Fele'alleke târikun ba'da mâ yûhâ ileyke vedâ-ikun bihi sadruke en yekûlû levlâ unzile ‘aleyhi kenzun ev câe me'ahu melek(un)(c) innemâ ente neżîr(un)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in vekîl(un)
(Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
(Ey Resulüm!) Şimdi belki sen, "Ona bir hazine indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya!" diyorlar diye sana vahyolunan vahyin bir kısmını terkedecek olursun ve bundan dolayı da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Bu ayet, Hz. Peygamber'in tebliğ görevi sırasında karşılaştığı zorlukları ve müşriklerin talepleri karşısında hissettiği sıkıntıyı dilbilimsel olarak ele almaktadır. Özellikle 'târik', 'dâik', 'yûhâ' ve 'vekîl' gibi kelimeler, ayetin ana mesajını oluşturan peygamberlik görevinin mahiyetini ve Allah'ın kudretini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Terk (ترك), bir şeyi bırakmak, ondan vazgeçmek demektir. Ayetteki 'târik' (تَارِكٌ) kelimesi, müşriklerin itirazları karşısında Hz. Peygamber'in vahyedilenin bir kısmını tebliğ etmekten vazgeçme endişesini dile getirir. Bu, peygamberin insanî yönünü ve tebliğdeki zorlukları gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Terk (ترك) kelimesi, bir şeyi geride bırakmak, ondan yüz çevirmek anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in, müşriklerin talepleri yüzünden vahyedilenin bir kısmını tebliğ etmeyi bırakma ihtimali mecazi bir ifadeyle anlatılmaktadır. Bu, peygamberin üzerindeki baskıyı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy (وحي), gizli ve hızlı bir şekilde bildirmek demektir. 'Yûhâ' (يُوحَىٰٓ) kelimesi, Allah'ın Hz. Peygamber'e gizlice ve süratle bildirdiği ilahi kelamı ifade eder. Ayette, bu vahyin bir kısmından vazgeçme endişesi, vahyin kutsallığını ve tebliğdeki hassasiyeti gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vahy (وحي) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanlara, özellikle peygamberlere, doğrudan ve gizli bir şekilde mesajını iletmesi anlamında merkezi bir yere sahiptir. 'Yûhâ' (يُوحَىٰٓ) ifadesi, bu ilahi iletişimin pasif formunu vurgular ve mesajın kaynağının Allah olduğunu açıkça belirtir. Ayetteki kullanımı, vahyin mutlak otoritesine rağmen, tebliğ sürecindeki insanî zorlukları ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dîk (ضيق), darlık, sıkıntı demektir. 'Dâik' (ضَآئِقٌ) kelimesi, Hz. Peygamber'in kalbinin (صدْرُكَ) müşriklerin anlamsız talepleri ve itirazları karşısında hissettiği ruhsal sıkıntıyı ve daralmayı anlatır. Bu, peygamberin tebliğdeki zorluklara karşı insanî tepkisini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dîk (ضيق) kelimesi, hem maddî hem de manevî darlığı ifade eder. Ayetteki 'dâik' (ضَآئِقٌ) ifadesi, Hz. Peygamber'in kalbinin (صدر) müşriklerin inkârı ve mucize talepleri karşısında hissettiği psikolojik baskıyı ve üzüntüyü mecazi olarak anlatır. Bu, tebliğcinin karşılaştığı zorlukların derinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzâr (إنذار), bir şeyi önceden haber vererek korkutmak, uyarmaktır. 'Nezîr' (نَذِيرٌ) kelimesi, Hz. Peygamber'in temel görevinin, insanları Allah'ın azabına karşı uyarmak ve onlara doğru yolu göstermek olduğunu ifade eder. Bu, peygamberin sadece bir uyarıcı olduğunu, mucize gösterme veya hazine indirme gibi görevlerinin olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nezîr (نَذِيرٌ) kavramı, Kur'an'da peygamberlerin temel fonksiyonlarından biri olarak öne çıkar. Peygamber, insanları gelecekteki ilahi cezaya karşı uyaran kişidir. Ayetteki 'İnnemâ ente nezîr' (إِنَّمَآ أَنتَ نَذِيرٌ) ifadesi, Hz. Peygamber'in görevinin sadece uyarıcılıkla sınırlı olduğunu, müşriklerin talep ettiği olağanüstü güçlere sahip olmadığını net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vekîl (وكيل), işleri kendisine havale edilen, güvenilen kimsedir. Ayetteki 'Allahü alâ külli şey'in vekîl' (وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ) ifadesi, Allah'ın her şeyin idaresini üstlenen, her şeye kefil olan ve her şeyi koruyan olduğunu belirtir. Bu, Hz. Peygamber'e ve müminlere güven ve teselli verir, tüm işlerin nihayetinde Allah'a ait olduğunu hatırlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vekîl (وكيل), kendisine güvenilen, işleri kendisine bırakılan demektir. Allah hakkında kullanıldığında, O'nun her şeyin idaresini elinde tuttuğunu, her şeye kefil olduğunu ve her şeyi koruduğunu ifade eder. Ayetteki bu kullanım, Hz. Peygamber'in tebliğdeki zorluklarına rağmen, tüm işlerin nihai olarak Allah'ın kontrolünde olduğunu ve O'nun her şeye kâfi geldiğini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.12~
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰى اِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهٖ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ اِنَّمَا اَنْتَ نَذٖيرٌ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ وَكٖيلٌ
~ ~ ~
11.12 - Felealleke târikum bağda mâ yûhâ ileyke ve dâigum bihî sadruke ey yegûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahû melek, innemâ ente nezîr, vallâhu alâ kulli şey'iv vekîl.
