Ve-innehu ‘alâ żâlike leşehîd(un)
Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
Ve kendisi de buna şahittir.
Bu ayet, insanın kendi fiillerine ve nankörlüğüne bizzat şahit olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, insanın içsel durumunu ve Allah'ın her şeyi kuşatan bilgisini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'inne' edatının te'kid (vurgu) için kullanıldığını belirtir. Buradaki 'hu' zamiri ise, önceki ayetlerde bahsedilen 'insan'a veya 'Rab'be' işaret edebilir. Ayetteki bağlamda, insanın kendi durumuna şahitliğinin kesinliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'inne'nin cümlenin anlamını güçlendirdiğini ve şüpheyi ortadan kaldırdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, insanın kendi nankörlüğüne dair şahitliğinin tartışılmaz bir gerçek olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'alâ' harf-i cerrinin bazen 'hakkında' veya 'konusunda' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, şahitliğin 'o şey üzerine' yani insanın kendi nankörlüğü ve cimriliği üzerine olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'alâ'nın mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada, şahitliğin bir şeyin 'üzerinde' olması, o şeye tam bir vukufiyet ve bilgi sahibi olmayı ima eder. İnsan kendi durumuna tam bir bilgiyle şahittir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zâlike'nin uzak için kullanılan bir işaret zamiri olduğunu ve bazen önceki cümlelerde geçen bir durumu veya olayı işaret etmek için kullanıldığını belirtir. Ayette, insanın Rabbine karşı nankörlüğü ve mala olan düşkünlüğü gibi durumları kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, işaret zamirlerinin bağlam içinde belirli bir referansa işaret ettiğini vurgular. 'Zâlike' burada, önceki ayetlerde detaylandırılan insanın 'şedîdü'l-hubb' (mala aşırı düşkün) ve 'kenûd' (nankör) olma hallerine atıfta bulunur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehîd' kelimesinin hem 'hazır bulunan' hem de 'tanıklık eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, insanın kendi nankörlüğüne ve cimriliğine bizzat kendisinin şahit olması, bu durumun içsel bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şehîd' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın her şeye şahitliğini hem de insanın kendi fiillerine şahitliğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanın kendi iç dünyasındaki nankörlük ve cimriliğin farkında olduğunu, hatta buna bizzat tanık olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şehîd'in mübalağa sigası olduğunu ve 'çok şahit olan' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, insanın kendi durumuna dair şahitliğinin sadece yüzeysel değil, derinlemesine ve sürekli olduğunu vurgular.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve innehu alâ zâlike le şehîd. (7) Ve İnnehü muhakkak ki o alâ zâlike işte böyle ve şehit, bu olanların hepsine de şahittir. Yâni Cenâb-ı Hakk kendine neler lütfetmiş ise yaplması yapması gereken neler varsa bunların hepsini de bilmektedir. Böyle olduğu halde niye inkâr da ayak direr?