İçeriğe atla
Silsile

32. Halka

Memican Saruhânî

Memican Saruhânî (tam adı Muhyiddin Mehmed b. İlyâs), Uşşâkî tarikatının Osmanlı coğrafyasındaki yayılmasında kilit rol oynamış 16. yüzyıl sonu velîsidir. Hasan Hüsameddin Uşşâkî'nin halifesi olup yetiştirdiği on altı halifesiyle tarikatın günümüze ulaşan tek kolunun devamını sağlamıştır. 1008/1600 yılında İstanbul Fatih'te vefat etmiş; Lübbü'l-Usûl, Metâlibü's-Sülûk ve Uknûmü'l-Hikem adlı eserleri ile bir de divanı bulunmaktadır.

Hayatı ve Yetişmesi

Tarikat ehlinin seyyidi, hakikat irfânının sultanı, ilim ve mârifetin ummanı Memican Saruhânî'nin tam adı "Muhyiddin Mehmed b. İlyâs"tır. "Memi" adı "Mehmed" isminden kısaltmadır. Dinî ilimlerle ilgili tahsilini doğum yeri olan Saruhan'da (Manisa) tamamladıktan sonra tasavvufa meylederek mürşid arayışına başladı. Bu amaçla o bölgede meşhur olan Uşak Kabaklı köyündeki Halvetî dergâhına gelip Hasan Hüsameddin Uşşâkî'nin halkasına katıldı. Aynı zamanda İbrahim Ümmî Sinan'dan da feyiz aldığı belirtilmektedir.

İrşad Faaliyetleri

Büyük bir titizlikle tamamladığı seyrü sülûkunun ardından şeyhi tarafından irşad amacıyla Bursa'ya gönderildi. Ancak bu şehirde aradığı irşad ortamını bulamayınca şeyhine durumu bildirdi. Bunun üzerine Hasan Hüsameddin hazretleri Memican Efendi'nin görev yerini değiştirerek memleketi olan Manisa'ya tayin etti. Burada on yedi yıl hizmet eden Memican Saruhânî, arada Bursa'ya da uğrayıp Uşşâkîliği anlatmaya devam etti ve ilmiye sınıfından bazı kimselerin tasavvufa yönelip tarikata girmesine vesile oldu. Hatta bunlardan bir kısmını yetiştirerek hilâfet verdi. Nitekim dönemin önemli şairlerinden Mehmed Ali Subhî onun Bursalı halifelerindendir.

Memican Saruhânî Manisa, Bursa gibi şehirlerde yürüttüğü irşad faaliyetinin ardından İstanbul'a gelerek Fatih'e yerleşti ve Emir Buhârî Tekkesi yakınındaki evini dergâh olarak kullanmaya başladı. Gerek kaleme aldığı eserleri gerekse tesirli sohbetleri vesilesiyle pek çok kesimden dervişleri oldu. Yetiştirdiği on altı halifesiyle Uşşâkîliğin Osmanlı coğrafyasındaki neşrinde önemli rol oynadı.

Vefatı ve Türbesi

1008 (1600) tarihinde vefatı ile tekkesinin bahçesine defnedildi. Ölümüne Bursalı şair Hâşimî tarafından şu şiir tarih düşülmüştür:

