İçeriğe atla
En'âm Sûresi kapak gorseli

En'âm Sûresi

228 sayfa~342 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiİslam DiniAyetlerSûrelerVahiyİslami İlimlerDijital KütüphaneMüfessirlerArapçaHadis

Sıkça Sorulan Sorular

Terzi Baba'nın En'âm Sûresi tefsiri ne anlatıyor?

Terzi Baba ekolünden Murat Derûnî tarafından kaleme alınan En'âm Sûresi tefsiri, sûrenin zâhirî anlamlarının yanı sıra özellikle bâtınî, derûnî ve enfüsî mânâlarına odaklanmaktadır. Bu tefsir, Necdet Ardıç'ın "İrfan Sofrası" tasavvuf serisi kapsamında hazırlanmış olup, Terzi Baba'nın feyiz pınarından gelen ilhamlarla âyetlerin içsel hakikatlerini açıklamayı amaçlar. Sûre, Allah'ın birliği, peygamberlik, ahiret gibi temel konuları işlerken, puta tapıcılığı reddeden deliller sunması sebebiyle "Hüccet Sûresi" adıyla da anılırs.5. Çalışma, okuyucuların idrak ve feyiz kapılarının açılmasına vesile olmayı, Efendimiz Muhammed'in (s.a.v.) gönül ve akıl delili olmasını niyaz eders.218.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 5, 218

Ayrıntı

Murat Derûnî'nin "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" adlı serisinin bir parçası olan En'âm Sûresi tefsiri, Terzi Baba'nın tasavvufî öğretileri doğrultusunda hazırlanmıştırs.1, 11. Müellif, bu çalışmayı "memur mâzûrdur" düsturuyla üstlendiğini ve Terzi Baba'nın feyiz pınarından gönlüne akan ilhamlarla yerine getirmeye çalıştığını belirtirs.11. Tefsirin temel amacı, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almakla birlikte, mevcut zâhirî tefsirlerin çokluğu nedeniyle ağırlıklı olarak âyetlerin içsel, derûnî, enfüsî ve bâtınî anlamlarına odaklanmaktırs.11.

En'âm Sûresi, adını 136, 138 ve 139. âyetlerde geçen ve "deve, sığır, koyun ve keçi" anlamına gelen "en'âm" kelimesinden almaktadırs.5. Sûre, Allah'ın birliği (tevhid), adalet, peygamberlik, ahiret gibi meseleleri ele alırken, küfrün ve batıl inançların reddi ile bazı temel ahlâk kurallarını da konu edinirs.3. Puta tapıcılığı reddeden kesin deliller içermesi sebebiyle "Hüccet Sûresi" olarak da anılırs.5. Hz. Ömer'in sûreyi "Kur'an'ın seçkin sûrelerinden biri" olarak nitelendirdiği ve Hz. Ali'nin de okuyan kimsenin Allah'ın rızâsını kazanacağını ifade ettiği rivayet edilirs.5. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) beyanına göre, En'âm Sûresi toplu olarak inmiş ve inişine 70.000 melek tesbih ve hamd sözleriyle eşlik etmiştirs.4. Bu tefsir, Terzi Baba'nın ilahiyat mektebinde hilafet sistemi gibi meselelere nasıl bakıldığını da izah etme gayesi taşırs.216.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 1, 3, 4, 5, 11, 216

Bu eserin yazarı kimdir?

Verilen kaynaklarda "Bu eser" ifadesiyle kastedilen eserin ne olduğu belirtilmediği için, eserin yazarının kim olduğuna dair doğrudan bir cevap bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklarda adı geçen önemli tasavvuf eserleri ve yazarları şunlardır: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'i, Abdulkâdir Geylânî'ye atfedilen Risâle-i Gavsiyye, İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri ve Abdulkerim Cili'nin İnsan-ı Kamil adlı eseri. Bu eserler, tasavvuf ve irfan külliyatının temel metinleri arasında yer almaktadır.

