Va(A)llâhu yed'û ilâ dâri-sselâmi veyehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustekîm(in)
Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor.
Yûnus Suresi 25. ayeti, Allah'ın insanlığı barış ve esenlik yurduna davet ettiğini ve dilediğini dosdoğru yola ilettiğini bildirmektedir. Ayet, 'davet', 'barış yurdu' ve 'dosdoğru yol' kavramları üzerinden ilahi rehberliği ve kurtuluş yolunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Da'vet (دعوة), bir şeyi kendine doğru çekmek veya birine bir şeyi talep etmek için seslenmektir. Ayetteki 'yed'û' fiili, Allah'ın kullarını cennete, yani esenlik yurduna davet etmesini ifade eder ki bu, onlara cenneti kazandıracak amelleri emretmek ve teşvik etmek suretiyledir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'yed'û' fiili, mecazi olarak 'emreder' veya 'yönlendirir' anlamındadır. Allah, insanları cennete davet etmekle, onlara cennete götürecek yolu ve amelleri emretmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'da'vet' kavramı, genellikle Allah'ın insanları doğru yola, hakikate ve kurtuluşa çağırması bağlamında kullanılır. Bu ayetteki davet, sadece bir çağrı değil, aynı zamanda bir yönlendirme ve rehberlik anlamı taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selâm (سلام), her türlü afetten ve eksiklikten uzak olmaktır. 'Dâru's-Selâm' ise, içinde hiçbir eksiklik, afet ve sıkıntı bulunmayan, tam bir esenlik ve güvenlik yurdu olan cennettir. Bu ayette Allah'ın davet ettiği yer, bu niteliklere sahip olan cennettir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dâr (دار), bir şeyin toplandığı ve ikamet edilen yerdir. Selâm ise, emniyet ve kurtuluştur. Dolayısıyla 'Dâru's-Selâm', her türlü korku, endişe ve sıkıntıdan uzak, tam bir huzur ve emniyetin bulunduğu cenneti ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dâru's-Selâm, cennetin isimlerinden biridir. Zira cennet, her türlü noksanlıktan, hastalıktan, ölümden ve üzüntüden salimdir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanları nihai huzur ve güvenliğe çağırdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hedâ (هدى), doğru yolu göstermek ve o yola iletmektir. Ayetteki 'yehdi' fiili, Allah'ın dilediği kullarına doğru yolu ilham etmesi, onlara hakikati göstermesi ve bu yolda sabit kılmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidâyet (هداية), lügatte lütuf ve incelikle yol göstermektir. Allah'ın hidâyeti, insanlara doğru yolu göstermesi ve onları o yola muvaffak kılmasıdır. Bu ayetteki 'yehdi', Allah'ın iradesiyle kullarına doğru yolu nasip etmesini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'hidâyet' kavramı, genellikle Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi, onları hakikate ulaştırması ve bu yolda sebat etmelerini sağlaması anlamında kullanılır. Ayetteki 'yehdi', Allah'ın seçtiği kullarına özel bir lütuf olarak doğru yolu bahşetmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sırât (صراط), yol demektir. Müstakîm (مستقيم) ise, eğriliği olmayan, dosdoğru olandır. 'Sırât-ı Müstakîm', mecazi olarak hak dini, İslam'ı ve Allah'ın emrettiği doğru yolu ifade eder. Bu ayetteki kullanım, Allah'ın dilediği kimseleri bu hak yola ilettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sırât (صراط), geniş ve açık yol demektir. Müstakîm (مستقيم) ise, istikamet üzere olan, yani eğrilik ve sapma içermeyen demektir. 'Sırât-ı Müstakîm', Allah'a ulaştıran, hiçbir sapma ve eğriliği olmayan, hak ve adalet yoludur. Ayetteki bağlamda bu, Allah'ın dilediği kullarına gösterdiği kurtuluş yoludur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sırât-ı Müstakîm, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın insanlık için belirlediği tek doğru yolu ifade eder. Bu yol, hem inanç hem de amel açısından doğru olan, sapkınlıktan uzak, dengeli ve adil bir yaşam biçimidir. Ayetteki 'yehdi men yeşâ' ilâ sırâtın müstakîm' ifadesi, bu yola ulaşmanın ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Va(A)llâhu yed’û ilâ dâri-sselâmi veyehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustekîm(in)” Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. (10/25)
Esenlik yurdu bizler için İz-Efendi Babamız ve sohbetinin olduğu gönül dergâhıdır. Bu hakikat bu âyetin müşahadesi ile biismi has Selâm kitabında açıklanmıştır.
(Selâm) ismi Dârüsselâm.
(10/11/2013) Pazar.
Bundan bir müddet evvel, bir kardeşimiz, (Be…….) Dergâh’ın iç kapısının üstüne asmak için bir “hat” levha getirmişti, Üzerinde şunlar vardı, (İlâ darisselâm /Selâmet/kurtuluş evine giriniz) (/10/25) yazılı idi. O günlerde dergâhta tamirat olduğundan paketi açmamış öylece uygun bir yerde muhafaza etmiştim, tamirat bittikten bir müddet sonra yerleşmeye başladık, daha sonra bahsettiğim arkadaş geldiğinde o tabelânın yerini tespit ettik ve sonra onu iç giriş kapısının üstüne asmak için gene uygun bir yere koymuş idim. Daha sonra asmıştık. Bunun gerçeğinin ne olduğunu o günlerde anlamamıştım ancak bu bir Âyetti ve çok anlamlı idi.
Birkaç ay sonra ne olduğu anlaşılmış oldu. Hat şöyle idi.
