İçeriğe atla
Silsile

19. Halka

Pîr Ömer Halvetî

Pîr Ömer Halvetî, Halvetiyye tarikatının kurucusu kabul edilen büyük bir mutasavvıftır. İran'ın Gîlân bölgesinde doğmuş, amcası Ahî Muhammed'e intisap ederek tarikat terbiyesini tamamlamış ve ömrünü irşad faaliyetlerine adamıştır. Halvet, uzlet ve sükûtu esas alarak geliştirdiği tasavvuf anlayışıyla İslam dünyasının en yaygın tarikatlarından birinin pîri olmuştur.

Hayatı ve Nesebi

Tarîk-i Halvetiyye'nin pîri, meşâyıhın sâhib-i himmeti, fenâ fillah ehlinin mümtâzı, bekâ billah erbabının rehberi ve izzet ehlinin baş tâcı olan Ömer Halvetî'nin künyesi "Ebû Abdullah", lakabı "Sirâceddin"dir. İran'ın Gîlân bölgesinde Hazar denizinin kıyı şeridi yakınlarındaki Lâhicân şehrinde doğdu. Aslen Şirvanlı olup soyu Şirvan'ın meşhur şeyh ailelerine dayanır. İlk tasavvuf terbiyesini babasından aldı.

Gençliği ve Manevi Dönüşümü

Gençliğinde askerliğe ilgi duyarak İlhanlılar'ın hizmetine girdi ve Emir Çoban'ın ordusuna katıldı. Bir savaşta ani baskına uğradıklarında ordu dağılınca Ömer Efendi de can korkusuyla atını bir yöne doğru sürmüş ve düşmanlardan bir grubun arasına düşmüştü. Bunlar Ömer Efendi'yi görünce "Hey! Sen Emir Çoban'ın maliyecisi değil misin?" diyerek altın bulma ümidiyle üstüne çullanıp katletmek istediler. Ömer Efendi artık bunalıp canından ümidini kesmişken ecdadının ruhaniyetinden istimdat isteyince "Dedelerinin yoluna mı girmek istersin yoksa başını mı vereceksin?" diye hâtiften bir ses duydu. Ömer Efendi de gözyaşları içinde can u gönülden tarikat yoluna talip oldu. Hemen o anda saldıranlardan biri öldü, diğerleri de bunu görünce korkup kaçtılar.

İntisabı ve Riyâzet Dönemi

Düşmanlardan kurtulup selamete eren Ömer Halvetî, Hârizm'e giderek amcası Ahî Muhammed'e intisab etti. Son derece sıkı bir riyâzet ve mücâhede döneminden geçti. Örneğin her gün odun için gece yarısı dağa gider, orada tenhada teheccüd namazını kılar ve ormandan kestiği odunları sırtında tekkeye getirirdi. Sülûkünü tamamladıktan sonra amcası ile birlikte Lâhicân'a dönüp Herî kasabasına yerleşti.

İrşad Faaliyetleri

780'de (1378) amcasının vefatı üzerine onun irşad makamına geçti. Herî'de başladığı irşad faaliyetini Tebriz civarındaki Hoy şehrinde devam ettirdi. Şehrin yöneticileriyle iyi ilişkiler kurdu. Daha sonra Mısır'a gitmek üzere Hoy'dan ayrıldı. Mısır'da iken yedi defa hacca gittiği belirtildiğine göre burada uzunca bir süre kalmış olmalıdır. Gîlân hâkimi Sultan Üveys, Memlük sultanına bir elçi göndererek onu Herî'ye davet etti. Sultan tarafından değerli hediyelerle ülkesine uğurlanan Ömer Halvetî irşad faaliyetini Tebriz'de sürdürdü. 800 (1397) yılında Tebriz'de vefat ettiği ve Mîr Ali Zâviyesi haziresine defnedildiği kaydedilmektedir. Bununla birlikte son zamanlarda yapılan bazı araştırmalarda onun, Azerbaycan'ın Şamahı şehrinin Avahil köyündeki Pîr Ömer Sultan Ziyaretgâhı diye tanınan mekânında medfun olduğu belirtilmekte ve ayrıca bu köyde doğduğu da ileri sürülmektedir.

Halvetiyye Tarikatının Kuruluşu

Halvetiyye tarikatının kurucusu kabul edilen Ömer Halvetî'nin halvet hayatını çok sevdiği, uzlete çekilip ibâdet ve zikirle meşgul olmaktan büyük zevk duyduğu için "Halvetî" nisbesini aldığı söylenir. Bir diğer rivayette Halvetî nisbesini ilk defa kullanan amcasının yerine irşad makamına geçtiği için bu nisbe ile anıldığı belirtilmiştir.