Ayrıntı

Kaynaklarda çeşitli tasavvuf eserleri ve yazarları hakkında bilgiler mevcuttur. Örneğin, Mesnevî-i Şerîf adlı eserin yazarı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'dirK1. Bu eser, 6 cilt ve yaklaşık 25 bin beyitten oluşan, "Kur'ân'ın özü" olarak nitelendirilen manzûm bir tasavvuf eseridirK1. Mevlânâ, bu eseri talebesi Hüsâmeddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır ve hikâyeler aracılığıyla tasavvufî öğretileri aktarırK1.

Bir diğer önemli eser olan Risâle-i Gavsiyye, Gavs-ı A'zam Abdulkâdir Geylânî hazretlerine atfedilen, Hak ile Geylânî arasında geçen bir "mükâleme" (söyleşme) hâlinde yazılmış derin bir risaledirK1. Bu risale, "fenâ fillâh ehlinin" nasıl konuştuğunu gösteren, Hak'ın Geylânî'ye sırrî hitaplarını içeren bir metindirK1.

Ayrıca, Rûhu'l-Beyân tefsirinin yazarı İsmail Hakkı Bursevî'dir ve bu eser klasik işârî tefsirin zirvelerinden biri olarak kabul edilirvikipedi. İnsan-ı Kamil kitabının yazarı ise Abdulkerim Cili'dir ve Cili tasavvuf ekolünün temsilcisidirvikipedi.

"Gönülden Esintiler" adlı eserde ise, "Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim" ifadesi geçmektedirs.220. Bu ifade, adı geçen eserlerin bir araya getirilerek bir ilim oluşturulduğunu belirtmekle birlikte, "Gönülden Esintiler" adlı eserin yazarını doğrudan zikretmemektedir.

Kaynaklar: K1, s. 12, 68 · Vikipedi: İsmail Hakkı Bursevî, Abdulkerim Cili · En'âm Sûresi — s. 220

Eserde geçen 'zâhir' ve 'bâtın' ne demektir?

Tasavvufta "zâhir" ve "bâtın" kavramları, Hakk'ın iki temel veçhesini ve varlığın iki boyutunu ifade eden ilahî isimler çiftidir. Zâhir, Hakk'ın görünen, açığa çıkan, bilinen ve duyularla idrak edilen yönünü; bâtın ise Hakk'ın gizli, içsel, görünmeyen ve eşyanın ardındaki hakikati temsil eder. Bu kavramlar, Kur'an-ı Kerim'deki Hadîd Sûresi 3. ayetinde geçen "hüve'l-evvelü ve'l-âhirü ve'z-zâhirü ve'l-bâtın" (O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır) ifadesine dayanırK1. Zâhir ve bâtın, hem Hakk'ın kendisinin hem de yaratılmış her şeyin (eşyanın) dışsal ve içsel boyutlarını kuşatan, birbirini tamamlayan iki hakikattir; tasavvufî idrakte bu ikisi birbirinden ayrı düşünülemezs.101.

Kaynaklar: K1, s. 362 · K1-362, En'âm Sûresi, s. 101

Ayrıntı

Zâhir ve bâtın kavramları tasavvufta çok katmanlı bir şekilde ele alınır. Birinci olarak, bu kavramlar Cenâb-ı Hakk'ın esmâ-i ilâhiyesindendir. "ez-Zâhir" ismi Hakk'ın her şeyi kuşatan, görünen ve açığa çıkan varlığını; "el-Bâtın" ismi ise Hakk'ın gizli, içsel ve eşyanın ardındaki hakikatini ifade ederK1. Hakk, hem görünen âlemde tecelli eden hem de bu tecellilerin ötesinde, idrak edilemeyen bir sır olarak mevcutturs.173, s.216. Hakk'ın vücudu hem zâhir hem de bâtındır; bu durum, Hakk'ın her şeyi kuşattığını gösterirs.44.

