İçeriğe atla
Yûnus 38Cüz 11 · Sayfa 213

Yûnus Sûresi 38. Âyet

يونس

Sohbete sor

Em yekûlûne-fterâh(u)(s) kul fe/tû bisûratin miślihi ved'û meni-steta'tum min dûni(A)llâhi in kuntum sâdikîn(e)

Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sure getirin ve Allah'tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Em yekûlûne-fterâh(u) kul fe/tû bisûratin mislihi ved’û meni-steta’tum min dûni(A)llâhi in kuntum sâdikîn(e)” Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. (10/38)


Araplar; edebiyat, belagat ve fesahat konularında tekamülün zirvesinde bulunuyorlardı. Bu hususta kendileriyle boy ölçüşecek yeryüzünde hiçbir millet mevcut değildi.

Şair ve şiir onlar için her şeydi. Çünkü şiir, atalarının cemiyet hayatını, adet ve inançlarını aksettiren tek güvenilir ayna idi.

Cemiyette şairler, büyük değer sahibi idiler ve büyük hürmet görürlerdi. Öyle ki, kabilelerinden güçlü bir kahraman yerine, bir şairin çıkmasını her zaman tercih ederlerdi. Zira, yegane gayeleri olan şöhreti, en güzel şekilde yayabilecek olan ancak şairdi. Yılandan korkar gibi, şairlerin hicivlerinden çekinir ve korkarlardı.

Şairler, onlarca birer kahraman kabul ediliyordu. Öyle ki, bir şairin, bir tek sözü üzerine kabileler birbirleriyle kıyasıya çarpışıyorlardı. Yine bir şairin bir tek sözü ile de yıllardan beri birbirleriyle kanlı bıçaklı olanlar bir anda barışabiliyorlardı.

Eski zamanda şiire; "Arab'ın Defteri" deniliyordu. Zira, Arabın ahlak ve adetleri, diyanet ve akideleri ancak şiirle biliniyor ve onunla nesilden nesile intikal edip geliyordu.

Bu devirde, şiiri besleyen ve teşvik eden birçok unsurlar vardı. Güçlü bir şair, hem kendisi hem de kabilesi için itibar sağlıyordu.

Yine muayyen zamanlarda kurulan panayırlar şiirin gelişmesinde büyük rol oynuyordu. Kurulan bu panayırlar bir nevi edebiyat şöleni idi. Panayırlarda, jüri huzurunda şiir ve hitabet müsabakaları düzenlenirdi. Çeşitli yerlerden gelen şairler ve hatipler, burada şiirler okur, hitabelerde bulunurlar, birbirlerine üstün gelmek için bütün güçlerini ortaya koyarlardı.

Üstünlük sağlamakla da son derece iftihar ederlerdi. Sonunda, jüri tarafından birinci seçilen şiir, keten bez üzerine altın yaldızla yazılarak Kâ’be duvarına asılırdı.

Taif'le Nahle arasında bulunan Suk-ı Ukaz, panayırların en büyüğü idi. Çoğunlukla şiir yarışmaları burada tertip edilirdi...

Panayırlar aynı zamanda bir çeşit fuar mahiyetini de taşıyordu. Bütün kabilelerin bir araya geldiği ticari, içtimai ve siyasi faaliyet sahalarıydı. Zilhicce ayında açılan panayırlar 20 gün devam ederdi. Esirini fidye ile kurtarmak, davasını halletmek, düşmanını bulmak, şiir okumak, konuşma yapmak isteyen herkes bu panayırlara koşardı. "Şiire bu derce önem verilmiş olması, dilin en ince şekilde incelenmesi sonucunu hazırlamıştır." Böylece, İslâmın zuhuru sırasında Arabistan'da edebiyat, fesahat ve belâğat zirveye ulaşmıştı.[43] 

Nasıl Mûsâ a.s. ın devrinde Mısır da sihir ve büyü en üstün meziyetti. Arap toplumunun kısaca halindende anlaşılacağı üzere şiir ve belagat en üst düzeydeydi. Resülûllah (s.a.v.) de mucizesi Kûr’ân idi. Yalnız kendi hayal ve vehimleri Hakk’ın gelmesi ile batıl olduğu için zail oldu.

Neresinden tutacaklarını bilemediler ve kendilerine meydan okundu benzerini getirin, getirsenizde yanlıştan ve uydurmadan başka bir şey değildir, benzeri değildir.