Diyanet Meali:
11.12- (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.12- Şimdi ihtimal ki sen «ona bir hazine indirilse ya veya beraberindeki bir melek gelse ya» diyorlar diye göğsün daralarak sana vahyolunanın bazısını bu sebeple terk edecek olursun, fakat sen sırf bir nezirsin. Allah ise, her şey'e karşı Vekil.
Müşrikler peygamberlerin de insan olmasından dolayı kendileriyle kıyaslamışlardır. Kendilerine gelmediğine göre başkasına da gelmez sanmışlardı. Çünkü baktılar ki insanların yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları oluyor. Melek daha doğru bir seçimdir! İnsanlar ona mal, mülk, güç, kuvvet vb. bakımından ulaşamamalıydı.
Bir de Mekke müşriklerine göre melekler Allah’ın kızlarıydı. Elbette elçi olarak onlar gönderilmeliydi.
Hazineden bahsedilmesi ise müşriklere göre büyüklük ancak mal ve makam sahibi olmaktan geçiyordu. Allah’ın yanındaki makamın yüceliği gözden kaçıyordu.
“Rabbinin rahmeti, onların toplaya geldiği maldan daha hayırlıdır.” Ayet.
Kur’an’ı Kerim’de göğsün açılması ve daralması için iki kelime kullanılır. “Dayk” D-Y-K kökünden gelen, genişliğin zıddı anlamındaki darlık, fakirlik, üzüntü manalarına gelir. “Şerh” ise Ş-R-H kökünden gelir ve bir şeyi genişletmek, mecaz olarak da kapalı ve izaha muhtaç olan şeyleri açıklayıp tefsir etmek anlamındadır.
Peygamberimiz adet ve alışkanlıklara savaş açmıştır. Çok zordur. Zihin yapısı inandığımız ve alışkanlık edindiğimiz bilgilerle örülür. Dışarı çıkmak istemez. “Melek ve hazine” kelimeleri müşriklerin dağarcığındaki değerlerden iki tanesidir.
(En’am suresi, 50. Ayette: Resulüm de ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımda demiyorum, gaybı da bilmiyorum” yine “ben size meleğim de” demiyorum. Ben ancak vahyedilene tabi oluyorum”)
C. Hak nebisini adet, gelenek-görenek mağarasından çıkardı sonra nebi vasıtasıyla kullarını. Peygamberimizin nitelikleri Nezir yani uyarma ve Beşir (müjdelemek) dir. Hak Taala “sen ancak bir nezirsin” diyerek kendine kötü davrananlara karşı metodunu göstermiştir.
Gönül darlığı hayatı cehenneme çevirir. Vekilimizin Allah olması rahatlatır. “Gönül Çalabın tahtıdır.” Hakk kuluna inşirah vererek huzurunu sağlar.
“Peygamber, sıkıntıdan dolayı bazı ayetleri neredeyse söylemiyordun.” Aynı ayetin devamı “İsra” suresindedir. “Ya Muhammed! Neredeyse benim sana vahyetttiğimden seni tutmasaydım ayıracaklardı. Onlara az kalsın meyledecektin. O zaman sana ahiretin ve dünyanın sıkıntılarını tattırırdım. Onlara şöyle de: Ben bana vahyolunana tabi olurum!” Bu ayetle C. Hakk elçisine huzuru, sükunu indirmiş oldu.
---------------------- rtfSndPly*11.13*
11- Hud Suresi- Ayet 13