Ömer Halvetî'nin Halvette iken sürdürdüğü esmâ-i seb'a ile zikir geleneği daha sonra diğer tarikatlarca da benimsenerek geliştirilmiştir. Onun birbiri ardınca kırk erbaîn çıkardığı, son erbaîni tamamladığında Hazreti Peygamber tarafından kendisine kırk adet dâl harfi işaretli bir taç ihsan edildiği, böylece sûfiler arasında menekşe renkli çuha üzerine dört terkli dâl tâcını ilk giyen mutasavvıf olduğu kaydedilmektedir.

Dervişlerine halvet, uzlet ve sükûtu tercih etmelerini, velâyet ehli kişilerle beraber bulunmalarını tavsiye eden Ömer Halvetî, tarikatın esasını ilk dönem Horasan sûfilerinden Hâtim el-Esâm'ın bahsettiği dört ölüm türüyle açıklamıştır. Buna göre sâlik devamlı nefsine muhalefet edip mücadelesini sürdürmeli (kızıl ölüm), her türlü belâya sabretmeli (siyah ölüm), var olanla yetinmeli, şikâyetten kaçınmalı (yeşil ölüm), az yemeli ve sürekli riyâzette olmalıdır (beyaz ölüm). Sülûkün nihayetinde Hakk'a ulaşmak ancak bu dört ölümü tatmakla gerçekleşir.

Tevazu ve Öğütleri

Hem amel hem de mertebe olarak daima kendini başkalarından alt seviyede görmeyi dervişliğin rüknü kabul eden Ömer Halvetî, gençliğinde yaşadığı bir olayı şöyle anlatmaktadır: Seyrimin ilk yıllarında bir gün dağda idim, tenha bir köşede yemyeşil ağaçlık bir alan gördüm. Burada ne güzel ibâdet edilir diye teheccüd namazını kıldım. O esnada hatırıma "Hamdolsun, biz burada teheccüd kılarken nice kimseler gaflet hâlinde yataklarında uyumakta, ibâdetsiz ve taatsiz ömür sürmekteler" diye bir düşünce geldi. Bunları düşünürken az ileriden zikir sesleri duymaya başladım. Sesin sahibini bulmak için oraya doğru yöneldim, bir müddet gittikten sonra büyük bir iştiyak ve şevkle zikreden bir kimse gördüm. Zikri bitince ona ne zamandır burada ve bu halde zikrediyorsun diye sordum, uzun süredir zikrettiğini ama hâlâ zikrin hakikatine ulaşamadığını söyledi. O zatın bu sözünü işitince bana bir hal geldi ve az önceki havâtırdan dolayı nefsimi kınadım. Dağdaki işim bitince dergâha geldim ve başımdan geçenleri şeyhime kıldım. Sabah namazı kılındıktan sonra yanına vardım; fakat bana hiç bakmadan güneş doğuncaya kadar evrâdıyla meşgul oldu. Daha sonra âdeti olduğu üzere dervişlere sohbet etmeye başladı. Vaazı esnasında "Bazı kimseler kendini sâlik sanıp, dağda kıldıkları bir iki rekât namaz ile mertebeleri tamamlayıp Hakk'a vasıl olduklarını zannederler. Hâlbuki öyle âşık kimseler vardır ki tüm geceyi ibâdetle geçirir, Hakk'ı zikir ve tesbih ederler de yine de vuslata eremedik derler" sözleriyle bakışımı ve hâlimi düzeltmem hususunda bana yol gösterdi.

Halifeleri ve Tesiri

Seyfeddin, Zahîrüddin, Bâyezîd-i Pûrânî ve Ahî Emre adlı dört halife yetiştiren Ömer Halvetî'nin silsilesi Ahî Emre ile devam etmiştir. Halvetiyye, İslâm dünyasının en yaygın tarikatlarından biri olduğu halde Ömer Halvetî'nin adının kendisinden yaklaşık bir asır sonra yazılan Abdurrahman-ı Câmî'nin Nefehâtü'l-Üns'ünde yer almaması, onun çağında pek tanınmadığını göstermektedir.

Hikmetli Sözlerinden

* Saliklerin dört türlü ölümü vardır. Derviş olan bu ölümlerden hissedar olmazsa dervişlik ona haramdır.

* Derviş, velilerle hemhal olmalı fakat kendileri söylemedikçe onların sırlarının ardına düşme küstahlığından da kaçınmalıdır.

* Dervişin sükûtu tercih edeni ve idraki yüksek olanı makbuldür. Zira sükût manevî hallerin başıdır. Sonra çarşı pazardan uzak durmak (uzlet) gelir.

* İfade ve ibareye sığmayan hakikati, ehli olmayandan gizlemek evladır.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021