Dini ilimlerin delili, tarikat ve hakikat ehlinin önderi, veli kulların seçkini, hidayet yolunun rehberi olan Hacı İzzeddin Halvetî'nin ismi Mahmud b. Mevdûd, künyesi "Ebü'l-Muhsin"dir. Dedeleri Türkmen olması hasebiyle "Türkmanî" nisbesiyle anılmıştır. Şirvan'a bağlı Şamahı'da doğdu. Gençliğinde ticaretle meşgul oldu ve bu vesileyle birçok beldeyi dolaşarak hayli zenginlik elde etti. Bir hac yolculuğunda haramiler tarafından kervanları baskına uğradı. Eşkıyalar direnen tüccar ve muhafızları öldürdüler. Bu esnada Hintli bir derviş kenara çekilmiş, kendi hâlinde sükûnetle oturuyordu. Haramiler dervişe dokunmayıp "Bize de dua et" demelerini hayretle izleyen Hacı İzzeddin içinden "Eğer bu beladan kurtulur da evime sağ salim dönersem, malımı mülkümü fakirlere, dervişlere dağıtıp onların arasına karışacağım" diye ahd etti. Yağmadan kurtulup vatanına dönünce malını mülkünü dağıtıp yaşadığı beldenin meşhur şeyhlerinden Seyfeddin Efendi'ye intisab etmek için istihareye yattı. Ancak rüyasında Ahî Emre hazretlerini görünce irşadının onun elinden olacağını anlayarak Herî'ye gitti. Şeyhin hizmetine girip uzun yıllar nefsinin terbiyesiyle meşgul oldu. Hafız olması hasebiyle gündüzleri dervişlere Kur'ân öğretiyor, geceleri de ibâdet ve taat ile geçiriyordu. Seyrini tamamladıktan sonra şeyhinin emri ile Güney Azerbaycan şehirlerinden Merâga'ya yerleşti ve burada inşa ettiği mescit ve zaviyede irşada başladı.
Anlatıldığına göre Timur bölgeyi ele geçirmiş, etrafı kan ve ateşe boğmuştu. Hacı İzzeddin'e haber gönderip huzuruna davet etti. Şeyh gelmeden önce etrafındakilere "Şeyhi bir imtihan edelim bakalım. Gidin bir kuzu gasbedin pişirip getirin. Bakalım, yiyecek mi yoksa helal ile haramın arasını ayırt edebilecek mi?" diye emri verdi. Adamları bir müddet sonra civardan gasbettikleri bir kuzuyu pişirip sofrayı hazırladılar. Timur şeyhle sohbet esnasında "Buyurun sizin için bir ziyafet hazırladık" diye sofraya davet etti. Şeyh de besmele ile yemeye başladı. Timur hemen atlayıp "Efendi, helal midir ki yersin?" diye sordu. Hacı İzzeddin "Bize helaldir" diye yemeye devam etti. Bunun üzerine Timur orada bulunanlara dönerek alaylı bir sesle "İnsanların evliya diye peşinden gittiği şu adamı görün bakın, nasıl da gasbedilmiş haram kuzuyu besmeleyle yiyor. Dini heba ettiği gibi iyi bir cezayı da hak etti" diyerek şeyhi itham etmeye başladı. Hacı İzzeddin ise "Sözümüz doğrudur, şimdi açığa kavuştururuz, inşallah" diye cevap verdi. Tam o sırada yaşlı bir kadın ağlayarak muhafızların arasından Timur'un huzuruna vardı ve "Sultanım, benim birkaç kuzum vardı. İçlerinden birini büyük bir ihtimamla beslemiş ve şeyh İzzeddin hazretlerine adamış, nezretmiştim. Ancak senin askerlerin meradaki kuzular arasından onu zorla aldılar. Beni korkutup, bana zulmettiler" diye şikâyet etti. Timur kadının sözleri karşısında şaşkınlık içinde bakakaldı. Şeyh başını kaldırıp kadına "Ey Hatun, sadakan bize ulaştı ve makbul oldu. İşte yediğimiz kuzu odur" dedi. Bunun üzerine kadın büyük bir sevinç ve gözyaşı içinde şeyhin duasını alarak evine döndü.
828 (1424) tarihinde Şamahı'da vefat eden Hacı İzzeddin Halvetî'nin kabri Mir Ali Kapısı yakınındadır. Bazı kaynaklarda Merâga'da vefat ettiği ve buradaki zaviyesinin hazîresine defnedildiği de belirtilmektedir. Halifelerinden Ömer Şirvânî Tebriz'de, İbrahim Kübâdî Lâhican'da, Baba Resul Niğde'de, Şeyh Sadreddin Şirvan'da irşadlarını sürdürmüşlerdir. Tarikat silsilesi Şeyh Sadreddin ile devam etmiştir.
Hikmetli Söz ve Menkıbeleri
* Her kim tarikat yolunda ilerlemeyi murad ederse, şeyhine olan rabıtasını güçlü tutmalıdır.
* Sâlikler terbiyelerini tamamlayıncaya kadar mürşidlerinden başkasına teveccüh etmemeli, ihvanın dışındakilerle oturup kalkmamalıdır.
* Sâlikin tarikattaki hâlini ve rüyasını mürşidinden başkasına söylemesi haramdır.
* Şeyh İzzeddin gençliğinde hacda iken yaşadığı bir hâli şöyle anlatmaktadır: Bir defasında Kâbe'yi tavaf etmiş ayakta dua ediyordum. Yanıma birisi gelip durdu, dua etmeye başladı. Ara ara "Lebbeyk" diye sesleniyordu. İçimden "Bu nasıl hacı, kendini salih kimselerden göstermeye çalışıyor. Hiç burada da riya olur mu?" diye geçirdim. Bu zat bana dönüp ismiyle hitap ederek "Hacı İzzeddin, şu yana bak" dedi. İşaret ettiği yöne baktığımda hacılar arasında uzun boylu heybetli bir grup zatın Kâbe'yi tavaf ederken kâh göğe yükseldiklerini kâh geri geldiklerini gördüm. Hemen yanlarına gidip selam verdim. Selamımı aldılar ve bana sülûkdan, hallerimden bahsettiler. Bunların ricâlullah olduklarını anladım. Dualarını alıp yanlarından sevinçle ayrıldım.
* Dostlarından biri Şeyh İzzeddin hazretlerine bir sepet nar getirmişti. Narları müridlerine dağıttılar, bir tanesini de kendisi yemeye başladı. Bu esnada yere bir nar tanesi düştü, şeyh de onu yerden alıp gömdü ve vefat edince nar tanesinin olduğu yere defnedilmesini vasiyet etti. Şeyhin vefatının ardından vasiyeti yerine getirildi. Sonrasında burada büyük bir nar ağacı büyüdü. Humma hastalığına yakalananlar buraya gelir ve onun meyvelerinden yiyerek bi-iznillah şifa bulurlardı. Kabri üzerindeki nar ağacı günümüzde de bulunmaktadır.
* Kerametlerinden biri şöyle nakledilmektedir: Şeyh İzzeddin'i ziyarete niyetlenen birisi onu imtihan etmek istemiş ve yolda gelirken içinden "Eğer şeyh keramet ehli ise benim önüme taze üzüm koysun" diye geçirmişti. Tekkeye varıp şeyhin elini öptükten sonra şeyh kendisine taze üzüm salkımı ikram etmiş ve "Evladım, velileri sınamaya kalkma yoksa helak olursun" diyerek ikazda bulunmuştu.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021