Âlemin kutbu Memican bu cihandan gitti
Bâğ-ı rıdvâna erişip yine mihmân-ı azîz

İşitip Hâşimî Dâî dedi tarihin onun
Eyleyip rûh-ı revân verdi Memican-ı azîz

Memican Efendi'nin tekkesi, bir hâne-dergâh olarak Fatih'te Hüsrev Paşa'ya inen (şimdi Sarıgüzel caddesi) yokuş üzerinde bulunmaktaydı. 1708 tarihli bir belgede; kurban bayramı münasebetiyle bu tekkeye iki kurban, 1875 tarihli bir diğer belgede de muharremiyye olarak 30 kuruş verildiği yazılıdır. İstanbul ve civarındaki ziyaretgâhlar arasında zikredilen türbesi ise 1920'lerdeki Cibali yangınında tamamen yanmıştır. Cumhuriyet dönemi imar çalışmaları esnasında türbenin bulunduğu arsadan yeni açılan bir sokak geçmiş, arsanın bir kısmı üzerine yeni binalar yapılmıştır. 1940'lı yıllarda kârgir bir binanın girişinde kalan Memican Efendi'nin mezarının yerinin belli olması için mahalle sakinleri tarafından üzerinde "Bican Baba Mezarı" yazılı bir mezar taşı yaptırılmıştır. 1967'de mevcut binanın yerine bir apartman inşa edilmiş, söz konusu mezar taşı, az ileride Emir Buhârî Camiî'nin hazîresindeki boş bir yere konulmuştur.

Uşşâkî Tarihi İçindeki Yeri

Memican Efendi'yi Uşşâkîlik tarihi içinde öne çıkaran husus, Hasan Hüsameddin Uşşâkî'nin geriye bıraktığı yüz küsür halifeden günümüze kadar ulaşabilen yegâne kolun kendisiyle devam etmesidir. İbadetlerin faziletini anlattığı Lübbü'l-Usûl, çeşitli tasavvufî konuları işlediği Metâlibü's-Sülûk, III. Murad'ın şiirinin şerhi mahiyetindeki Uknûmü'l-Hikem isimli üç eseri ve bir divançesi bulunan şeyhin tarikat silsilesi, halifelerinden Gelibolulu Şeyh Ömer Karîbî'den yürümüştür.

Şiirlerinden Örnekler

Âlemin ma'bûdunu bilmek dilersen ey gönül
Bilmeyi bil, bilmeyi bil, bildiğin bilmek değil

Ey gönül hâlin nedir âgâh olup bak sen sana
Görünür ayniyle aynın, âyine tut sen sana

Acebdir âşıkın hâli, dolar aşk-ı nurânî Hû
Bir an olmaz gönlü hâlî, dolar aşk-ı nurânî Hû

Her dem zikreyleye Allah'ı, hazır kalbinde gâhî
Urûc edip arşullaha, eder cevlân-ı nurânî Hû

Uşşâkî'den içen câmı, bilmez hergiz subh u şâmî
Gel gör nolmuş Memican'ı, dolar aşk-ı nurânî Hû

Hikmetli Sözleri

Her saat, her an, her lahza ve her zaman Hakk'a doğru seyrü sülûk üzere devam etmek gerekir. Her ne kadar gaflet, uyku ve beşeriyet sıfatlarının kesâfeti ağır geliyorsa da zühd ve riyâzetle bunların etkisinden kurtulmak mümkündür.

Her kavuşulan menzilde şeytanın hileleri hazır olduğundan dervişler, râh-ı sülûkte masiva ile alakalanmayı keserek hakîkat-i mürşid makamına yakınlaşmaya çalışmalıdırlar.

Seyrü sülûkun başından nihayete varıncaya kadar dünya muhabbetiyle sekran olmak ve bâtınî hastalıklarla dünyevî amaçların gururuna kapılmak mümkündür. Bu belâları defetmek için velâyet şifahânesi tabiblerinden gerekli ilacı almak lâzımdır. Ancak bundan sonra Hakk'a vusûl ve fenâdan sonra bekâya duhûl müyesser olur. Bu şekilde hicaplardan kurtuldukça mülk, melekût, ceberût, nâsût ve lâhût âlemlerinin sırları müşâhede edilip hakikatleri malum olur.

Tarikat ehline dil uzatan, hakikat ehline garazı olan, kurdukları meclislerde boş laflarla ve batıl itikatlarla saf insanlara ihlad ve zındıklık şarabı sunarak başlarını döndüren, kendileri delâlete düştüğü gibi başkalarını da doğru yoldan saptıran kimselerden sakınmak gerekir.

Gerçek mürşidler, nefsinin derdine düşmüşlerin ve arzularının esiri olmuşların tabibidir.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021