Vel-'âdiyâti dabhâ(n)
(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
O harıl harıl (savaşa) koşanlara,
Âdiyât Suresi'nin ilk ayeti, yemin ifadesiyle başlayarak Allah yolunda koşan atların veya savaşçıların hızını ve nefes nefese kalışını tasvir eder. Bu ayet, hareketin ve gayretin sembolik anlamlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adâ' kelimesinin asıl anlamının 'sınırı aşmak' olduğunu belirtir. 'Âdiyât' ise, düşmana doğru hızla koşan, sınırı aşan atlar veya savaşçılar için kullanılır. Ayetteki kullanımı, Allah yolunda düşmana karşı yapılan hızlı hareketi ve gayreti ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Âdiyât' kelimesini 'koşan atlar' olarak tefsir eder. Bu, mecazi olarak Allah yolunda cihat eden mücahitlere de işaret edebilir. Ayetteki bağlamda, yemin edilen varlıkların hız ve güçle hareket ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'adâ' kökünün Kur'an'daki kullanımlarının genellikle 'saldırganlık', 'düşmanlık' veya 'sınırı aşma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ancak 'Âdiyât' kelimesi, bu bağlamda, Allah'ın emriyle düşmana karşı yapılan meşru ve hızlı hareketi, yani cihat eylemini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dabh' kelimesinin atların koşarken çıkardığı nefes sesini ifade ettiğini belirtir. Bu ses, atların hızla ve yorulmadan koştuğunu, büyük bir gayret içinde olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, yemin edilen varlıkların yoğun çabasını ve enerjisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dabh' kelimesini 'koşan atın nefes sesi' olarak açıklar. Bu, sadece bir ses değil, aynı zamanda koşunun şiddetini ve atın yorgunluğunu da ima eder. Ayetteki 'dabhân' kelimesi, 'Âdiyât'ın ne kadar hızlı ve yorucu bir şekilde koştuğunu tasvir eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'dabh'ın atların koşarken burunlarından çıkardığı ses olduğunu ve bu sesin atın hızının ve yorgunluğunun bir göstergesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, yemin edilen varlıkların (atların veya mücahitlerin) Allah yolunda gösterdiği azmi ve fedakarlığı işitsel bir imgeyle pekiştirir.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Vel âdiyâti dabhân. (1) Burada o zamanlar en büyük savaş aracı atlardı. İşte bazı savaş hallerini, atların halini anlatmakta. Bu savaş atları şiddetle koşarak. Allah'ın yolunda koştukça koşanlara diye, yâni her birerlerimiz Hakk yolunda giden birer atlılardan başka bir şey değiliz. Kusura bakmayın ben söylemiyorum, âyet böyle diyor. Allah yolunda koştukça koşanlara, bizde Allah yolunda konuşuyorsak-koşuyorsak bizde bu hükmün altındayız. Yani bu oluşumun içindeyiz. Allah yolunda koştukça koşanlara, hemde bakın, soluyarak şiddetle soluyarak, seyirterek koşanlara.
Bu mânâ da bir yuvarlak mânâ veriyor tabii. Kırık mânâya geçildiği zaman kadhân soluma mânâsına geliyor soluyarak şiddetle seyirterek koşanlara. Bu hani beni israil deniyor ya. Ne demek beni İsrâil? İsrailoğulları. Peki isrâil ne demek? Gece yürüyenler demek. İşte bir bakıma bu âyet onlardan da bahsediyor. Soluyarak şiddetle seyirterek koşanlara. Üçüncü âyette sabah sabah akına çıkanlara.
Hani bilindiği gibi Yakup Aleyhisselâmın lakabıydı ya İsir. Hani gece yürüyerek kardeşinin azabından kurtulmak için, hala, teyzesinin veya dayısının yanına gitmişti başka bir şehirde. İki kardeştir onlar biri İys biri Yakub, İshak Aleyhisselamın iki oğlu. Aralarında ihtilâf çıkıyor biri ben büyüğüm biri ben büyüğüm diye. Çünkü adet olduğu vechiyle baba ortadan kalktıktan sonra, baba rahmetli olduktan sonra ailenin büyük çocuğu reis oluyor. Aile reisi oluyor, Onun etrafında toplanılıyor. Tabi bunlar da aile reisi olmak için belki bilmiyorum, kabile reisi olmak için aralarında ihtilâf çıkıyor.
O kadar ileriye götürüyorlar ki bu ihtilafı, Yakup
Aleyhisselâm fazla çekişmemek için kendi memleketinden ayrılmak zorunda kalıyor ve geceleri yol alıyor kardeşi görmesin diye. Birbirleri ikiz olduğu için hangisinin önce doğduğu bilinmiyor pek. Hatırda kalmamış ama ikisi de aynı haklara sahipmiş gibi görünüyorlar. Ama ben önce dünyaya geldim iki dakika, üç dakika diye büyüklük iddiasında bulunuyorlar kardeşler. Yakup Aleyhisselâm ben büyüğüm diyor ama fazla çekişmeyi uzatmadan oradan ayrılmaya karar veriyor. Çünkü kardeşi onu öldürecek kadar ileriye gidiyor. Habil Kabil gibi.
Geceleri serin de yürüyor, gündüzleri de gözükmesin diye bir orada bir ağaç altında ya da bir taşın gölgesinde istirahat ediyor. İşte gece yol yürüdüğü için ona İsr deniyor. İsra sûresinde de Efendimiz (s.a.v) için belirtildiği gibi. “Subhânellezî esrâ bi abdihî” “kulunu gecenin bir vakti yürüttü.” (17/1) Onun (Yakup) (a.s.) oniki tane çocuğu oluyor. On iki çocuğundan da birer sülâle meydana geliyor. Yakub Aleyhisselâmın bunlardan gelen oniki sülâleye beni İsrâil, yani Yakub oğulları deniyor. Yakub Aleyhisselâmın İbrâni lugatındaki ma’nası, abdullah ve saffetullah demekmiş. Yâni Allah'ın saf kulu ma’nâsında. Bunu da eklediğimiz zaman, yâ beni İsrâil lâfzının tercümesi, “Ey gece yürüyen saf temiz kullarımın çocukları.” Hadi bakalım şimdi kim oldu bunlar? İşte bizler olduk.
Yani dervişler olduk, gece yürümek demek, miraca çıkar gibi Efendimizin mânâ âleminde zikirlerle, tevhid-lerle, dersleri ile, gece namazları ile, teheccüt namazları ile yol almak. Efendim evin dışına bile çıkmıyoruz, evin içindeyiz nerede yol alacağız. Seccade üstünde? Gönül âleminde yol alacağız mertebeler içerisinde. İnsânın içinde de o kadar uzun yollar var ki. Dışarıda ne kadar yol varsa içerde daha da fazlası vardır. İçerde o yollar katedilmeden dışarıda katedilmeye çalışılıyor. İşte bundan da bahsediyor burada, “Vel âdiyâti dabhân.” “Andolsun ki
Allah yolunda koştukça koşanla-ra.” Gönül âleminde zikir ettikçe edenlere. Ve soluyarak Lâ ilâhe illâllah diye yol alanlara.