İkinci olarak, zâhir ve bâtın, eşyanın ve kâinatın iki boyutunu temsil eder. Zâhir, varlıkların dışsal, maddî ve görünen yönü iken; bâtın, onların içsel, ruhanî ve hakikî mânâsıdırs.3. Örneğin, İlyâs peygamberin "iki sureti cami' ve iki âlem arasında berzahıyyetle zahir olduğu" belirtilir ki bu, zâhir ve bâtın, nur ve zulmet, madde ve ruh gibi karşıtlıklar arasında bir köprü vazifesi gördüğünü ifade eders.119. Bütün âlemde görülen zâhirî ve bâtınî taayyünat, Hakk'ın varlığının tecellileridirs.29.

Üçüncü olarak, insan için zâhir ve bâtın, bedenin dışsal amelleri ile kalbin içsel hâllerini ve niyetlerini ifade eder. Tasavvufî sülûkta, zâhirî temizliğin yanı sıra bâtınî temizlik, yani kalbin dünya lezzet ve şehvetlerinden arındırılıp Hakk sevgisiyle doldurulması esastırs.58. Bâtın, aynı zamanda insanın iç hayatı, kalbi ve niyeti anlamına gelirK1. Nefs-i emmârenin tesirinden kurtulamayan kişinin hâli "bâtın" olarak nitelendirilirken, gerçek aklın bu hayal ve vehimlere karşı sorgulayıcı tavrı da bâtınî bir idrakin tezahürüdürs.100.

Dördüncü olarak, Kur'an âyetleri ve hadisler için de zâhir ve bâtın mânâlar söz konusudur. Zâhir, metnin açık ve literal anlamı iken; bâtın, metnin içsel, derûnî ve işârî mânâsıdır. Tasavvufta, zâhirî tefsirlerin yanı sıra âyetlerin iç, derûnî ve enfüsî mânâlarına odaklanılırs.3. Bu iki boyutun dengeli bir şekilde ele alınması, tasavvufun aslî dengesini oluşturur; zira zâhirsiz bâtın eksik kalırK1. Hakk'ın "Hâdî" (doğru yola ileten) ve "Mudil" (saptıran) gibi zıt isimlerinin dahi zâhir ve bâtın veçheleriyle bir arada tahakkuk etmesi, bu dengenin önemini vurgulars.195.

Kaynaklar: K1, s. 362 · En'âm Sûresi — s. 29, 44, 58, 100, 119, 173, 195, 216 · K1-362, En'âm Sûresi, s. 3

Hz. İbrahim kıssası bu eserde nasıl yorumlanıyor?

Hz. İbrahim kıssası, verilen kaynaklarda özellikle Kâbe'nin inşası ve Halilullah makamı üzerinden tasavvufî bir derinlikle yorumlanmaktadır. O, tevhidin büyük temsilcisi ve Allah'ın dostu (Halilullah) olarak anılır. Kâbe'nin inşası, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'in birlikte gerçekleştirdiği bir eylem olarak, tasavvufta "iki neslin manevi birleşmesi" ve mürşid-mürid ilişkisine benzer bir sembolizmle açıklanırK1. Bu inşâ, dış Kâbe'nin (Mekke'deki taş yapı) yanı sıra, sâlikin kalbindeki "iç Kâbe"nin de bir yansıması olarak görülür; zira mümin kalbi Hakk'ın evi kabul edilirK1. Hz. İbrahim'in makamı, Hakk'ın bazı kullarına olan ezelî muhabbetinin ve özel rahmetinin (rahmet-i Zâtî) bir eseri olarak, hiçbir sebep ve vesilenin tesiri olmaksızın tahakkuk eden bir inayetle ilişkilendirilirs.43.

