İnnemâ meśelu-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i faḣteleta bihi nebâtu-l-ardi mimmâ ye/kulu-nnâsu vel-en'âmu hattâ iżâ eḣażeti-l-ardu zuḣrufehâ vezzeyyenet vezanne ehluhâ ennehum kâdirûne ‘aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran fece'alnâhâ hasîden keen lem taġne bil-ems(i)(c) keżâlike nufassilu-l-âyâti likavmin yetefekkerûn(e)
Dünya hayatının hali, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız.
Yûnus Suresi 24. ayet, dünya hayatının geçiciliğini ve aldatıcılığını bir su ve bitki metaforu üzerinden anlatır. Ayet, hayatın cazibesi ve sonundaki yok oluşu arasındaki keskin tezatı vurgulayarak, düşünen insanlar için ibretler sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kelimesini 'canlılık, varoluş' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'el-hayâtü'd-dünyâ' terkibiyle dünya hayatının geçici ve fani yönüne işaret edildiğini vurgular, tıpkı bitkinin yeşerip sonra kuruması gibi.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayat' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'varoluş' olduğunu, ancak 'dünya' kelimesiyle birleştiğinde 'geçici, aldatıcı ve nihayetinde değersiz' bir varoluşu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki su ve bitki benzetmesi, dünya hayatının bu geçici ve aldatıcı doğasını mükemmel bir şekilde yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mesel' kelimesinin 'benzerlik, örnek' anlamlarına geldiğini ve Kur'an'da bir şeyi açıklamak, anlaşılır kılmak için kullanılan bir benzetme olduğunu ifade eder. Burada dünya hayatının bir su ve bitki ile örneklendirilmesi, onun mahiyetini zihinlerde canlandırmak içindir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mesel'i mecazi bir anlatım aracı olarak görür. Bu ayetteki 'meselü'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, dünya hayatının gerçek mahiyetini, yani geçiciliğini ve aldatıcılığını somut bir örnekle, yani gökten inen suyun bitkileri yeşertip sonra kurutmasıyla ortaya koyan bir mecazdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zuhruf' kelimesini 'altın, süs, ziynet' olarak açıklar ve genellikle geçici, aldatıcı ve dış görünüşe ait güzellikler için kullanıldığını belirtir. Ayette yeryüzünün 'zuhruf'unu alması, dünya hayatının en cazip, en süslü ve en aldatıcı olduğu dönemi tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zuhruf'un 'gösterişli süs, yaldız' anlamına geldiğini ve genellikle hakikati gizleyen, dıştan güzel görünen şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayette yeryüzünün 'zuhruf'unu alması, dünya hayatının insanları kendine çeken, ancak sonu hüsran olan aldatıcı cazibesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hasîd' kelimesinin 'biçilmiş ekin' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle bir şeyin tamamen yok olması, kökünden kazınması anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, yeryüzünün süslenip bezendikten sonra 'hasîd'e dönmesi, dünya hayatının ani ve kaçınılmaz sonunu, tüm güzelliklerin yok oluşunu anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hasîd'in 'biçilmiş, toplanmış' anlamına geldiğini ve burada mecazi olarak, dünya hayatının tüm güzelliklerinin ve nimetlerinin bir anda yok olup gitmesini ifade ettiğini açıklar. 'Kâ-en lem tağne bi'l-emsi' (sanki dün hiç var olmamış gibi) ifadesiyle bu yok oluşun tamlığı ve kesinliği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fasl' kelimesinin 'ayırmak, açıklamak, detaylandırmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Nufassilu' fiili, Allah'ın ayetlerini, yani delillerini ve işaretlerini, düşünen insanlar için açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyduğunu ifade eder, böylece hakikatler netleşir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tefsîl'in 'bir şeyi parçalara ayırarak açıklamak, her bir bölümünü ayrı ayrı izah etmek' olduğunu belirtir. Bu ayette 'nufassilu'l-âyât' ifadesi, Allah'ın dünya hayatının mahiyetini ve sonunu, benzetmelerle ve detaylı bir şekilde açıkladığını, böylece düşünenlerin ibret almasını sağladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tefekkür' kelimesini 'bir şeyi anlamak için zihni çalıştırmak, düşünmek' olarak tanımlar. Bu ayette 'li-kavmin yetefekkerûn' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ancak derinlemesine düşünen, akıl yürüten ve ibret alan kimselerin anlayabileceğini ve onlardan faydalanabileceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tefekkür'ün Kur'an'da sadece yüzeysel bir düşünme değil, aynı zamanda varoluşun derin anlamları üzerine yoğunlaşma ve Allah'ın işaretlerinden ders çıkarma eylemi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yetefekkerûn', dünya hayatının geçiciliği ve ahiretin gerçekliği üzerine derinlemesine düşünerek doğru sonuca ulaşan insanları ifade eder.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnnemâ meselu-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i fahteleta bihi nebâtu-l-ardi mimmâ ye/kulu-nnâsu vel-en’âmu hattâ izâ ehazeti-l-ardu zuhrufehâ vezzeyyenet vezanne ehluhâ ennehum kâdirûne aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran fece’alnâhâ hasîden keen lem tagne bil-ems(i) kezâlike nufassilu-l-âyâti likavmin yetefekkerûn(e)” Dünya hayatının örneği tıpkı şöyledir: Gökten bir yağmur yağdırmışız da insanların ve hayvanların yediği yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. (10/24)
Beden arzımızda bizlerin birer dünyasıdır. Dışarıdan küçük gibi görünsede aslında hakikati büyük bir âlemdir. Gönül göğüne yağan gözyaşlarımız bizlerin kulluk hakikalerimizdir. İşte bu yağmurdan yetişen bitkiler ile ef’âl âlemine ait düşüncelerimizin bilgileri hayvanlar nefsi emmare ve nefsi levvame ahlakı beslenmektedir. Hakikat yaşamında bu bilgiler doğrudur. Ama hayal ve vehimde kötü ahlakları bizde vücûd bulmaktadır. Bu yağmurda sele, selde nefis tufanına dönüşmektedir. İşte bu da sonunda nefsin kibirli olduğu bir anda veya nefsi emarenin karanlığında nu tufan gelir ve bu bilgileri söküp atıverir. İşte bu işaretlerin açıklanmasında tefekkür eden bir toplum için fasılları ile açıklıyoruz diyerek tefekkürün önemi anlatılmaktadır.