Yevme ye/ti lâ tekellemu nefsun illâ bi-iżnih(i)(c) feminhum şakiyyun vese'îd(in)
O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.
O gün gelince Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur.
Hûd Suresi 105. ayet, kıyamet gününün dehşetini ve o günkü konuşma yetkisinin yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular. Ayet, insanların o günkü durumlarını 'şakî' (bedbaht) ve 'saîd' (mesut) olarak iki ana kategoriye ayırarak, ilahi adaletin tecellisine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إتيان' (ityân) kelimesinin bir şeyin kolaylıkla ve yumuşaklıkla gelmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَأْتِ' ifadesi, kıyamet gününün kaçınılmaz ve kesin bir şekilde geleceğini, Allah'ın takdiriyle vuku bulacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'إتيان'ın bazen bir şeyin gerçekleşmesi, vuku bulması anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet gününün bir zaman dilimi olarak gelip çatmasını ve beraberinde getireceği olayları ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'كلام' (kelâm) kelimesinin genel olarak söz ve konuşma anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ' ifadesi, kıyamet gününde Allah'ın izni olmaksızın hiçbir canlının konuşma yetisine sahip olamayacağını, mutlak otoritenin Allah'a ait olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'كلام'ın mecazi olarak da kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki kullanımı doğrudan ve hakiki anlamda konuşma eylemini ifade eder. Allah'ın izni olmadan konuşmanın imkansızlığı, o günkü dehşeti ve acizliği vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kelâm' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi vahiy ve insan konuşması bağlamında ele alındığını belirtir. Bu ayetteki 'lâ tekellemu nefsun' ifadesi, konuşma eyleminin nihai kaynağının ve izninin Allah'a ait olduğunu, kıyamet gününde bu yetkinin tamamen O'nun kontrolünde olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إذن' (izn) kelimesinin bir şeyi yapmaya veya söylemeye verilen ruhsat ve müsaade anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'إِلَّا بِإِذْنِهِۦ' ifadesi, kıyamet gününde her türlü eylemin, özellikle de konuşmanın ancak Allah'ın mutlak iradesi ve onayıyla gerçekleşebileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'إذن'in bazen ilahi takdir ve emre işaret ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın o günkü mutlak hakimiyetini ve hiçbir şeyin O'nun izni dışında vuku bulamayacağını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شقاء' (şakâ') kelimesinin zorluk, meşakkat ve bedbahtlık anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'شَقِىٌّ' ifadesi, kıyamet gününde Allah'ın azabına uğrayacak, mutsuz ve kötü akıbetli kimseleri tanımlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'شَقِىٌّ' kelimesinin 'şakâvet' kökünden türediğini ve ahiretteki kötü akıbeti, cehennemlik olmayı ifade ettiğini açıklar. Bu ayette, insanların kıyamet günündeki iki zıt durumundan birini, yani azaba müstahak olanları temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şakî' kelimesinin Kur'an'da genellikle dünya hayatındaki isyan ve günahlar sonucu ahirette karşılaşılacak azabı ve bedbahtlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi adaletin tecellisiyle kötü amellerin karşılığını görecek olanları işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سعادة' (sa'âde) kelimesinin iyilik, mutluluk ve hayırlı akıbet anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'سَعِيدٌ' ifadesi, kıyamet gününde Allah'ın rahmetine nail olacak, mutlu ve cennetlik kimseleri tanımlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'سعيد' kelimesinin 'sa'âdet' kökünden geldiğini ve ahiretteki iyi akıbeti, cennetle müjdelenmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların kıyamet günündeki iki zıt durumundan diğerini, yani Allah'ın rızasını kazanmış olanları temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sa'âdet' kavramının Kur'an'da genellikle dünya hayatındaki salih amellerin bir sonucu olarak ahirette elde edilecek ebedi mutluluğu ve cenneti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'saîd' kelimesi, Allah'ın lütfuyla kurtuluşa eren ve cennete giren kimseleri simgeler.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.105~
يَوْمَ يَاْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِهٖ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعٖيدٌ
~ ~ ~
11.105 - Yevme yeé'ti lâ tekellemu nefsun illâ biiznih, feminhum şekıyyuv ve seîd.
Diyanet Meali:
11.105- O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.105- O geleceği gün hiçbir nefis, tekellüm edemez, ancak onun izniyle başka, artık kimi bedbaht kimi mesut
“Hepsi O’nundur, konuşan O’nunla ve O’nun kelamıyla konuşur. Böyle iken O’nun izni ve iradesi olmadan konuşabilir mi?”
“Rahman’ın izin verdiklerinden başkası konuşamazlar” (ayet) Konuşan da doğruyu söyler. Hak söyler…
Ayette “bedbaht” ve “Said” anlamına gelen kelimeler nekre/ belirsiz anlamda kullanılmıştır. Dolayısıyla bu iki kelime ezeli ve ebedi mutlu ve mutsuz kimselere delalet eder.
Hakiki anlam bağlamında verilecek hüküm şudur: Bedbaht kimse, ateşin sözü edilen mertebesinde olduğuna göre, oradan çıkarılmaz, aksine bulunduğu tabakadan başka bir tabakaya, bulunduğu derekeden başka bir derekeye nakledilir. Bu da cehennemde ebedi kalma hükmündedir.
O halde ayette başka bir şey kastedilmiştir. Şöyle ki: Bedbaht kimse, ahadiyet açısından rabbi ile beraberdir, rabbi dosdoğru yol üzere olarak onun perçeminden tutmuştur. Nefsinin hevasından dolayı ters rüzgârlar eserek onu cehenneme sürükler. Kişi orada nefsin hevasının yanında yakınlık aynındadır. Kendisine uygun şeylerden lezzet alır. Bunlar nimete dönüşürler. Böylece onun hakkında ateş-cehennem olarak isimlendirilen şey zail olur.
Mutluların nimetlerinden uzak olsa da bulunduğu yer lezzet aldığı bir tür cennete dönüşür. Nitekim, bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Cehennemin dibinde su teresi yetişir.” Mutlu için de öyle. Cennetlerde ve cennetlerinde dereceleri arasında intikal ederler. Mutlu insan, zat ahadiyetinde fena bulmuş, aşk kıvılcımıyla cemal parıltıları içinde yanmıştır. Artık şahit de meşhud da Hak’tır. Müşahede makamında ruhun varlığıyla bulunmaz. Bilakis, tek zati şuhudla bulunur. Orada da Allah’tan başkası için ayn, eser diye bir şey kalmaz. Bu hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer kalbinin tasavvur etmediği bir durumdur.
Eğer ayette geçen “bedbaht ve mutlu” ifadelerinin nekre olarak kullanılmış olması, ebedi bedbaht olmadığını söylemek içindir. Nefsinin karanlıklarından arınarak, cennete girmesi söz konusudur.
Seyre başlayan salik daha dünyada iken dereceler arasında intikal eder. Kaldığı yerden öbür dünyada devam eder. Bu da irfaniyetin süreceği anlamına gelir… N.M.
----------------------- rtfSndPly*11.106*
11- Hud Suresi- Ayet 106