Kaynaklar: K1, s. 59 · En'âm Sûresi — s. 43

Ayrıntı

Hz. İbrahim, tevhidin büyük temsilcisi ve Allah'ın dostu (Halilullah) olarak kabul edilirvikipedi. Bu makam, Hakk'ın bazı kullarına olan ezelî muhabbetinin bir eseri olarak ortaya çıkan özel bir ilahî inayetle ilişkilendirilirs.37. Bu inayet, hiçbir sebep ve vesilenin dahl ve tesiri olmaksızın gerçekleşen, Zâtî bir rahmettirs.43. Hz. İbrahim'in kıssası, özellikle Kâbe'nin inşası bağlamında tasavvufî yorumlara konu olur.

Kâbe, lugatte "küp şeklinde bina" anlamına gelir ve akâidde Hz. İbrahim ile oğlu İsmail'in inşa ettiği ilk insanlık ibadethanesi ve İslam'ın kıblesidirK1. Bakara Sûresi 127. ayette geçen "İbrahim Beyt'in temellerini yükseltirken İsmail ile birlikte" ifadesi, bu inşanın temel mesnedidirK1. Tasavvufta Kâbe, vahdet-i vücudun dış sembolü olarak görülür ve sâlikin kalbindeki "iç Kâbe"nin bir yansımasıdırK1. Hadis-i şerifteki "el-mü'minu Beytullâh" (mümin Allah'ın evidir) ifadesi, Kâbe'nin bu iç boyutuna işaret ederK1.

Kâbe'nin Hz. İbrahim ve İsmail tarafından "birlikte" inşa edilmesi, tasavvufta "iki neslin manevi birleşmesi" olarak yorumlanır. Burada İbrahim "baba" (sülûku başlatan), İsmail ise "oğul" (sülûku devam ettiren) sembolizmini taşır. Bu birliktelik, sâlik için mürşid-mürid ilişkisine benzer bir anlam ifade ederK1. Hz. İbrahim'in makamı olan Halilullah, Allah'a yakınlaşmanın ve dostluğun en yüksek mertebelerinden biridir. Kurban ibadeti de Hz. İbrahim kıssasıyla bağlantılı olarak Allah'a yakınlaşma (kurbiyet) aracı olarak görülürvikipedi.

Kaynaklar: Vikipedi: Hz. İbrahim, Kurban · En'âm Sûresi — s. 37, 43 · K1, s. 59

Eserdeki 'Kulillâhi sümme zerhum' (Allah de, sonra onları bırak) tavsiyesi ne anlama gelir?

En'âm Sûresi'nin 91. âyetinde geçen "Kulillâhi sümme zerhüm" ifadesi, tasavvufta sâlike tevhidin özünü ve fenâfillah makamının sırrını işaret eden bir tavsiyedir. Bu ifade, "Allah de, gerisini bırak" anlamına gelir ve sâlikin tüm varlığıyla Allah'a yönelmesini, O'nun dışındaki her şeyi terk etmesini öğütler. Bu tavsiye, sıfatlara takılıp kalmadan doğrudan Hakk'ın Zât'ına yapışmayı, olayları ve sebepleri Allah'ın kudretine bağlamayı, böylece beşerî ifadelerden ve sebeplere takılmaktan uzaklaşmayı ifade eder. Nihayetinde, "Lâ mevsûfe illallah" (Allah'tan başka vasıflanmış hiçbir varlık yoktur) mertebesine ulaşarak, bütün ilahî sıfatların kaynağının Hakk'ın Zât'ı olduğunu idrak etmeyi ve sıfatları da ortadan kaldırarak Zât'a yönelmeyi hedeflers.123, 124.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 123, 124

