İçeriğe atla
Hûd 105Cüz 12 · Sayfa 233

Hûd Sûresi 105. Âyet

هود

Sohbete sor

Yevme ye/ti lâ tekellemu nefsun illâ bi-iżnih(i)(c) feminhum şakiyyun vese'îd(in)

O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.

Hûd Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~~11.105~
يَوْمَ يَاْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِهٖ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعٖيدٌ
~ ~ ~

11.105 - Yevme yeé'ti lâ tekellemu nefsun illâ biiznih, feminhum şekıyyuv ve seîd.

Diyanet Meali:

11.105- O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.105- O geleceği gün hiçbir nefis, tekellüm edemez, ancak onun izniyle başka, artık kimi bedbaht kimi mesut


“Hepsi O’nundur, konuşan O’nunla ve O’nun kelamıyla konuşur. Böyle iken O’nun izni ve iradesi olmadan konuşabilir mi?”

“Rahman’ın izin verdiklerinden başkası konuşamazlar” (ayet) Konuşan da doğruyu söyler. Hak söyler…

Ayette “bedbaht” ve “Said” anlamına gelen kelimeler nekre/ belirsiz anlamda kullanılmıştır. Dolayısıyla bu iki kelime ezeli ve ebedi mutlu ve mutsuz kimselere delalet eder.

Hakiki anlam bağlamında verilecek hüküm şudur: Bedbaht kimse, ateşin sözü edilen mertebesinde olduğuna göre, oradan çıkarılmaz, aksine bulunduğu tabakadan başka bir tabakaya, bulunduğu derekeden başka bir derekeye nakledilir. Bu da cehennemde ebedi kalma hükmündedir.

O halde ayette başka bir şey kastedilmiştir. Şöyle ki: Bedbaht kimse, ahadiyet açısından rabbi ile beraberdir, rabbi dosdoğru yol üzere olarak onun perçeminden tutmuştur. Nefsinin hevasından dolayı ters rüzgârlar eserek onu cehenneme sürükler. Kişi orada nefsin hevasının yanında yakınlık aynındadır. Kendisine uygun şeylerden lezzet alır. Bunlar nimete dönüşürler. Böylece onun hakkında ateş-cehennem olarak isimlendirilen şey zail olur.

Mutluların nimetlerinden uzak olsa da bulunduğu yer lezzet aldığı bir tür cennete dönüşür. Nitekim, bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Cehennemin dibinde su teresi yetişir.” Mutlu için de öyle. Cennetlerde ve cennetlerinde dereceleri arasında intikal ederler. Mutlu insan, zat ahadiyetinde fena bulmuş, aşk kıvılcımıyla cemal parıltıları içinde yanmıştır. Artık şahit de meşhud da Hak’tır. Müşahede makamında ruhun varlığıyla bulunmaz. Bilakis, tek zati şuhudla bulunur. Orada da Allah’tan başkası için ayn, eser diye bir şey kalmaz. Bu hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer kalbinin tasavvur etmediği bir durumdur.

Eğer ayette geçen “bedbaht ve mutlu” ifadelerinin nekre olarak kullanılmış olması, ebedi bedbaht olmadığını söylemek içindir. Nefsinin karanlıklarından arınarak, cennete girmesi söz konusudur.

Seyre başlayan salik daha dünyada iken dereceler arasında intikal eder. Kaldığı yerden öbür dünyada devam eder. Bu da irfaniyetin süreceği anlamına gelir… N.M.

----------------------- rtfSndPly*11.106*


11- Hud Suresi- Ayet 106