İçeriğe atla
Yûnus 26Cüz 11 · Sayfa 212

Yûnus Sûresi 26. Âyet

يونس

Sohbete sor

Lilleżîne ahsenû-lhusnâ veziyâde(tun)(s) velâ yerheku vucûhehum katerun velâ żille(tun)(c) ulâ-ike as-hâbu-lcenneti hum fîhâ ḣâlidûn(e)

Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedi kalacaklardır.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Lillezîne ahsenû-lhusnâ veziyâde(tun) velâ yerheku vucûhehum katerun velâ zille(tun) ulâ-ike as-hâbu-lcenneti hum fîhâ hâlidûn(e)” İyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır. (10/26)


Burada bahsedilen “ahsenû-lhusnâ”

“İhsan” ın ikinci mertebesi;

Rabbımızın Hz. İbrahim’e ve seyr-i sülûk yolunda o mertebeye gelmiş olanlara olan hitabına bakalım.

Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 131. Âyette iz kale lehü rabbühü eslim kale eslemtü lirabbil alemiyne rabbühü/onun/kendisini rabbi lehü/onun için eslim/tesim/islam ol dediğinde el alemler rabbi için teslim oldum dedi “Rabbi ona; “teslim ol” buyurduğunda, “âlemlerin Rabbına teslim oldum” demişti.

Buradaki teslimiyet, tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. ayette inniy veccehtü vechiye lilleziy fetaressemavati vel arda haniyfen ve ma ene minel müşrikiyne inniy/kesin ben semavat ve arzı fetar/fıtrat eden illeziy/o zat için hanifen/birleyici, muvahhit müslüman olarak vechimi/yüzümü vecceh/teveccüh ettim, yöneldim ve müşrik/şirk, ortak koşanlardan ben değilim “Ben vechimi öyle bir veçhe karşı tuttum (teslim ettim) ki; o vecih, semdvat ve arzı fıtratı üzere halk etmiştir. Ve ben de şirk ehli değilim,” diyerek samimiyetle yoluna devam ederken, Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 112. Ayette bela men esleme vechehü lillahi ve hüve muhsinun bela/evet, bilakis (doğrusu) vechehü/onun/kendisinin vechi/yüzünü allah için kim ki teslim eder ve hüve/o muhsin/ihsan olunan, güzellik sergileyendir “İyi bilin ki kim vechini Allah’a teslim ederse, ona ihsan olunur,” hükmüyle Allah’ın Zati ilmine mahal olmaya başlar.

Ve devamında marifetullah kendisinde çoğalmaya devam eder.

İşte ancak bu kimselerde “Zat tecellisi” bulunur.

Ve ancak bunlarla “Zat mertebesi”ne ulaşılır.[40]

İhsan’ın karşılığı ihsan olduğu için onlara vecihleri tüm yönleri ile nefsi emmarenin karalığı-karanlığı ve zilleti-aşalığı bulaşmaz.

İşte bunlar zât cennetindedirler ve orada ebedi kalacaklardır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)