Ayrıntı

Bu ilahî tavsiye, sâlikin manevi yolculuğunda kat etmesi gereken önemli bir merhaleyi gösterir. İlk olarak, "Allah de" emri, kişinin tüm dikkatini ve yönelişini Cenâb-ı Hakk'a vermesini ifade eder. Bu, olayları Ahmet'in, Mehmet'in yaptığını veya başka sebeplere bağlamayı bırakıp, her şeyin Allah'ın kudretinin bir neticesi olduğunu idrak etmektirs.123. Bu idrak, kişinin beşerî ifadelerden ve sınırlı algılardan uzaklaşarak, her şeyin ardındaki ilahî gücü görmesini sağlar. İkinci aşamada, "sümme zerhüm" yani "sonra onları bırak" ifadesi, Allah'ın dışındaki her şeyi terk etmeyi, sıfatlara takılıp kalmadan doğrudan Hakk'ın Zât'ına yönelmeyi öğütlers.123. Bu, "Sıfatları bırak, Zât'ına yapış" anlamını taşır ve sâlikin Allah'ın sıfatları üzerinde durmak yerine, bu sıfatların kaynağı olan Zât'a ulaşma çabasını vurgular. Daha ileri bir mertebede ise, Kelime-i Tevhid'in üçüncü aşaması olan "Lâ mevsûfe illallah" (Allah'tan başka vasıflanmış hiçbir varlık yoktur) anlayışına ulaşılır. Bu mertebede, bütün ilahî sıfatların kaynağının Hakk'ın Zât'ı olduğu şeksiz şüphesiz tasdik edilir ve sıfatlar da ortadan kaldırılarak Zât'a bağlanılırs.124. Bu, tasavvufî sülûkun fenâfillah makamına işaret eder; sâlikin kendi varlığından fânî olup, yalnızca Allah ile kâim olması halidir. Bu tavsiye, kişinin hayat akışında karşılaştığı her durumda, Cenâb-ı Hakk'tan yardım ve himmet dileyerek, her şeyi O'na havale etmesini ve kendi halini O'na bırakmasını da kapsars.125, 128.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 123, 124, 125, 128

Bu tefsir sadece tasavvuf yolundakiler için mi?

Necdet Ardıç'ın tasavvufî tefsirleri, zâhirî mânâların ötesinde âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî anlamlarını ele aldığı için sadece tasavvuf yolundakilere yönelik değildir; aksine, tasavvufî idrâke açık olan herkes için bir rehber niteliğindedir. Bu tefsirler, Kur'an'ın kalbe hitap eden ve mânevî derinlikleri açığa çıkaran yönlerini vurgulars.3. Terzibaba ekolünden gelen bu eserler, sâlikin Hak karşısındaki mutlak ihtiyaç hâlini (fakr) ve Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfını (halîfe) idrâk etmesine yardımcı olmayı hedeflerK1. Dolayısıyla, tasavvufî bir bakış açısıyla Kur'an'ı anlamak isteyen geniş bir kitleye hitap eder.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 3 · K1

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın tefsirleri, "zâhirî tefsirler hâlihazırda çokça mevcût olduğundan"s.3 farklı bir odak noktası benimser. Bu tefsirlerin temel amacı, âyetlerin "iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını"s.3 ortaya koymaktır. Bu yaklaşım, Kur'an'ın sadece lafzî anlamıyla değil, aynı zamanda mânevî ve sembolik boyutlarıyla da anlaşılması gerektiğini vurgular. Tasavvuf, "kalp temizliği ve Allah'a yakınlık ilmi"vikipedi olduğundan, bu tefsirler de okuyucuyu bu mânevî yolculuğa davet eder.

Tefsirlerin hitap ettiği kitle, tasavvuf yolunda olanlarla sınırlı değildir. Zira tasavvufî hakikatler, insanın kendi iç dünyasına yönelmesini ve varoluşsal sorularına cevap aramasını sağlar. Örneğin, insanın Hak karşısındaki "mutlak ihtiyaç sahibi olduğunu idrâk etmesi"K1 olan fakr kavramı, her insanın deneyimleyebileceği evrensel bir hakikattir. Aynı şekilde, insanın yeryüzünde bir halîfe olarak yaratılması ve "Hak'tan aldığı emâneti taşıma vasfı"K1 da tüm insanlığı ilgilendiren bir konudur.

