Ahî Emre Halvetî
Mürşidlerin kutbu, mücâhede ve riyâzet ehlinin pîri, zâhir ve bâtın ilimlerinin sultanı ve şeyhlerin azizlerinden olan Ahî Emre'nin ismi bazı kaynaklarda "Mîrem" şeklinde yazılıdır. Herî kasabasına bağlı Kelibâd köyünde doğdu. Ahî denmesinin sebebi olarak Ahî Evrân'ın neslinden gelmesi gösterilir. İlim tahsilini Herî ve Şirvan'da tamamlayan Ahî Emre, yaşadığı bir olay üzerine Ömer Halvetî'nin müridleri arasına girdi. Kaynaklarda intisabına sebep olan bu olay şöyle anlatılmaktadır:
Nakledildiğine göre gençliğinde iyi bir şair olan Ahî Emre özellikle emirlere şiirler yazıyor ve onların takdirlerini kazanıyordu. Yine yazdığı bir kasideyi Emir'in makamında okumuş ancak kasideyi pek beğenmeyen Emir her ne kadar kendisine maddi bir takım ihsanlarda bulunmuşsa da iltifat etmeyip göndermişti. Buna çok üzülen Ahî Emre o gece rüyasında Hazreti Peygamber'i görmüş ve izin alarak bir nât-ı şerif okumuş, Peygamberimiz de bundan memnun kalmış ve "Hele sana bir mükâfat verelim" diye yerden bir avuç toprak alıp "Kimyadır, sakın gaflet etmeyesin" diyerek avucuna koymuş. Yaşadığı hâlin cezbesiyle uyanan Ahî Emre hiç vakit kaybetmeden Ömer Halvetî'nin tekkesine giderek kendisine biat etmiş ve uzun yıllar hizmetinde bulunmuştur.
Pek çok erbain çıkaran ve sıkı bir riyâzete tâbi olan Ahî Emre, tasavvufî terbiyesini tamamlamasının ardından sert halife olarak şeyhinden sonra irşad postuna oturdu. Timurluların bölgeyi istila etmesi üzerine Anadolu'ya gelerek Kırşehir'e yerleşti. Bir müddet burada kaldıktan sonra Tebriz'e döndü. Tebriz, Şirvan ve Herî'de uzun yıllar faaliyette bulundu, kendisine bağlı dervişlere yol gösterip halifeler yetiştirdi. Bunlar arasında Ebû Tâlib, Pîr Tevekkül, Amr Rabbanî ve İzzeddin Halvetî önde gelen halifeleridir. Bunlardan Pîr Tevekkül memleketi Sinop'ta faaliyette bulunurken, şeyhin tarikat silsilesi ise İzzeddin Halvetî ile devam etmiştir. 812 (1409) yılında vefat eden Ahî Emre'nin kabrinin, memleketi Herî kasabasındaki Halvetîler mezarlığında olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte Tebriz'de şeyhi Ömer Halvetî'nin türbesinin yanında kendisi için bir türbe inşa edildiği yahut Kırşehir'in Tepeviran köyüne defnedildiği de kaydedilmektedir.
Hikmetli Söz ve Menkıbeleri
* Derviş eğer bu yolun sâliki ise gönlünü dünyaya meyletmekten alıkoymalıdır.
* Hak yolun sâliki olmayı dileyen derviş, eğer mürebbisi olan mürşid-i kâmili iyi seçer ve ona tam bir sadakatle bağlanıp hizmetinde olursa, kendisine ilâhî hikmetler bahşedilir.
* Nakledildiğine göre Ahî Emre hazretlerinin Mekkeli Ebû Tâlib isimli âlim bir dervişi vardı. Daha ziyade zühd yolunu tutmuş olup zâhirî ilimlerle yetinirdi. Bu nedenle ne zaman tekkede dervişler vahdet-i vücûd, tevhid-i ef'âl gibi konulardan bahsetseler bundan hoşlanmaz ve hatta inkâr ederdi. Bir gün yine işrak namazını eda edip murakabe ile meşgul iken şeyhi yanına gelip ona "Evladım, ismin Tâlib amma sen talep yolunu bilmezsin. Zühdde kalıp aşk ve irfân yolunu bulamazsın" diyerek eğilip kulağına bir kere "Yâ Hû" ismini söyler ve gider. Ebû Tâlib kulağına söylenenlerin etkisiyle kendinden geçer. Bir müddet öyle kaldıktan sonra ayılınca şeyhinin yanına varır ve "Sultanım, ben bilemedim. Bu manaya ulaşmak için kırk yıldır uğraşır, zühd ve ibâdet yeterli olur sandım. Siz ise bir nefeste gönlümde aşk ve mârifet kandilini uyandırdınız. Bu nasıl oldu?" deyince Şeyh Ahî Emre "Allah Teâlâ peygamberleri kendine vâris kılıp nice sırları onlara vahiyle bildirdi. Peygamberlerin her birinin kalbi üzere olan velilerini de nebilerine vekil eyledi. Enbiyasına mucizeler, velilerine de kerametler bahşeyledi" dedi.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021