Ahî Muhammed Halvetî
Evliyanın delili, âlimlerin önderi, tarikat ve hakikatte asrının seçkini ve şeyhlerin ileri gelenlerinden olan Muhammed Halvetî'nin lakabı "Kerimüddin", künyesi "Ebü'l-Füyüzât"tır. Hârizm'de doğduğu için "Hârizmî", çokça halvete girmesinden dolayı da "Halvetî" nisbeleriyle anılmıştır. Dini ilimleri tedrisinin ardından gördüğü bir rüya üzerine Gîlân'a giderek İbrahim Zâhid Gîlânî'ye bağlandı. Uzun yıllar yanında terbiye gördükten sonra şeyhi tarafından halifesi olarak Hârizm'e gönderildi. Hilâfet alması kaynaklarda şöyle anlatılmaktadır:
Şeyh İbrahim Zâhid hanımıyla bir gece sohbet ederken, hanımı "Efendim, bir gün emr-i Hak vâki olup vefat ettiğinizde, yerinize hangi evladınızı münasip görürsünüz?" diye sordu. Şeyh de "Bu sorunun cevabını bilmek istiyor musun? Herkes şimdi yatıp uyuyorken gel birlikte her birine seslenelim, bakalım hangisi bize cevap verecek? Kim bizim sesimizi işitir de cevap verirse, makamımız ona nasip olur" dedi ve kendi çocukları da dâhil bütün dervişlerin isimlerini söylemeye başladı. Hiçbirinden cevap gelmezken, sıra Ahî Muhammed'e geldiğinde "Lebbeyk" diye üç defa cevap verdi. Daha sonra Ahî Muhammed'e bu olay sorulduğunda "Şeyhim bana seslendiğinde üç fersah uzaklıkta idim" diyecektir.
Memleketi Hârizm'e yerleşen Ahî Muhammed, burada kurduğu zaviyede irşad faaliyetinde bulundu ve şeyhinin ölümünün ardından Gîlân'a dönerek Herî kasabasına yerleşti. Burada 780 (1378) tarihindeki vefatına kadar pek çok dervişi irşad edip halifeler yetiştirdi. Bunlar arasında özellikle Muhammed Karsî, Kutbüddin Tebrizî, Osman Şirvânî ve yeğeni Ömer Halvetî öne çıkmaktadır.
Ahî Muhammed hakkında anlatılan ve manevî tasarrufunu gösteren kerametlerinden biri şudur: Şeyhin bulunduğu şehirde hacca gitmek çok isteyen bir kişi "Eğer bu yıl hacca gidemezsem, hanımım üç talakla boş olsun" diye bir söz söylemişti. Mahalle halkı bunu kadıya haber verdiler. Kadı da adam hacca gidemezse hanımından ayrılması gerektiğini söyleyerek memurlarına olayı takip etmelerini emretti. Ancak hanımını çok seven ve söylediğinden pişman olan bu kişi, hacılar yola çıktığında imkân bulup onlara katılamadı. Derdine derman aramak için kime başvurduysa da "Çare yok hanımından ayrılacaksın" dediler. Büyük bir üzüntü ve çaresizlik içinde Şeyh Ahî Muhammed'in tekkesine geldi ve şeyh de durumuna acıyarak Zilhicce'nin dokuzuncu günü yanına gelmesini söyledi. Adam Arefe günü yanında kurbanıyla tekkeye geldi. Şeyh onu bir köşeye çekerek "Allah'ın inayetiyle bu işi halledeceğiz. Ama sen haccını bitirdikten sonra orada mahallede tanıdığın bir kimseden borç para al ve bunun için Mekke kadısının huzuruna gidin, bir senet hazırlayın ki elinde bir delilin olsun" dedi. Ardından adamı cübbesinin altına aldı. O kişi bundan sonra yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır: "Şeyhin ridasının altına girince bir anda kendimi Arafat dağında buldum. Hemen hacıların arasına karışıp haccımı yerine getirdim. Üç gün Mina'da kaldım, kendi memleketimden ve dostlarımdan birçok kimseyle konuştum. Sonra şeyhin emrini hatırlayıp birisinden borç alıp bunu kadıya tasdik ettirdim. Üçüncü günden sonra hacılar Mekke'den ayrılırken üzerime bir hal çöktü, uykuya daldım. Gözümü açtığımda kendimi tekkede şeyhin huzurunda buldum. Borç aldığım akçeler de cebimde idi. Hemen şeyhin ellerini öpüp Allah'a hamdettim. Sonra huzurundan ayrılarak evime gitmek istedim ama kadının görevlendirdiği memurlar bana izin vermediler. Onlara hacca gittiğimi söylediysem de inandıramadım. Hacılar gelinceye kadar beni alıkoydular. Hacılar geldiğinde kendisinden borç aldığım komşum elindeki senedi gösterdi ve benim ondan hacda borç aldığımı söyleyerek hakkımda şahitlik edip borcunu istedi. Kadı da aldığım borcu vermemi isteyince 'Efendim, şimdi hacca gittiğimi kabul ettiniz mi? Artık talaka ihtiyaç kalmadı değil mi?' diye sordum. Kadının evet cevabı üzerine borcumu ödeyip hanımıma kavuştum."
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021