Bu tefsirler, Abdürrezzak Tek gibi Necdet Ardıç ekolünden gelen müellifler tarafından da kaleme alınmıştırvikipedi. Necdet Ardıç'ın "Gönülden Esintiler" serisi gibi eserleris.230, 231, 228, 229, 233, 230, 232, 227, Kur'an'ın farklı surelerini tasavvufî bir perspektifle yorumlayarak, okuyuculara derinlemesine bir idrâk sunar. Bu eserler, Kur'an'ın "kul" hitabının mazharı olabilmes.215 gibi konuları ele alarak, mânevî gelişim arayışında olan herkese rehberlik etmeyi amaçlar. Dolayısıyla, bu tefsirler, tasavvufî bir bakış açısıyla Kur'an'ı anlamak isteyen geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 3, 215, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233 · Vikipedi: Tasavvuf, Abdürrezzak Tek · K1, s. 1, 129

Hilâfet ve mertebeleri konusu nasıl işleniyor?

Hilâfet, tasavvufta İnsân-ı Kâmil fikrinin gelişmesiyle ortaya çıkan bir kavram olup, bir kimsenin diğer bir zâtın yerini tutması anlamına gelir ve "kul" hitabının mazharı olabilmeyi ifade eders.215, 217. Hz. Âdem'den beri süregelen ilâhî bir seyir olarak kabul edilen hilâfet, Hak yolunda dört ana mertebede işlenir: Hilâfet-i Şahsiye, Vekil Hilâfet, Halife-i Asliye ve belirli görevler verilen kimselers.215, 217, 218. Bu mertebeler, kişinin kendi varlığının halifesi olmasından başlayıp, üstadın halifesi olarak emaneti aktarmasına kadar uzanan bir silsileyi teşkil eders.217, 218. Ahmed (Hz. Muhammed), ahad'a bir "mim" ilavesiyle oluşmuş ve "Halife" ismini almıştırs.216.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 215, 216, 217, 218

Ayrıntı

Hilâfet, tasavvufî açıdan siyasi anlamından farklı olarak, Hak ile kul arasındaki özel bir ilişkiyi ve temsil makamını ifade eders.215. Kur'ân-ı Kerîm'de Bakara Sûresi 2/30. âyetinde geçen "inniy ca’ılün fiyl ardı haliyfe" (kesin ben yeryüzünde halife ca’l edeceğim) ifadesi, hilâfetin ilâhî bir atama olduğunu gösterirs.215. Bu bağlamda, Hz. Âdem ilk halife olup, çocukları da onun halifeleridir; her peygamber kendi mertebesinde Hakk'ın halifesidir ve Kelime-i Tevhid ile Kelime-i Risâlet'in bulunduğu mertebesi itibarıyla da halifedirs.216.

Tarîkât-ı Âliyyenin "Terzi Baba" kolunda hilâfet sistemi dört yönlüdürs.217. Birincisi, Hilâfet-i Şahsiye'dir. Bu mertebe, derslerini tamamlayan her sâlike verilen, kendi varlığının halifesi olma, kendini yönetecek duruma gelme ve Âdemiyet mertebesi itibarıyla kendini bulma ve yaşama hâlidirs.217. İkincisi, Vekil Hilâfet'tir. Bu mertebede olanlar, bağlı oldukları makam göçtükten sonra dilerlerse kendi başlarına asaleten görev yapabilirler veya dördüncü sırada bulunan Halife-i Asliye'ye bağlanabilirlers.218. Üçüncüsü, belirli bir yere gelmiş ancak derslerini bitirememiş, üstadın bulunduğu yerin dışında ikamet eden kimselere, bulundukları yerlerde fayda sağlamaları amacıyla verilen görevlerdirs.218. Dördüncüsü ise Mutlak Halife veya Hilâfet-i Asliye'dir. Bu, Efendi Hazretleri'nin vefatından önce merkezde kendi yerine tayin ettiği halifeleridir. Bu halifeler görevi alıp, üstadın halifesi ve kendilerinin aslı olarak görevlerini sürdürürler ve aynı sistem içerisinde kendilerinden sonrakilere emaneti (hilâfeti) aktarırlars.218. Hilâfet, ahad'a bir "mim" ilavesiyle Ahmed (Hz. Muhammed) isminin oluşmasıyla da ilişkilendirilir; Ahmed'in aldığı diğer bir isim de "Halife"dirs.216.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 215, 216, 217, 218

