'ya yakın Künbed-kubûr adı verilen yerde vefat etti. Halifelerinden Pîrzâde Muhammed Takiyüddin hem şeyhinin oğlu, hem de damadı olması hasebiyle vefatından sonra yerine geçti. Diğer halifesi Şeyh İbrahim Şirvânî Sivas'ta, Pir İlyas da Amasya'da irşadla görevlendirildiler. Tarikat silsilesi ise baş halifesi Seyyid Yahya Şirvânî ile devam etmiştir.
Hikmetli Söz ve Kerametleri
* Dervişlik öyle bir ateştir ki İbrahim gibi olanlara gül bahçesi, Musa gibi olanlara da gönül aydınlığı olur. Dervişler bu ateşin nuruyla zâhir ve bâtınlarını aydınlatır; şeriat, tarikat ve hakikatin esrarını görürler.
* Bizi inkâr eden de bizdendir. Zira bizden yüz çevirip taş atanın müşkülünü hallettiğimizde o yine bize döner.
Şeyhin bu sözü söylemesiyle ilgili şöyle bir olay anlatılır: Bir gün şeyhi inkâr eden bir genç "Varayım geceleyin şeyhin kapısına vurayım. Dışarı çıkınca da onu bir güzel döveyim. Nasılsa şehrin gençleri de buraya gelirler" niyetiyle gece şeyhin kapısına geldi. Fakat şeyhin kapısının önünde beklerken gördü. Şeyh o gence "Behey yiğit gel bakalım! Biz, sen maksuduna erişesin diye ne kadar zamandır bekleriz, sen niçin geciktin? Hemen döv de var git, muradın hâsıl olsun" dedi. Bu söz üzerine genç pişmanlıkla özür beyan edip hemen kendisine biat etti. Daha sonra da şeyhin halifelerinden oldu.
* Baş halifesi olan Yahya Şirvânî hazretleri şöyle anlatmaktadır: Bir akşam şiddetli kış ve soğuk sebebiyle çok üşümüş ve evimdeki tandıra girmiştim. Bu sıcaklıkta uyuyup kaldım ve yatsı namazına mescide gidemedim. Sonra kalkıp yatsı namazını kılmak istedim. Ama ayaklarım tutulmuştu, ağrı ve acı sebebiyle kalkamayıp yere oturdum. Birkaç defa daha denediysem de yine kalkmaya gücüm yetmedi. Aradan bir müddet geçtikten sonra şeyh çatıdan gelip aşağıya indi ve bana "Niçin yatıyorsun, kalk bakalım!" diyerek elimden tutup ayağa kaldırdı. Gözümü açıp etrafa baktım ama şeyhi göremedim. Fakat ayağa kalkabilmiştim ve hiçbir ağrım da kalmamıştı. Sabahleyin erkenden şeyhin huzuruna vardığımda bana namazın hakikatlerinden bahsettikten sonra "Bir daha sakın namazın vaktini geçirip de kendini tehlikeye atma" diye tembih etti.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021