İzmir de bulunduğumuz zamanın son günlerine doğru idi (12/10/2013/) (11) Cuma gününün akşamı Cumartesi gecesi saat (05,30) Bir zuhurat görüyorum, zuhurat şöyle idi.
Camide namaz kılıyoruz, namaz bitip selâm verdikten sonra dua ediyoruz, en sonun da İmam efendi bana seslenerek! (Selim) kalk devamını sen oku der gibi işaret etti. Bende (Fetih Sûresi 48 âyet 10 İnnelezine………) i okuyup uyandım. Sonra ne olabileceğini düşünerek unutmamak için hemen not almaya başladım.
Zuhuratın türü, “Keşfi mücerret” yani anlamı oldukça açık olan bir zuhurat idi. Kısaca yorumuna geçelim.
(Selâm isminin özelde, bâtınen tescili idi.)
(Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâh-î benlik) in birleşmesi idi.
İnnellezine….) ne nin tatbikatı. Abdiyyet ve risâletin, Ulûhiyyete biat etmesi tâbi/dahil olması, bu üçlerin bir olması ve bunların böylece gerçek (Selim, Sâlim, Selâm) olmasıydı.
Namazdaki hâl, tahiyyatta ki gibi diz üstü oturuyor idik imam dahil herkesin sırtında siyah elbise vardı, bu husus “A’mâ’iyyet” mekân olarak gizli hazineyi ve içindelileri temsil etmesiydi.
İmam’ın temsil ettiği makam risâlet idi. “Bana bakan Hakkı görür” hükmü ile aslında orada var olan Ulûhiyyet idi.
Bu durumda cemâat, “abdiyyet/nefsi benlik” imam “Risâlet/izâfi benlik” imam’ın batının da mevcut “Ulûhiyyet ise İlâh-î benlik” idi.
Allah zat ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel ma’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis ma’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti.
Bu hususun tescili için bir merasime ihtiyacı vardı, o da okuduğum (İnnelezine…………... /48/10) Âyeti ile üç mertebeden “abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatı idi.
Bunları kendi varlığında birleyerek üç makamı bir bedende tevhid etmekti. Zâten kalktığımda sabah namazı vakti idi namazımı kıldıktan sonra bu Âyeti kerîme’yi üç makamın hakkı olarak üç defa okudum ve Fatiha dedim böylece selâm ismi tahsisi ayrıca zâhiren de tasdiklenip tahakkuk etmiş idi…
”Daha evvelce bildiğim halde” genele açmayıp tasdik beklediğim bu husus, böylece levha ile zâhiren, zuhurat ile de bâtınen, tasdiklenip açığa çıkmış oldu.
Bu gecenin gündüzü Cum’a Cem günü idi, ve Cum’a namazından sonra ve sohbet (ismi a’zam) üzerine idi. “İleriki sayfalarda gelecektir” gecesi’de genel ma’nâ’da kişinin kendisini tanıma ve mertebeler hakkında güzel bir sohbet olmuştu.
Gene aynı gece, sabaha doğru bir zuhurat, şöyle zuhur ediyor idi.
Yakın bir kardeşimizin evindeyiz. Uzunca set üstü gibi arkasında dayanma yeri olmayan üstü kapaklı uzunca içi dolap gibi olan bir eşya var. İçinde gizlenmiş rezervuar sistemleri gibi su dolaşım sistemi var. Ancak oturma dolabının etrafında su sızıntıları var, ne olduğunu anlamak için oturma yerinin üst kapağını açtım içeride olan su vanosunu kapattım tamirini yaptım vanoyu tekrar açtım daha sonra baktım dışarıya su sızmıyordu, düzelmişti.
(Küçük bir Yorum yapalım) kardeşimizin evi kendi beden mülküdür, üstünde oturulacak dolap gönlüdür, içi ve dışı ile görev yapmaktadır. İçinde hayat olan suyu gizleyip barındırmaktadır. Ancak bazı bağlantılarında. İlmi mevzuların birbiri ile olan bağlantılarında bazı uyumsuzluklar vardır yani bağlantılar tam sıkılmamış biraz boşluk kalmıştır.
Bunu düzeltmek ilim akışını ve depolanmasını sağlamak için, dolap kapağını açıp, yani konunun içine girip, nerede eksiklik var ise orayaı sıkıp/izah edip, ilmin akışı tekrar temin edilmiş olduğundan, dolabın kapağı kapandıktan sonra, yani o ilim gönüle indirildikten sonra, gönülde yolu açıldığından, ve sistemde mutmein olunduğundan, artık dışarıya sızmadan, kendi iç âleminde hem suyun/hayatın devamı ve hemde rezervi/depolanması temin edilmiş oldu. Yani hem beden evi selâmete çıkmış hemde ilmi konular gönülden akıp giderek ziyan olmamış ilimde selâmete çıkarılmış olduğundan burada da “selâm” ismi tahakkuk etmiş idi.
(Selim) Lügat ma’nâsı: Sağlam, kusursuz, refah ve selâmet üzere bulunan.
(Sâlim) Lügat ma’nâsı: sağlam sıhhatli, sağ, noksansız, her türlü tehlikeden uzak olan, emin ve korkusuz olan.
(Selâm) Lügat ma’nâsı: Ayıplardan, âfetten sâlim oluş, selâmet, emniyet, sulh, asayiş, bütün korktuklarından emin olma, Allah’ın (c.c.) bir ismi. (Esmâül hüsnâ) Allah’ın güzel isimleri sıralamasında Allah Cami, isminden sonra, beşinci, Hazarat-ı hamse, sırasındadır.[39]