Bu eseri okumak manevi olarak ne kazandırır?

Bu eseri okumak, sâlikin idrâkini açarak, nefsinin mertebelerini aşmasında ve nihayetinde Hakk ehli mertebesine ulaşmasında manevi bir rehberlik sunar. Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'in sözlü (nâtık) olarak insanda, özellikle de gönülde faaliyete geçmesini sağlayarak, okuyucunun kendi içindeki ilâhî hakikatleri keşfetmesine vesile olurs.32. Bu sayede kişi, Hakk'ın bütün âlemde yaygın ve hâkim oluşunu idrâk eders.29 ve Cemal-i İlahi tecellisi içinde kemale ermiş bir gönül olarak öğrendiklerini başkalarına aktarma görevini üstlenirs.162.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 29, 32, 162

Ayrıntı

Eserin okunmasıyla elde edilecek manevi kazançlar, sâlikin kendi içsel yolculuğunda ilerlemesiyle doğrudan ilişkilidir. Öncelikle, kitap, okuyucunun idrâkini açmayı hedeflers.218. Bu idrâk açılımı, kişinin kendi nefsini tanıması ve mertebelerini aşmasıyla başlar. Nefsin aklı örttüğü durumda inkâr ehli olunurken, aklın nefsi örttüğü durumda imân ehli olunur. Daha ileri giderek gönüldeki Hakk'ın ortaya çıkarılmasıyla ise Hakk ehli mertebesine ulaşılırs.76. Bu süreç, "Nefs-i Mülhime" mertebesinde ilhamın ilk kez açılmasına benzer bir içsel uyanışı ifade eder. Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'in kağıda yazılı bir metin olmaktan öte, "Kur'ân-ı nâtık" olarak insanın gönlünde faaliyete geçmesini sağlayarak, ilâhî hakikatlerin somutlaşmasına yardımcı olurs.32. Bu sayede kişi, Hakk'ın bütün âlemde yaygın ve hâkim oluşunu müşâhede eders.29. Eser, aynı zamanda, Mûsevîyyet mertebesinin ilim kitabı olan Tevrat'ın "Nûr-u İlâhi"nin zuhur ettiği bir mertebe olduğunu belirterek, okuyucuya esmâ mertebelerinin ilmini sunars.123. Bu manevi yolculukta, sâlikin nefsini bağımsız bir birim olarak görmekten vazgeçip, bir İnsân-ı Kâmil'in nefhasıyla uyanması ve ilâhî hakikatlere yönelmesi vurgulanırs.141. Nihayetinde, bu eser aracılığıyla kişi, Rabb'in kendisine özel olarak hitap ettiği bir mertebeye ulaşaraks.111, mutlak varlığını semavat ve arzı var edene döndürme idrâkine erişir ve şirkten, yani ikilikten kurtulmaya başlars.111. Bu, Cemal-i İlahi tecellisi içinde kemale ermiş bir kişinin, öğrendiklerini başka gönüllere aktarması gereken manevi bir görev devir teslimidirs.162.

Kaynaklar: En'âm Sûresi — s. 29, 32, 76, 111, 123, 141, 162, 218